Sahibi:
Prof.Dr. Abdurrahim Özgenoğlu
Yayın Kurulu :

Prof.Dr. İsmail Bircan
Uzman Nilüfer Ünal
Osman Kutlu
Editör: 
Gülden A.Pınarcı
Web Tasarım:
Onur Karagöz
             3 Ayda bir yayınlanır.

Makaleler

Prof. Dr. Doğan Altınbilek

28.03.2011 tarihinde Atılım Üniversitesi’nde gerçekleştirilen konferans metnidir.

DÜNYANIN ve TÜRKİYE'nin SU KAYNAKLARI

Burada size 2003 yılında, hatta 2001’de olabilir, dünya liderleri arasında OECD tarafından yapılan bir anketi gösteriyorum. Dünyadaki yöneticilere, devletlerin bakanlarına, başbakanlarına “Sizler için en önemli, büyük konular nedir?” diye sormuşlar. %93’ü suyun onlar için en büyük öncelik olduğunu söylemişler. %85’i yenilenebilir enerjiyi koymuşlar. %81’i yoksulluk, dünyada olan yoksulluğu koymuşlar. %75’i kamu sağlığı, %70 öncelikle biyolojik çeşitlilik, %69 gıda güvenliği, %54 kişisel tüketim, %50 kentsel altyapı. Doğrusu suyun en başta gelmesi beni hiç şaşırtmadı, hatta enerjinin de ikinci sıraya gelmesi şaşırtmadı. Fakat beni şaşırtan şeylerden biri şu aşağıdaki kişisel tüketim, yani dokuzuncu sıraya koymuşlar. Nitekim kişisel tüketimlerin çok fazla olması dünyayı nereye getirir, 2008’de bir malî krize getirdi ve dünya ekonomik sistemi battı. Demek ki 2002 yılında dünya liderleri insanların kazandığından çok harcadığının farkındaymış ve bu da sonunda Batı ekonomisinde ciddi bir çöküş yarattı.

 


Su konusunu konuşmadan önce nüfusu konuşmak gerekiyor”

Su konusunu veya dünyadaki pek çok altyapı konusunu konuşmadan önce mutlaka nüfusu konuşmak gerekiyor. Nüfusu konuştuğunuz zaman görüyorsunuz ki dünya nüfusu nasıl artıyorsa, dünyada su tüketimi de ona benzer bir şekilde artıyor. Burada gördüğümüz dünyanın toplam su tüketimi, bu da kişi başına tüketimi, tabii daha az sayıda daha az artıyor. Fakat nüfus arttığı için görüyorsunuz, şu nüfusa paralel olarak o da artıyor. Dünya nüfusu şu anda 6.5 milyar insanı buldu ve 2025 yılında 8 milyarı bulacağı tahmin ediliyor.

 

“Türkiye su bakımından ne çok zengin ne çok fakir”

Hâlbuki dünyada su miktarı yenilenebilir bir miktar ama kısıtlı bir miktar. 1995 yılında ve 2025 yılında dünyadaki su durumları, sarılar daha ziyade en çok su sıkıntısı olan bölgeleri gösteriyor, gittikçe artıyor. Az sarı olanlar böyle, Türkiye açık mavi, bir de koyu maviler var. Suyu en çok olan ülkeler bu koyu mavi ülkeler, kuzey ülkeleri. Türkiye su bakımından ne çok zengin ne çok fakir. Bizim güneyimizdeki komşularımız Arap ülkeleri, Suriye, Irak, Suudi Arabistan, Ürdün, Lübnan onlar su bakımından çok fakir oldukları için biz çok zengin olmamakla beraber onlara göre çok zengin gözüküyoruz. Yani fakir mahallelere komşu orta halli bir aileyiz. Eğer bütün suyumuzu Türkiye’de bütün insanlara bölersek brüt olarak yılda 3 bin m3 oluyor, onun netine geçersek 1.600 falan oluyor.

Bu da su kıtlığının hemen üstüdür. Yani ileride nüfusumuz çok artarsa biz de su kıtlığı yaşayabiliriz.

Ayrıca su derken onun miktarı kadar kalitesi, kalitesi kadar zamanda dağılımı; bize hangi ayda su geliyor, bir de alanda dağılımı mühimdir. Türkiye’nin suyunun mesela %25’i Dicle-Fırat Vadisi’ndedir. O suyun İstanbul’a faydası yok. İstanbul’da 15 milyon insan var, İstanbul bugün suyunu 150-170 km öteden Melen Çayı’ndan getiriyor veya Trakya’dan getiriyor. Yani o kadar adama yetecek su İstanbul’da yok.

Burada Türkiye’nin suları hakkında bazı rakamlar var, her şeyi rakam olarak ezberlemeye gerek yok; fakat şurada gördüğünüz gibi 2000 yılında Türkiye’de toplam kullanılan su 40 milyar m3 falandı 40 km3’tü. Türkiye’de toplam suyu 200 km3 filan civarında ama bunun 110 km3’nün ekonomik olarak kullanılabileceği düşünülüyor, öbürleri dağlarda, göllerde, başka yerlerde alıp getirmek, kullanmak mümkün değil. Yarısı yaklaşık yarısından biraz fazlası kullanılabilir gözüküyor ve bunun %75’i sulamada kullanılıyordu, yapılan bütün iyileştirmelerle sulama suyunun %65’e düşürülmesine çalışılıyor. Yani en büyük miktarı gıda üretimi için sulamada kullanılıyor. Geri kalanlar arasında içme suyu için %15’i ve endüstri için de %10’u kullanılıyordu.

Zaman içinde yapılan iyileştirmelerle, daha randımanlı sulama teknikleriyle sulama suyu %65’e düşecek. İçme suyu %15’ten %23’e artacak, endüstri suyu %12 olarak kalacak. Tabii buradan buraya geçmek Türkiye’de çok büyük ve çok ciddi yatırımlar gerektiriyor ve suyumuzun tamamının kullanılacağı yıl 2030 olarak tahmin ediliyor. Fakat bu hemen olacak bir şey değil.

“İçme suyunun %28’ini üretiyoruz”



Yani buraya bakarsak, potansiyelimiz mesela 8.5 milyon hektar sulama yapabiliriz. Bunun sadece şu anda 5.4’ü sulanıyor, yani %64’ü sulanıyor. Hidro elektrikte 140 milyar kilowatt/saat elektrik üretebiliriz, 50 üretiyor, %36’sı. İçme suyunda da kullanacağımız içme suyunun %28’ini üretiyoruz. 213 tane barajımız, 412 tane küçük barajımız ve 240 tane de hidroelektrik istasyonumuz şu anda devrede. Ama yapılacak o kadar çok sayıda tesis var ki 213 baraja ilaveten 500 küsur tane baraj, belki 800 küsur tane küçük baraj ve gene yüzlerce binin üzerinde belki hidroelektrik istasyonu yapılacak.

Bu şu demek: Bu sınıfta oturan inşaat mühendisleri hiçbir şey yapmasalar, su dalında çalışsalar önümüzdeki 25 yılda yapılacak işler var. Esasında Devlet Su İşleri Resmî Belgeleri 2023’te bitecek diyor. Onu da ben başlatmışım; çünkü Cumhuriyetin 100. yılında bitirmek çok güzel bir şey. Ayrıca da böyle bir hedef koyarsanız ve hükümet size ödenek verirlerse işleriniz daha iyiye gideceği için böyle hedefler koymak yararlıdır. Ama 2023’e sadece 12 yıl kaldığını düşünürseniz kalan su işlerini bitirmek mümkün değil; çünkü yapılan işler 1954’den bu yana yapılan işler. Şu resme de dikkat edin. Bu resim Atatürk Barajı’ndan Harran’a su geldiği zaman. Atatürk Barajı’ndan Şanlıurfa tünelleri ki iki tane 26 km boyunda ikiz 7 m 62 cm çapında dev tünelle su çevriliyor ve 320 m3/saniye su önce Harran’a sonra Mardin’e doğru gidiyor ve 350 bin hektar alan suluyor. Şimdi burada çocuklar suyun geldiğine inanamıyorlar; çünkü onlar için su zenginlik. Tarım yapabilecekler, zengin olabilecekler. Eskiden bu insanlar Çukurova’ya pamuk toplamaya gidiyorlardı, şimdi kendi tarlalarını suluyorlar. Biraz sonra size Harran’ın bir fotoğrafını göstereceğim. Bunlar için çok sayıda tesis yapılıyor. Mesela bu Fırat Nehri’nin bir boy kesiti; 500 küsur km’lik bir mesafede 540 m’lik bir düşü 5 kere savaplanarak elektrik üretiliyor. Bu barajlarla 7.5 milyar kilowatt/saat yılda elektrik üretiliyor. Önce Keban Barajı sonra Karakaya Barajı, Atatürk Barajı, Birecik Barajı, Karkamış Barajı var, neredeyse pratik olarak göller bir üstteki baraja yaklaşmış vaziyette. İbrahim Tatlıses Allah ona iyilik versin şarkısı var “Zalim Gelini nasıl aldın, Zalim Fırat nasıl aldın gelini, kanlı Fırat” diye. Esasında şimdi taşkın filan yok, beş tane göl var, yani sular bir barajdan öbürüne sulanıyor ve bu bizim Atatürk’ün, başka ülkelerden yaptığı zaman Başbakan Celal Bayar’a verdiği emrin gerçekleşmesi bir anlamda; çünkü bu barajlar hem Türkiye’de çok büyük enerji üretiyor, taşkınlıktan koruyor, aynı zamanda çok büyük tarım alanlarını suluyor. GAP Projesi bir noktanın 3 milyon hektarlık alanı sulayacak ve 1.5 milyon insan da o yüzden orada iş bulacak.

Burada Atatürk Barajının bir resmini görüyorsunuz, muhteşem bir barajdır. Burada da bir tane daha resmini görüyorsunuz, bu parayı hatırlayan var mı bilmiyorum, kaç 7-8 sene önce kalktı galiba ama babam mesela harçlık diye veriyordu, verdiği zaman 1 milyon Lira çok büyük bir para değildi. Fakat cebinizde üstündeki barajın resmi Türkiye’nin zenginliğiydi. O baraj 4 milyar dolara yapılmıştır. Şanlıurfa tünelleriyle beraber, yani vergi veren insanların bir anlamda geçmiş neslin gelecek nesle hediyesidir. Geçmiş neslin paralarıyla yapıldı; fakat önümüzdeki 40-50 yılda gelecek nesiller bunu kullanacak ve bu her sene çok büyük alanları sulayacak,

 

çok büyük enerji üretecek. Bunu cebinizde taşıdığınız zaman Atatürk Barajı resmi üstündeyken Türkiye’nin zenginliğini cebinizde taşıyordunuz ve böyle büyük barajlar yapıldığı ülkeler için zenginliktir. Amerikan’ın Hoover Barajı, Pakistan’ın Tarvela Barajı, Mısır’ın Aswan Barajı. Nil üzerinde Aswan Barajı olmasaydı, Mısır hiçbir zaman bugünkü halinde olamazdı; gerek sulama açısından gerek enerji açısından. Yani böyle barajlar ülkenin zenginliğidir, ayriyeten İngiltere Kraliçesinin tacındaki mücevherler veya bizim Topkapı Müzesindeki Kaşıkçı Elması gibi ve ondan çok daha değerli ülkeye hizmet eden yapılardır.

Biraz dünyayı konuşalım. Dünyada su ve sağlık konusunu konuşalım, oradan başlayalım. 1.1 milyar insanın içecek suyu yok. Bu insanların istedikleri su günde 35 litre bir su, insanlar diyorlar ki “Su yalnız bizim ihtiyacımız değil, aynı zamanda hakkımız. Bulunan hükümetlerin bize vermesi lazım, bunu insan hakkı olarak yapalım”. Hakikaten geçen sene Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda suyun insan hakkı olduğuna dair bir karar çıktı. Herkes çok sevindi, çok sevindi ama bu hakkı onlara kim verecek? Bu hakkı onlara hükümetin vermesi lazım, hükümet ise yeteri vergi toplayamadığı için böyle imkânlara sahip değil.

Öte taraftan özel teşebbüssün gelmesi lazım. Özel teşebbüs bu suyu verebilir, bulabilir. Fakat o zaman da o suyun maliyetini vermek lazım. Biz mesela İstanbul’da veya Ankara’da m3 1 dolara yakın su kullanıyoruz, 1 doların üstünde hatta. Şimdi böyle bir para verebilirseniz, susuzluk yok. Amerika’da çok daha fazla su kullanıyorlar, 35 m3 falan Türkiye’de 250 m3/saat, 250 litre/ saniye. 35 litre/saniye su arıyorlar, onu bulamıyorlar. Çünkü parasını veremiyorlar. Ama Amerika’da bu 600 litre, 500 litre/saniye günde adam başına o kadar su. Bu suyun maliyetini kim verecek?



Ayrıca 2.4 milyar insanında tuvaleti yok, yani evine boruyla su gelmiyor, musluğunda su akmıyor, evinde tuvalet yok. Tuvalet ihtiyaçlarını çıkıp dışarıda karşılıyor. Afrika’da kadınlar diyorlar ki tuvalet yalnız bizim ihtiyacımız değil, aynı zamanda onurumuz. Akşam vakti çıkıp evden çalılıklarda ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor Afrikalı kadınlar ve bu sırada da tecavüze uğruyorlar, bu gerçekten onur kırıcı bir durum. Peki, bu insanların ihtiyaçlarını kim karşılayacak?

 

 

“Dünyadaki hastalıkların %80’ni sudan kaynaklanan hastalıklarla bulaşıyor”

 

 


Ayrıca dünyadaki hastalıkların %80’ni sudan kaynaklanan hastalıklarla bulaşıyor ve 8 saniyede bir çocuk ölüyor. Yani şu konuşmamıza başladığımız süreden bu yana onlarca çocuk sırf sudan kaynaklanan hastalıklardan dünyada ölüyor.

2025 yılına kadar dünyada bütün herkesin suya kavuşması için 180 milyar dolar yatırım yapması lazım. Bütün sorun bu, 180 milyar doları kim harcayacak? Şimdi biz bazen böyle tartışmalara giriyoruz, özel teşebbüs suya girmesin, suyu devlet yapsın. Devlet yapsın, özel teşebbüs yapsın, şu yapsın, bu yapsın, bu 180 milyar dolar nereden karşılanacak, kim verecek bu suya bu parayı?

 

 

 

“Dünyanın suyunun %80’ni sulama ve gıda üretimi için kullanılıyor”


Dünya suyunun %80’ni sulama ve gıda üretimi için kullanılıyor. Türkiye’deki rakamları gösterdim; %75. Bunu azaltmaya çalışıyoruz; fakat ne kadar azaltsak damla sulaması, yağmurlama sulaması, daha randımanlı sulama tekniklerine de geçsek %65’den aşağıya indiremeyeceğiz. Demek ki Türkiye’nin suyunun çok fazlasını buna sarf ediyoruz ve eğer bir tasarruf yapacaksak su kullanımında tarım ilk başta gelen şeylerden bir tanesi. Üstelik tarımın içinde ilginç olduğu için çok kısa başlıkla söyleyeyim yediğiniz gıda da bunu etkiliyor. Water Footprint, “Suyun Ayak İzi”

 

dediğimiz bir şey var, eğer mesela etle beslenen bir rejimdeyseniz 1 kg etin yetişmesi, tabağınıza gelebilmesi için 15 bin litre su lazım. Hâlbuki 1 kg tahılın gelebilmesi için 1.500 litre kadar su lazım. O yüzden tahılla beslenen Hindistan gibi bir ülkede yaşamakla vejetaryen bir ülkede biftekle beslenen Kuzey Amerika gibi bir yerde yaşamının getirdiği su ihtiyaçları da çok farklı. Fakat şöyle bir rakam verebilirim ama bu rakamları çok bilimsel kabul etmeyin, bunu bir ortalama olarak söylüyorum; çünkü çok fark eden ürünler var; fakat 1 kilokalori enerji alabilmeniz için günde masanıza gelen yemekler için aşağı yukarı 1 litre su sarf ediliyor.

Bu çok yanlış bir rakam değil;fakat bilimsel olarak, çok böyle virgülüne kadar da doğru değil.

Şimdi günde diyelim 2.000 kalorilik diyet kullanıyorsanız, 2.000 litre yani o gıdanın yetişmesi için 2 m3 su lazım.  Bu tarım ihtiyaçları gerçekten çok ciddi.  Belki duymuşsunuzdur bir de biodizel diye bir şey var, yağ bitkilerinden dizel elde etmek. Mesela şu an dünyada olan tartışmalardan bir tanesi. Biodizele çok fazla alan ayırsak gıdayı nerede üreteceğiz? Çünkü dünyadaki biodizel tüketimini arttırmak için çok büyük alanların yağ bitkileri olması lazım, yani çevreciler her ne kadar yenilenebilir enerji gibi gözüküyorsa da biodizele bir anlamda da karşı çıkıyorlar.

“Suya ihtiyacımız var”

Dünyanın gıda ihtiyacını temin edebilmek için 2030 yılında %14 veya %17 daha fazla sulama yapmamız gerekiyor. Suya ihtiyacımız var. Yani su ihtiyacımız artacak 2030’a kadar %15 diyelim gıda ihtiyacı için.

Bu ovayı gördünüz mü? O Harran Ovası. Harran Ovası Yukarı Mezopotamya’dadır veya Bereketli Hilâl “Fertile Crescent” dediğimiz bölgedir. Uçsuz bucaksızdır. 120 bin hektardır. Urfa’dan Akçakale’ya kadar Suriye sınırına kadar uzanır. Eskiden burası çatlak topraklardı, 1994 yılında sulanmaya başladı ve şimdi uçsuz bucaksız sulama alanları, birçok eksikleri var.

 

Üstelikte şu anda drenajda bazı aksilikler olduğu için potansiyel olarak 30 bin hektarı tuzlanma tehlikesi var. Neyse sorunları bir kenara bırakalım. Bizim Harran Ovası eğer görmediyseniz işte böyle bir yerdir. İngilizce böyle şeylere majestic diyorlar.

Burada da Türkiye’yle ilgili bir rakam var. Sulanabilir alanlarımızın yüzde 8.5 milyon hektarın 5.42’si sulanıyor. Bu da gene Harran’a ilk su geldiği zaman kanaldan halkın o suyu görmesi, elini yıkaması, bakmasının resmi. Bu insanlar bu olaydan 1 sene önce, yani inşaat yıllardır devam ediyor. Atatürk Barajı yapıldı, Şanlıurfa tünelleri yapıldı, kanallar yapıldı. 1 sene önce yapılan anketlerde hâlâ oraya su geleceğine inanmıyorlardı. İnanmıyorlardı, “Nasıl gelecek?” diyorlardı. Çünkü Fırat’ı havzasından alıyorsunuz başka bir havzaya akıtıyorsunuz. Yani genel Fırat Havzası içinde ama o Suriye’ye geçiyor bu suyun drenajı ve gene Fırat’a geri dönüyor Suriye içinde ve bu arkada gördüğünüz ovaları suluyor. Bu insanlar çok mutlular; çünkü eskiden pamuk toplamaya başka yerlere gidiyorlardı. Şimdi kendileri yapacaklar. Orada ben bir ağa tanıyorum, o bile inanmıyordu 1 sene önce. Sonra gelince, adam geldi dedi ki su geldi ağam. Adam Ankara’da oturuyor tabii, “Ne yapacağız şimdi?” dedi. “Ne yapacağız, ekeceğiz, biçeceğiz” dedim. “Biz ekmesini, biçmesini biliyor muyuz kardeşim? O zaman Çukurova’dan birine kiralayalım” dedi ve kiraladılar. Ondan sonra öğrendiler, şimdi kendileri tarlaları ekiyorlar, biçiyorlar.

Su enerji konusunda birkaç söz etmek isterim. Bu da dünyanın enerji dağılımı, dünyada nasıl bir enerji kullanılıyor? %62’si fosil enerjisi, fosil enerjisi derken işte kömürlü, petrollü şeyler, doğalgazlar, yani toprağın altındaki fosilleşmiş, yıllar içinde kalmış bitkiler, ağaçlar, diğerlerinin çürümesiyle meydana çıkan şeyleri çıkartıyorsunuz ve o enerjiyi kullanıyorsunuz, Türkiye de bu o oranda hatta daha fazladır. %17-%18 nükleer enerjidir, %19’u hidroelektriktir. Gördüğünüz şeyler diğer küçük dilimler, yenilenebilir enerjilerdir. Solar çok küçüktür, %0.01. Rüzgâr bunu yaptıktan sonra daha arttı ama hâla %1’ler - %1.5’lar civarında. Jeotermal enerji oldukça kısıtlı bir şeydir. Türkiye o konuda zenginlerden biridir, İzlanda en zenginidir. Biz de üçün dördün içindeyiz zannediyorum. Jeotermal enerji vardır. Jeotermal enerjiler sıcak su, yerin altındaki 200 dereceden daha sıcaksa onunla elektrikte üretebilirsiniz, bu elektrik enerjisidir. Isınma enerjisi ve yahut da arabaları sürmek için kullandığımız benzinler filan onlar hep Primary Energy “Birincil Enerji” diyoruz, onun içinde değil bu elektrik enerjisinin dağılımı. Biomass- Biokütle dediğimiz enerji bu da çok geniş bir spektrum veya köylümüz dağdan odun alıp sobasında alıp yakıyorsa bu bir Primary Biomass’tır. Fakat elektrik enerji üretiminde mesela Ankara havaalanında Mamak’taki Ankara çöplüğünün çöpünün üstünü kapattılar, oradan metan gazı çıkartıyorlar ve oradan elektrik üretiyorlar. 20 küsur megawattlık çöplükten bizim evde attığımız çöpleri gömerek orada metan gazı üretip çıkartıyorlar, elektrik enerjisi üretiyorlar. Ayrıca yağ bitkilerinden üretilen elektrik enerjisi de o kapsama giriyor ama çok küçük; fakat bu dilimin artması bekleniyor.

Dünya çapında, Avrupa çapında %20’leri bulması bizde de %20’leri bulması hedefleniyor, toplam elektrik tüketiminin %20’nin yenilenebilir kaynaklardan elde edilmesi isteniyor. Hidroelektrik eğer yenilenebilir sayarsanız bu dilimin, bu grubun en büyük üyesi; fakat büyük hidroelektrikleri yenilenebilir saymıyorlar. Diyorlar ki o kadar gaz yenilenebilir şüphesiz her sene yağmur yağıyor, nehirden gidiyor bir tribünden geçiriyorsunuz elektrik üretiyorsunuz. Sonra gidiyor o nehir denizi buluyor, denizde buharlaşıyor ertesi sene gene yağmur oluyor, yani kendisini yeniliyor su kaynakları. Ama bir de destek verilen yenilenebilirler var. Türkiye’de Yenilenebilir Enerji Kanunu var. Destek ver, yani bir destek sağlanan hükümet tarafından sübvansiyon sağlamak bir kıyak yapılan diyelim Türkiye’de bu 50 megawatt. Ama Amerika’da 30 megawatt, Kanada’da 25 megawatt sınırı, Avrupa 10 megawatt, hatta bazı yerlerde 5 megawatt 5 megawattın üzerine destek yok. O kadar karlı ki, işletmeci kendisi yapsın tesisini deniyor. O yüzden hidroelektriğin çoğu kendi ayakları üzerinde durabilirse gelişebiliyor.

Burada hidroelektriğin dünyadaki gelişmesini görüyorsunuz. Dünyanın dış bölgesi hidroelektrik yönünden gelişmiş vaziyette, Avrupa kaynaklarının %75’ni yapmış. Örneğin Almanya’da son 20 senedir yapılan en büyük baraj 40 m yüksekliğinde. Viyana’da Tuna Nehri üzerinde en son bir baraj var ondan sonra baraj yapmamaya karar verdiler. Yani bu imkânlarının çoğunu kullanmış vaziyetteler ve hidroelektriğinde %75’ni potansiyelini üretmiş vaziyetteler. Kuzey Amerika’da %69-%70’i üretilmiş vaziyette. Avustralya Kıtası’nda %49’u çok büyük değil Avustralya’nın potansiyeli o da Tazmanya Adası’nda. Tazmanya’nın çok büyük bir bölümü geliştirilmiş vaziyette; fakat dikkat ederseniz hidroelektrik açıdan en geri olan Afrika, sonra Asya sonra da Güney Amerika. Bu yüzden hidroelektriğin en hızlı geliştiği yerler Çin, Hindistan, İran, Türkiye ve Brezilya’dır. Bu ülkelerin çok ciddi hidroelektrik programları var. Çin 50 bin megawattlık bir programı gerçekleştirmeye çalışıyor. Hindistan 25 bin megawattlık bir programı gerçekleştirmeye çalışıyor. Dicle Nehri’ne sağ ve sol sahilden gelen Irak’ta çok ciddi nehirler var, Karun Nehri diğer nehirler oralara çok yüksek barajlar yapıyorlar; 1.000 -2.000 megawattlık tesisler yapıyorlar. İranlılar ve Brezilyalılar çok sayıda yine tesis yapıyorlar ve bu yaptıkları tesisler mesela 65 bin megawattlık potansiyelleri var ve Brezilya’nın başka bir enerji kaynağı da yok, o yüzden onu kullanıyorlar.


Türkiye’deki durum şu, 1989’dan 2009’a kadar Türkiye’deki değişimi çizdik. Kırmızılar termal enerjiler, bizde termal enerji ya kömürdür ya linyittir yahut da taş kömürüdür. Ayrıca doğalgaz var şimdi, çok önemli bölümü de doğalgaz olmaya başladı. Mavilerse hidroelektriktir, onun üstünde artışlar var şüphesiz ve Türkiye’de 2010 yılında 15 bin megawatt hidroelektrik ve 30 bin megawatt termal enerji vardı. 800 megawat da rüzgâr gücü vardı. Diğerleri konuşmaya bile değmez, çok küçük rakamlar, 100 megawattın altında rakamlar, yani jeotermalde ve de biomass’ta çok fazla rakamlar yok.

 

 

Gördüğünüz gibi ağırlık çok büyük ölçüde üçte ikisi termaldir ve öbürünün de çok büyük bir önemli bir bölümü doğalgaz, doğalgazı da ithal ediyoruz. Yani yenilenebilir kaynaklarımız hidroelektrik, jeotermal ve rüzgâr kaynaklarımız artı linyit kömürlerimiz, bunların dışında Türkiye enerji bakımından çok zengin bir ülke değil. O yüzden gelirlerimizin ciddi bir bölümünü yurtdışından yakıt getirmek için kullanıyoruz.

Bunu da koydum buraya; çünkü bu resme bakmaktan keyif alıyorum. Burada Atatürk Barajı var ve Atatürk Barajı’nın arkasında, yani sadece barajın orada baraj olarak kalması söz konusu değil, zannediyorum senede 40 küsur kişi bölgeye geldiği zaman Atatürk Barajı’nı gezmeye gidiyor. Su sporları şenliği yapıyoruz, uluslararası su sporları şenliği, yani Olimpiyat Komitesinde de düzenleniyordu ve insanlar yararlandıkları barajdan, yani tarlalarını suyla kaplayan barajdan bir yandan da su sporları yaparak bu işin içine giriyorlar. Üç tane su sporları kulübü var o bölgede, Adıyaman’da, Kahta’da, sonra sahilde de var bir tane.

Anlayacağınız hiç suyla tanışık olmayan insanlar kayıkla, tekneyle, kürekle tanışıyorlar, yüzmeyle tanışıyorlar. Oranın halkı da buna çok can-ı gönülden iştirak ediyor.