Sahibi:
Prof.Dr. Abdurrahim Özgenoğlu Yayın Kurulu :
Prof.Dr. İsmail Bircan
Prof.Dr. Oya Batum Menteşe
Uzman Nilüfer Ünal
Editör: 
Gülden A.Pınarcı
Web Tasarım:
Işıl İşler
Onur Karagöz
             3 Ayda bir yayınlanır.

 

Gülden A. Pınarcı  

gpinarci@atilim.edu.tr  

Onur Karagöz

okaragoz@atilim.edu.tr

YOKUŞTAN SESLER

MEHMET YILDIRIM: Çıkrıkçılar Yokuşu Koruma ve Yaşatma Derneği  Başkanı

REMZİ ÇAPUR: Esnaf

Ankara, bir zamanlar sadece kale ve çevresinden ibaretken, insanlar tüm ihtiyaçlarını karşılamak için kalenin eteklerinde yer alan “Samanpazarı” denilen yere gelirmiş. Atını eşeğini bağlayan köylü tüm erzağını, giyeceğini, manifaturasını buradan alıp köyüne, yurduna dönermiş. Ankara’da ticari etkinliklerin yürütüldüğü yermiş Samanpazarı. Gün gelmiş, devran dönmüş, Ankara kocaman bir başkent olmuş. Samanpazarı olarak bilinen Atpazarı, Hisar, Hisarönü, Ulucanlar ve Çıkrıkçılar Yokuşu’nu da içine alan bölgenin dokusu da zamanla değişime uğramış. Ancak bu değişim buraların tarihi dokusuna işleyememiş. Esnaflık burada babadan oğula geçen bir geleneğin sürgit takipçisi olmuş. Tarihi yapılar korunmuş, bunun yanında esnaflık da. Her ne kadar koca koca alışveriş merkezleri yapılsa da Samanpazarı, Samanpazarı olarak hala rağbet görür. Girdiğiniz her sokakta sizleri tarihin yaşam izleri karşılar. En çok da Çıkrıkçılar Yokuşu’nda gerçekten alışveriş yaptığınız hissine kapılırsınız. Bir de bu tarihi havayı solumak için buraya gelenler vardır ki ne kadar haklı olduklarını görmek için sizin de buraya gelmeniz gerekir.

 

Tarihi Yokuşun Yorgunluğu

Ankaralıların çok iyi bildiği, bir biçimde içinden ve yakınından geçtiği Çıkrıkçılar Yokuşu, güzel yüzlü esnafı ve alışveriş mozaiği ile ilginç ve renkli bir görüntüye sahiptir. Çıkrıkçılar Yokuşu için Ankara’nın tarihi alışveriş merkezi diyebiliriz.

Ankara ile özdeşleşen mekanlardan biri olan Çıkrıkçılar Yokuşu, alışveriş merkezlerinin yırtıcı rekabetine rağmen her bütçeye uygun ürünleri, tarihi dokusu ve nostaljik yapısıyla hala Ankaralıların gözde mekanlarından biri. Neredeyse bin yıllık bir geçmişe sahip olan bu yokuş,  Ankara Kalesi ve Arkeoloji Müzesi’nin olduğu bir yerde bulunduğu için aynı zamanda bir turizm değeri.

 

 

 

Çeyiz ürünlerinden gelinliğe, zücaciyeden hediyelik eşyaya kadar birçok ürünün uygun fiyatlarla alınabileceği bir yer. Kapalı alışveriş merkezlerinin soğukluğundan ziyade burada esnafın sıcak gülüşü karşılar sizleri. Her sabah umutla dükkânların kepenkleri kaldırılır. Birçok çeşidin bulunduğu rengârenk dükkânları gezerken yokuşun yorgunluğunu hissetmezsiniz bile…

 

 

 

 

 

Tarihin Arka Sayfalarına Karışan Meslekler

Günümüzde her şeyin çok hızlı değiştiği ve insanların bu değişikliğe çok çabuk alıştığı bir ortamda Çıkrıkçılar Yokuşu esnafı kapitalizmin insanda yarattığı değişikliğe inat hala eski kültürü yaşatıyor. Emeğe verilen değerin azaldığı şu günlerde geçmişteki mesleklerine hala bağlı kalan ustalar ayakta kalmaya çalışıyorlar. Satamasalar da üreterek o kültürü yaşatıyorlar. Bakırı işleyen ustalar önceleri ev eşyası yaparken şimdilerde hediyelik eşya üretiyorlar.

 

Halı dokuma ustaları ise derin anlam taşıyan sarı, turuncu, kırmızı, mavi ve yeşil renkleri bir araya getirirken dış dünyadan kopup başka bir dünyaya gezintiye çıkıyorlar. Renklerin içinde adeta dans ediyorlar. Bir dansçının tangonun tüm inceliklerini bilmesi gibi onlar da hangi renkte ipin, hangi ilmekten geçeceğini, hangi rengin hangi rengi daha iyi kucaklayacağını biliyorlar. Önce renkleri ve desenleri zihinlerinde canlandıran halı dokuma ustaları daha sonra bu desenlere halılarda hayat veriyor.

Bakırcı ve halı dokuma ustaları mesleklerin inceliklerini ve sırlarını nesilden nesile aktaramamaktan şikâyetçi; çünkü yetiştirecek çırak bulamadıklarını söylüyorlar.

Çıkrıkçılar Yokuşu’nu Çıkrıkçılar Yokuşu Koruma ve Yaşatma Derneği Başkanı Mehmet Yıldırım Bey’le birlikte geziyoruz. Yokuşu baştan başa gezerken buranın tarihi ve nostaljik dokusunu Mehmet Bey bize anlatıyor:

Çıkrıkçılar Yokuşu’nun ticaret merkezi olmadan önceki yapısı nasıldı? Burası neden ticaret merkezi olarak seçildi?

Mehmet Yıldırım: Çıkrıkçılar Yokuşu olmadan evvel, bizden önceki dönemde burası çıkrık, iplik yapan bir bölge. Buranın bir üstü Atpazarı, orada at satılırmış. Oranın bir altı Samanpazarı’ymış, orada saman satılırmış. Koyunpazarı Yokuşu koyunların satıldığı bir yerdi. Buraya çevre il, ilçe, köylerden gelip alışverişi buradan yaparlarmış.

Aslında burası önceden köy pazarı mıydı?

Mehmet Yıldırım: Köy pazarı tabii. Ama o dönemin en gelişmiş, her çeşidi bulabildiğiniz; çıkrık yapanlar, demirciler, nal çakanlar, palan yapanlar, her şey buradaymış.

Adını da çıkrıktan alıyor o zaman?

Mehmet Yıldırım: Tabii, adını çıkrık yapanlardan alıyor. Daha evvel buralarda Ermeniler oturuyorlarmış.  Hatta hatta Ankara eski valisi isim olarak bilmiyorum ama eski Ankara Valiliği hemen altımızdadır, eski Anafartalar üzerinde. Orayı il özel İdaresi yeniledi, restorasyonu yapıldı. Yukarıda yine devlet büyüklerinin oturduğu yerler kale içerisindedir. O zamanın en kıymetli yerleri buralardı. Çarşı merkeziydi. Zaman geçtikçe Demetevler, Keçiören her taraf çarşı oldu. Bu da yetmedi, çarşılar kurulmaya başladı. Buranın otantik yapısı kimi zaman çekiyor. Genelde şu anki ticaret gelinlik, damatlık, sünnet, hediyelik eşyaya kaymaya başladı.

Çıkrıkçılar Yokuşu’nun konumundan bahsedersek, bildiğim kadarıyla Konya Sokak ve Atpazarı var. Bu bölgeler Samanpazarı olarak geçiyor.

Mehmet Yıldırım: Samanpazarı Altındağ Belediyesi sınırları içerisinde bir bölge. İşte Çıkrıkçılar Yokuşu, Saraçlar, Koyunpazarı, Atpazarı, Kastamonu Sokak, Mazı Sokak, bunlar hep birbirine bağlı damarlar. Ama ana damar Çıkrıkçılar Yokuşu’dur. Burası İç Anadolu Bölgesi’nin hatta –belki abartmış olacağım ama- Türkiye’nin de ticaretine yön veren ana arter. Ama artık kan kaybediyoruz, kılcal damarlarımız gitmeye başladı.

Şimdiki görüntüyü geçmişle kıyasladığınız zaman ne düşünüyorsunuz?

Mehmet Yıldırım: Bildiğim kadarını söylüyorum. İlçelerin, köylerin, kasabaların, kenar mahallelerin toplanma merkezi. Burada aradığınız her şey var. Burada aradığınız her şeyi bulabiliyordunuz. Çıkrıkçıları, manifaturacıları, demircisi, kalaycısı, pirinççisi aradığınız her şey vardı. Her şeye hizmet veriyordu. Şimdi artık bazı meslekler ufak ufak tarihin perde arkasına doğru kaymaya başladı. Onlar zaman bulmakta güçlük çektiklerini söylüyorlar. Onları da birazdan gidip görürüz. O zaman daha çok çeşitliliğimiz vardı.

Kaybolmaya yüz tutmuş meslekler: dokuma, bakırcılık vb. bunlarla ilgili herhangi bir proje var mı?  Bu mesleklerin kaybolmaması için burada yapılan herhangi bir çalışma var mı? Ustalar hala bulunuyor mu?

Mehmet Yıldırım: Ustalarımız hala ayakta ama her ne kadar çalışma da olsa malum kapitalist düzene hepimiz yenik düşüyoruz. Çırak bulmakta güçlük çekiyor; çünkü ne kadar maaş alacağını soruyor. Yani bir meslek öğrenmek adına değil para kazanmak adına insanlar çalışıyor. Eskiden bu böyle değildi.

Çocuk, toplumun malıdır. Anne babanın gördüğü saat belli: 2 saat. Toplum bir çocuğun hatasını görüp her gördüğünde uyarmazsa olacağı bu, o çocuk  parayla çalışır. Dolayısıyla o meslekler de kaybolmaya yüz tutuyor.

Ankara Kalesi ve Arkeoloji Müzesi buraya çok yakın. Orası bir turistlik değer. Peki buranın turist çekme potansiyeli nasıl?

Mehmet Yıldırım: Biz turist çekemiyoruz. Turistlerden hiç faydalanamıyoruz; çünkü turist arabalarının gelip konakladığı yerle Etnografya Müzesi karşı karşıya, turist arabadan iniyor müzeye giriyor, müzeden çıkıyor arabaya biniyor.

Dolayısıyla bu tarafa yönlendirebilecek kimse yok.

Mehmet Yıldırım: Hayır yok. Onun için büyükşehir belediye başkanımıza söyledik. Müzenin çıkış kapısının Saraçlar girişindeki yere verilmesini istedik. Eğer orada olursa turist çekebiliriz.

Bir şey cezp etmeli. Büyükşehir belediyesinin çalışmaları var. Buranın alt yapıları tamamlandı, yapım olarak değil de proje aşamasında bitti. Ön cephelerin yapımı için projelerin ihalesi verilmiş. İnşallah eski otantik yapısına döndürülecek. O zaman çarşımız alışveriş merkezlerine tekrar kafa tutabilir.

Hem eskiyi hem yeniyi bir arada götürmek güzel ama o mistik havayı da insanlar solusun istiyoruz. İşte Arnavut kaldırımı olacak, oturma bölümleri olacak, bebek emzirme yerleri, tuvaletler olacak…

Çıkrıkçılar Yokuşu’nda gezintiye devam ederken Mehmet Bey, bizi rengârenk kumaşların olduğu bir dükkâna soktu ve yılların esnafı Remzi Bey’le tanıştırdı. Sohbete hep birlikte devam ettik.

Uzun yıllar buradasınız. Geçmişe dönüp baktığınızda ve şimdiyle kıyasladığınızda geçmişte buranın insanlar için önemi daha mı fazlaydı? Buranın nostaljik yapısı nasıldı?

Remzi Çapur: 1968’den beri buradayım. Tabii o zamanlar harman zamanı. Ankara’da biliyorsunuz Ankara keçisi, Ankara tiftiği. Bir tiftik satış zamanı olur, köylü bunu getirir, bu Atpazarı’nda tiftik toptancıları vardır.  Bunlar toplarlardı, oradan İstanbul’a giderdi, oradan da gemilerle İngiltere’ye giderdi. Tiftik çok kıymetliydi, “Moher” dediğimiz, yünden daha kıymetli bir madde. Bu dönemde köylünün eline büyük para geçerdi. Onu da ne yapacak, harcar. Keçi bittiği için tiftik olayı da bitti. Bir de harman veresiye yapılırdı. Köylüler düğün için ihtiyaçlarını yaparlardı, harman zamanı öderlerdi. Ama şimdi harman olayı da yok, kredi kartlarıyla her zaman alışveriş yapma imkânı var. O yüzden eskiden çarşımız daha canlıydı. Alışveriş merkezleri yoktu. Mesela 1960–1970-1980’lerde Keçiören’de bakkaldan başka yer yoktu. Dikmen, Öveçler, Batıkent…

Mehmet Yıldırım: Kızılay yoktu.

Remzi Çapur: Kızılay vardı da bu kadar değil. Bizim Ankara civarının çarşısı burasıydı. Daha hareketli ve canlıydı.

O dönemde ticaret merkezi burasıydı.

Remzi Çapur: Tabii. Bir de o zaman bizim meslekte toptan satışım çoktu. Şimdi tersine döndü. O zamanlar  %80 toptan yapıyorken şimdi %20 toptan oldu. Esnaf çoğaldı ama onların da alacak yeri çoğaldı.

Mehmet Yıldırım: Eskiden burası hem alım hem satım merkeziydi. Yani köylü tiftiğini satacaksa mecbur buraya gelecek. Köylü tiftiğini satar parasını alır, buraya bırakırdı.

Remzi Çapur: Ama bugün çarşıya bakarsanız perakende havasına döndü. Buranın imarını bekliyoruz.

Biz buraya gelmeden önce Hisar Meydanı var ya o çıkan yokuş Koyunpazarı Yokuşu’ymuş. Orası daha hareketliydi. Biz ticaret düşünce buraya geldik. Orada hanlar vardı. Köylüler hanlara gelir, orada yatar kalkar, hayvanını bağlar. İşini görür, köyüne gider. Orası tarihi olarak daha canlı, şimdi restore edildi. 

Çıkrıkçılar Yokuşu eskiden nasıl bir yerdi?

Remzi Çapur: Meşhur çıkrıkçı mesleği vardır. Ahşaptan tornaya takılır sonra da şekil verilir. Bu meslekle uğraşan kişiler varmış burada. Bu meslekten dolayı buranın adı Çıkrıkçılar Yokuşu olmuş. Ben buraya 1968’de geldiğimde karşıdaki dükkân o meslekten bir tane kalan dükkân idi. Tabii o şey yapıyordu; merdiven korkulukları olur, ağaçtan, tornadan onu yapıyordu. En sonunda baklavacıların kullandığı merdane gibi oklavaların büyüğü, kalınını ve bir de bilardo ıstakası yapardı. O arkadaş da bıraktıktan sonra burada o meslekten kimse kalmadı. Manifatura, konfeksiyon, züccaciye bunlar var.

Remzi Bey. zamanla ne değişti de bu dükkânlar,  bu meslekler de değişti?

Remzi Çapur: İhtiyaçlara göre meslekler değişiyor. Manifatura önceden alıp elbiseliği kendisi dikiyordu, diktiriyordu. Tabii bu dikiş, terzi parası kumaşın parasını çok geçti. Bir de terziye gidip prova olması, acaba terzi iyi dikecek mi dikmeyecek mi sıkıntısı var. Ama konfeksiyona gidiyor, aynanın karşısına geçiyor, kendi ölçüsüne uygun, yakışanı pazarlıkla beraber alarak çabucak bir giyim sahibi oluyor. Onun için meslekler değişti. Ama manifatura ölür mü ölmez. İhtiyacına göre kalemler değişir. Çoğunlukla çarşımızda konfeksiyon, hazır giyim, hazır çeyiz olurdu. Eskiden kızlara çeyiz, etemen, pasika alınırdı, evde işlenirdi. Ama şimdi kızlarımız okuyor ve çalışıyor.

Mehmet Yıldırım: Kızlarımız da değişti. Ben Remzi amca kadar eski değilim ama 1990’lı yıllarda gelin kız geldiğinde hiç konuşmazdı; çünkü gelin oluyordu. Bir utanma, bir sıkılma vardı. O zaman işte kayınpeder ne dedi: “Hadi kızım al.” Ben yazın ortasında kabanların ve 4-5 tane takım elbisenin satıldığını bilirim. Şimdi spor giyiniyor gelinler.

Remzi Çapur: Kızlarımız okumaya başlayınca ev işlerinden uzaklaştı. Çeyiz de evde yapılırdı işte annesi alırdı, kızı alırdı beraber ortaklaşa yaparlardı. Şimdi her şey hazıra dönüştü. Nişandan sonra hazır seccadeler, hazır bohçalar, pike takımları, her şey var, olmadık yok. İş böyle olunca meslekler değişiyor. 

Kaynak: Eski fotoğraflar Vehbi Koç ve Ankara Araştırmaları Merkezi (VEKAM) arşivinden alınmıştır.