Sahibi:
Prof.Dr. Abdurrahim Özgenoğlu Yayın Kurulu :
Prof.Dr. İsmail Bircan
Prof.Dr. Oya Batum Menteşe
Uzman Nilüfer Ünal
Editör: 
Gülden A.Pınarcı
Web Tasarım:
Işıl İşler
Onur Karagöz
             3 Ayda bir yayınlanır
.

Ankara Dosyası

Gülden A. Pınarcı
gpinarci@atilim.edu.tr

Onur Karagöz okaragoz@atilim.edu.tr

                                                                        

 

Yün Deposundan Yaşayan Müzeye

ÇENGELHAN

 

Duvarların dili olsa da konuşsa… Neler anlatırlar kim bilir. Kolay değil, hikâyesi beş yüz yıl önce başlıyor. Beş yüz yıl ayakta durmayı başarmış bir yapı. Bu yapının adı Çengelhan. Her yeri buram buram tarih kokan bu yer insanı içine çekiyor, heyecanlandırıyor. İnsanı adeta zaman içinde yolculuğa çıkarıyor. Bu yolculukta yün ve tiftik deposundan yaşayan bir müzeye kadar birçok şey karşınıza çıkabiliyor. Çengelhan’ın bir yün deposundan yaşayan müze olma hikâyesini Müze Sorumlusu Mine Sofuoğlu’undan dinledik.

 

Öncelikle bizimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim.

Biz teşekkür ederiz ilginize.


Çengelhan’ı sizden dinlemeden önce bize kendinizden kısaca bahseder misiniz? Mine Sofuoğlu kimdir?

Aslen arkeologum ve 2005 yılında müzenin açılışından bu yana müze sorumlusu olarak görev yapmaktayım.

 

Mine Hanım öncelikle böyle bir yerde çalıştığınız için çok şanslı olduğunuzu belirtmek isterim. Çok güzel bir mekân. Bize Çengelhan’ın mimari yapısından, restore edilmeden önceki halinden biraz bahseder misiniz?

Müzemizin içerisinde yer aldığı Çengelhan, 1522 yılında Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılmıştır ve hanın Kanuni’nin damadı Damat Rüstem Paşa’nın vakfına bağlı olduğu bilinmektedir. Çengelhan o yıllarda tipik bir Anadolu kervansarayı olarak kullanılmıştır. Üst kattaki odalar yolculuk yapan tüccarların konaklaması için oluşturulmuş küçük otel odaları şeklinde kullanılırken, alt katta orijinalinde üstü açık bir orta avlu bulunmaktaymış ve bu alan da pazar yeri olarak kullanılmaktaymış. Orta avlunun etrafında ise ufak bazı dükkânlar yer almaktaymış. En alt katı oluşturan bodrum katta ise binek hayvanlarının bağlandığı bir develik bölümü, at ve develerin konaklaması için oluşturulmuş.

 

 

“Çengelhan En Önemli Dört Handan Biri”

Bildiğiniz gibi ipek yolu üzerinde yer alıyor olması sebebiyle Ankara o yıllarda önemli bir ticaret merkezi. Çengelhan da o dönemin bu bölgedeki en büyük ve en pahalı dört hanından bir tanesi olarak biliniyor. Han uzun yıllar bu işlevini sürdürdükten sonra 19. Yüzyılda, daha ziyade ham deri ve tiftik satışının yapıldığı bir toptancı merkezi haline geliyor ve Han’ın ismi de çok büyük olasılıkla oradan geliyor diye düşünüyoruz; çünkü bildiğiniz gibi o deri ve tiftikler hep çengellere asılarak satılırmış. Daha sonra hanın ismi de “Çengel Han” olarak kalmış.

“Kitabesini Koruyabilen Tek Han”

Han’ın bir diğer önemli özelliği de kitabesini halen koruyor olmasıdır. Ankara’daki diğer hanlara baktığınızda pek çoğu kitabesini koruyamamıştır; ancak Çengelhan’ın girişinde görecek olduğunuz kitabe Han’ın yapılış tarihi hakkında bize net olarak bilgi vermektedir, o anlamda da Han gerçekten önem arz ediyor. Böyle bir geçmişten sonra hem kervansaray işlevini sürdürüp hem ticaret hayatının devam ettiği bir merkez olmuş. Ancak 20. yüzyıl ortalarına, hatta sonlarına kadar daha ziyade hububat satışının yapıldığı bir merkez haline dönüşmüş. 1990’larda ise tamamen terk edilmiş. Biz de Koç Grubu olarak 2003 yılında Çengelhan’ı Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden kiraladık. Aynı yıl restorasyon çalışmalarına başlandı. 14 ay süren restorasyon çalışmaları neticesinde 2005 Nisan ayında Ankara’nın ilk, Türkiye’nin, İstanbul Rahmi M. Koç Müzesi’nden sonra, ikinci sanayi müzesi olarak ziyarete açıldı.

“Vehbi Koç İş Hayatına İlk Çengelhan’da Atıldı”

Tabi Han’ın Koç Ailesi açısından tarihi öneminin yanı sıra çok büyük bir manevi önemi de var. Arkamızda gördüğümüz yapı, avluda yer alan bölüm, Vehbi Koç’un iş hayatına başladığı mekân. Vehbi Bey henüz on yaşındayken bu dükkânda Aktarzadelerin yanında yaklaşık beş ay kadar çalışmış. Dolayısıyla Koç Holding'in temelleri burada atılmış diye biliriz.

Bu restorasyon çalışmalarında nelere dikkat edildi; çünkü Ankara’da hanlar bölgesinde dört hanın en önemlilerinden biri, günümüzde kadar da gelebilmiş. Koç Grubu’u sayesinde çok da güzel restore edilmiş. Bu restorasyon çalışmalarından biraz bahsedebilir misiniz? Nelere dikkat edildi, geçmişten hangi izler taşınmaya çalışıldı?

Bu konuda mimarlarımıza teşekkür borçluyuz. Koç Grubu'nun her restorasyon projesinde olduğu gibi yine çok başarılı bir çalışmaya imza atıldı. Han büyük bir titizlikle aslına sadık kalınarak restore edildi. Yalnızca yeniden işlev kazandırılmasının sonucu olarak bir takım unsurlar eklendi. Orta avlunun üzerinin çelik ve cam konstrüksüyon ile kapatılarak koruma altına alınmış olması ve engelli ziyaretçilerimiz için oluşturulan asansör bu duruma örnek olarak gösterilebilir.

Müze olma sürecinde elinize gelen objeler nasıl kazandırıldı, nereden temin edildi?

“Müzede 4 Binin Üzerinde Obje Var”

Koleksiyonumuzun çok büyük bir kısmı kurucumuz Sayın Rahmi Koç’un sanayiye duyduğu ilgiyle gelişen, kişisel girişimleri sonucu elde edilmiştir. Şöyle ki Rahmi Bey henüz çocuk yaşlarda biriktirmeye başlıyor ve şu anda çok zengin bir koleksiyona sahip. Ancak müze kurma fikri 1950’li yıllarda ABD Detroit’teki Henry Ford Müzesi’ni ziyaret ettikten sonra şekilleniyor. 1994 yılında  İstanbul Rahmi M. Koç Müzesi’nin kurulması ile beraber koleksiyonun bir kısmı müzede sergilenmeye başlanmış; ancak satın alma ve bağışların devamı ile birlikte çok büyük bir kısım obje de depolarda muhafaza edilmekteymiş. Rahmi Bey’İn kendi doğduğu büyüdüğü şehir olan Ankara’daki hemşehrilerine de aynı tadı yaşatma isteğinden hareketle Çengelhan’da da bir müze kurulunca koleksiyondaki objelerin bir kısmı da burada sergilenmeye başladı. Bizim isteğimiz ziyaretçilerimizin her gelişinde farklı objelerle karşılaşması. Dolayısıyla zaman zaman teşhirde değişiklikler yapıyoruz. Ancak şunu da söylemek gerekir diye düşünüyorum: 2005 yılında müzemiz açıldığında 800 objemiz varken, bugün obje sayımız 4 binin üzerinde. Tabii bunun birkaç nedeni var. Bir tanesi Rahmi Bey’in hala biriktirmeye devam ediyor olması, bir diğeri İstanbul Rahmi Koç Müzesi ile sürekli aramızda devam etmekte olan obje sirkülasyonu. Bunun yanı sıra bir takım şahıslar ve kurumların bizlere verdiği, müzemize hibe ettikleri objeler de mevcut. Ankaralılar bu konuda çok büyük destek oldular.

Ziyaretçilere gösterilmeyi bekleyen objeleriniz var mı?

Var; ama mekân konusunda çok sıkıntı yaşamaya başladık. Hepsini bir anda sergileyemiyoruz. Dolayısıyla kimi zaman depolara kaldırıp gerektiğinde teşhire çıkartıyoruz. Sergileme konusunda çok dinamik olduğumuzu düşünüyorum. Ziyaretçilerimizden aldığımız yorumlar da bu şekilde. Mutlaka yıl içerisinde sergileme değişiyor, cömertlikle her birini ziyaretçilerimizle paylaşıyoruz.

Mine Hanım burası müze olmadan ve restorasyon çalışmaları yapılmadan önce tiftik ve yün deposu olarak da kullanılıyormuş. Şimdi çok güzel bir müze olarak kullanılıyor ve Ankaralılar da eminim ilgi gösteriyordur. Müzeye İlgi oranı nasıl?

Ziyaretçi sayılarımız gayet güzel. Yıllık yaklaşık yüz bin ziyaretçi alıyoruz. Tabi bizim için önemli olan ziyaretçi sayısının artmasından ziyade ziyaretlerin sıklığını arttırabilmek. Artık dünyada yeni trend müzelerin kültür merkezi olması yönünde çalışmalar yapması. Bizim de bu yönde kendi bünyemizde olumlu çalışmalar yaptığımızı düşünüyorum. Şöyle ki ziyaretlerin sıklığını arttırabilmek için geçici sergi salonumuzda bir takım sergilere ev sahipliği yapıyoruz. Onun yanı sıra yine Divan grubunun işlettiği bir restoranımız mevcut. Bu restoranda da yine bir takım mini konserler, organizasyonlar yapılabilmektedir. Dolayısıyla sürekli bir dinamizm var. Bunun yanı sıra öğrenci grupları bizim için çok ciddi bir potansiyel. Kesinlikle müzeyi gezip görmeleri lazım.

“Öğrenciler İçin Eğitim Paketleri Var”

Onu da belirtmeden geçmeyelim bizim ilkokul ve ortaokul öğrencileri için hazırlamış olduğumuz bir eğitim paketi mevcut. Bu da tamamen onların müfredatına göre hazırlanmış bir paket ve öğretmenlerimiz bu paketi internetten indirebiliyorlar. Paket içerisinde öğretmenler için ayrı öğrenciler için ayrı oluşturduğumuz sayfalar mevcut. Dolayısıyla burayı ziyaret ettiklerinde hangi ünitedeler ise o ünite ile bağlantılı bir takım etkinlikler uygulayarak, müzedeki kimi objeleri kullanarak öğrenebilme şansı ediniyorlar. Yaşayarak, eğlenerek öğreniyorlar. Dolayısıyla eğitimcilerimizden de öğrencilerimizden de çok büyük rağbet görüyoruz.

Tam bir kültür merkezi. Buraya gelenler müzeyi gezip çok kısa sürede çıkamıyorlar. Mistik ve ihtişamlı bu havada, restoranda dinlenerek daha uzun zaman kalıp, güzel vakit geçiriyorlar.

Eskiden müze kavramı insanların aklında hep sıkıcı, “ses yapmayın”, “objelere dokunmayın” gibi uyarılar ile dolu kendilerini sınırlandırdıkları alanlardı ancak artık gerçekten çağdaş müzecilik, müzeciliği çok farklı boyutlara taşıdı.

Ana koleksiyonunuzda yer alan objeleri bize tanıtabilir misiniz?

Ben özetle koleksiyondan da genel olarak bahsedeyim. Biz sanayi müzesi olduğumuz için müzedeki en eski objeler 1600’lerden kalma; ama çoğunluğu 19. ve 20. yüzyıl objeleri. Tabi bu bir arkeoloji müzesi ya da bir doğa tarihi müzesi ile karşılaştırılabilecek uzunlukta birzaman dilimini değil, daha kısa bir periyodu kapsıyor. Ancak 1800’lerde artık sanayi devriminin başlaması ile beraber seri üretim sürecinin ve fabrikasyonun getirdiği yenilikleri ve hızı düşününce koleksiyonumuzun çok zengin bir çeşitliliğe haiz olduğu rahatlıkla görülebilir. Boyut olarak değerlendirdiğinizde de müze içerisinde yine minyatür objelerden, gemi modellerinden tutun da büyük buhar makinelerine ya da otomobillere kadar pek çok obje mevcut. Karayolu ulaşımından havacılığa, tıptan mühendisliğe kadar uzanan 17 ana seksiyonumuz mevcut.


Müzede yer alan en önemli bölümlerden biri “Esnaf Sokağı”dır. Ankara Hanlar Bölgesinde yer alan Hanlar 16. ve 17. yüzyılda inşa edilmiştir. O dönemde Ankara Kalesi ve civarı ticaret merkezi olarak kullanılıyordu. Ticaret merkezinde tüccar, esnaf ve zanaatkârların çoğalması han ve bedestenlerin yapılmasını sağlamış, Hanlar Bölgesi de bu şekilde oluşmuştur. Müzede yer alan “Esnaf Sokağı” da o dönemde bulunan dükkânları günümüze taşımıştır.

Müzemizin girişinde yer alan bölüm “Esnaf Sokağı” olarak adlandırdığımız bölümdür. Esnaf Sokağı’nda da daha ziyade Cumhuriyetin ilk yıllarını canlandırmaya çalıştık. Hemen girişte ziyaretçilerimizi körüklü bir fotoğraf makinesiyle beraber fotoğraf çekilmek üzere hazırlamış bir perdeyle karşılıyoruz.

 






 
   
 

İlk dükkânımız da bir bakırcı dükkânı: “Bakırcı Osman”. İçeriye girdiğimizde bir bakırcı figürüyle karşılaşıyoruz, kalaycı tezgâhımız burada, kumlama köşemiz mevcut. Gösterimde olan videoda da yine kale civarında hala bakırcılığa ve kalaycılığa devam etmekte olan esnafın görüntüleri yer almakta. Burayı oluştururken bize en çok ilham veren de 1920’li yıllarda hemen müzenin bulunduğu Koyun Pazarı yokuşundaki dükkânların fotoğraflarıdır. Burada bulunan fotoğrafa dikkatle baktığınızda “Bakırcı Osman” tabelasını görürsünüz, bakırcının ön cephesi fotoğrafta göründüğü gibiymiş biz de onun anısını yaşatmak adına bu dükkânımızın ismini “Bakırcı Osman” koyduk. İçerisinde ayrıca Bakırcı Osman’ı canlandıran bir silikon heykel de yer almakta. Heykel öyle inandırıcı ki ziyaretçiler acaba gerçek mi diye dakikalarca karşısından ayrılamıyorlar. Buradan heykeli yapan sanatçımız Sn. Murat Daşkın’a da katkıları için bir kez daha teşekkürlerimizi sunuyorum.

Hemen karşıda Cumhuriyet’in ilk yıllarında gerçekleştirilen şapka devrimini anımsatmak üzere oluşturduğumuz bir şapkacı dükkânı mevcut. Şapkacı dükkânımızda fonda Atatürk’ün sevdiği şarkılar çalar, solda yer alan vitrinde Vehbi Bey’in şapkaları bulunur. Vehbi Koç ve Ankara Araştırmaları Merkezi’nin bize süreli olarak verdiği şapkalardır bunlar. Sağda yer alan şapkalar da bayan şapkaları, yine kendi müzemizin koleksiyonundan.

Konuşmamızın başında da belirtmiş olduğumuz gibi Vehbi Bey’in çalıştığı dükkâna geliyoruz. Vehbi Bey çocuk yaşlardayken bu dükkânda 5 ay kadar çalışmış. O dönemde bildiğiniz gibi küçük yerlerde her türlü ihtiyacı karşılamak üzere böyle dükkânlar oluşturulurmuş; baharattan tutun da manifaturaya kadar her türlü malzeme mevcut.Yok yok bu dükkanda.İşte aslında Koç Holding’in temelleri bu dükkânda atılmış.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Esnaf Sokağı’nda bir diğer dükkânımız Bulgurluzade Ticarethanesi, tiftik ürünlerinin satıldığı bir dükkândır. İçeriye girdiğinizde Ankara tiftiğinden örülmüş bir takım çorapları görürsünüz. Tiftik keçilerini kırkmak için kullanılan kırkım makasları, kirman, iğ, öreke gibi tiftiği ipliğe çevirmek için kullanılan ya da ip eğirmek için kullanılan bir takım malzemeler görüyoruz. Bunlar gibi tiftikçilik ile ilgili daha pek çok obje sergileniyor. Günümüzde artık ne yazık ki tiftikçiliği de tiftik keçilerini de kaybettik, çok acı.


Diğer bir atölyemiz Ali Rıza Marangozhanesi. İçeride 1920’li yıllarda marangozluk yapmış Ali Rıza Erkan’ın atölyesini görüyoruz. Ali Rıza Erkan Hamamönü’nde marangozluk yapmış ve pek çok bankada, Merkez Bankası, İş Bankası gibi bankaların inşaatında çalışmış. Oğlu yıllarca kullandığı eşyaların birçoğunu saklamış Prof. Dr. İlhan Erkan sağ olsun tüm bunları müzemize bağışladı. Biz de bir takım eklemeler yaparak böyle bir sergi alanı oluşturduk.

 

 

 

 

 

 

 

Müzemizin hemen karşısındaki alan At Pazarı Meydanı olarak bilinir, o yüzden saraçları da, binek malzemelerini de unutmayalım dedik. Burada bir de saraç dükkânı oluşturduk. Biniş takımları, gemler ve daha pek çok malzemeyi bulmak mümkün.

Esnaf Sokağı’nın sonundaki bu vitrinde ise geleneksel esnaf figürlerini sergiliyoruz. Bunlar da Rahmi Bey’in siparişi üzerine heykeltıraş Sayın Sadrettin Savaş tarafından yapılmış figürler. Simitçimiz, mısırcımız, macuncumuz tüm eski esnaf kolları burada yer alıyor.

Yine yaklaşık aynı döneme rastlayan 1920’lerden hemen sonra 1930’lara tekabül eden kitre bebek sanatının başlangıcını da bu vitrin de görmek mümkün. Türkiye’deki ilk kitre bebek sanatçısı Zehra Müfit Saner’dir ve Zehra Müfit Saner 1930’lu yıllarda kitre bebek yapmaya başlamış ve çocuk yaşlardayken Rahmi Bey ve ablası Semahat Hanım da Zehra Hanım’dan ders almışlar. Yer alan tüm figürler Zehra Hanım tarafından yapılmışken aldığı eğitimler neticesinde Rahmi Bey de henüz sekiz yaşındayken kadın figürünü, Semahat Hanım ise köpek figürünü yapmışlar.

.

Türkiye’nin ikinci, Ankara’nın ilk sanayi müzesi olan Rahmi M. Koç Müzesi’nde “Esnaf Sokağı” dışında birçok bölüm yer alıyor. Müze Sorumlusu Mine Sofuoğlu’nun tanıttığı bu bölümleri ve bölümlerde yer alan objeleri aşağıdaki dosyalarda bulabilirsiniz.

1- Raylı Ulaşım Oyuncak- İletişim Bölümleri tanıtım metni (pdf)
video için tıklayınız

2- Bilimsel Aletler Denizcilik-Sualtı ve Günlük Yaşam Bölümleri Tanıtım metni (pdf)
video için tıklayınız

3-Ankara Ve Atatürk Havacılık Bölümleri Tanıtım metni(pdf)
video için tıklayınız

4- Karayolu Ulaşım Bölümleri Tanıtım metni (pdf)
video için tıklayınız