Sahibi:
Prof.Dr. Abdurrahim Özgenoğlu Yayın Kurulu :
Prof.Dr. İsmail Bircan
Prof.Dr. Oya Batum Menteşe
Uzman Nilüfer Ünal
Editör: 
Gülden A.Pınarcı
Web Tasarım:
Işıl İşler
Onur Karagöz
             3 Ayda bir yayınlanır
.

Mehtap Türkyılmaz (VEKAM- Araştırmacı)

  18.09.2012 tarihinde Atılım Üniversitesi Cevdet Kösemen Salonu’nda gerçekleştirilen “Eski Ankara Bağ Evleri Yaşantısı” konulu konferans metnidir.

 

ESKİ ANKARA BAĞ EVLERİ YAŞANTISI

Keçiören’de bulunan Vehbi Koç ve Ankara Araştırmaları Merkezinin direktörüyüm. Keçiören’deki VEKAM da bir bağ evinde hizmet gördüğünden mütevellit sizlere bir bağ evi sunumu hazırladım. Aranızda bağ evi göreniniz vardır diye düşünüyorum ama yoksa da Keçiören bölgesinde VEKAM’ı ziyaret ederek ilk bağ evini görmenizi tavsiye ederim. 

Bağ evleri 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında geleneksel kent yaşantısı içinde mevsimsel hareket doğrultusunda üretim, tüketim döngüsünün deneyimlendiği bir yaşam kültürü olarak karşımıza çıkar. Ana Britannica genel kültür ansiklopedisinde bağ, “Üzüm kütüklerinin bulunduğu yer” olarak tanımlanmaktadır. Yine aynı kaynak “Bağ, duvarları çitlerle çevrili olabilir, içinde alacık da denilen çardak, klube, bağ evi, havuz, kuyu bulunur. Balık, akarsu, göl, gölet gibi yerlere yakın olması gerekir.” diye bir konum tanımı da yapar.

Ankara’da bağcılık İsa’dan önce tarihlere dayanmaktadır. Hititler döneminde ama özellikle İsa’dan önce 8. yüzyıllarda Friglerde çeşit açısından çok zengin ve bakımlı bağların bulunduğu bilinmektedir. Evliya Çelebi Ankara Bağları için “Mamur, abadan, üzümü çok olduğunda adına engûrü adını vermişlerdir.” demektedir.  Gerçekten de “Engûrü” Farsçada üzüm anlamına gelir.

Sevgi Aktüre Ankara’da bağların yaygınlaşmasını 19. yüzyılın sonlarına tarihler. Çünkü kente demiryolunun gelişiyle kent içi yollarda at arabası kullanımı yaygınlaşmış bu da karşılında bağ evlerinde yaşanabilme olanağını artırmıştır.

Şerif Erdoğdu’ya göre kuzeyden başlayarak saat yönünde Ankara çevresini dönersek 32 bağ ve bahçe semti saymak mümkündür. Keçiören’de Çoraklık, Kızlarpınarı ki şu anda cadde burası, Mecidiye, Hacıkadın Deresi, Karabağ, Solfasıl ki şu anda otobüslerin üzerinde Solfasol diye okursunuz, Çın Çın, Karaca Kaya şimdi sitelerde bir cadde, Samanlık, Abidinpaşa, Kınalı Köşk, Frenközü şimdiki Türközü, Lakavuz büyük Dedeman Otel’inin çevresi, Seyran, Dikmen, Çankaya, Yukarı Öveç, Aşağı Öveç, Keklik, Çatlaklı, Söğütözü, Pamuklar Çiftliği, Etlik Bağları, İğdelidere ve Ayvalı. Bunlar öncenin bağlık bölge isimleri. Kışın henüz kent sınırları itibariyle Ulus ve çevresini aşmayan sınırlar içinde oturulur, bahar geldiğinde nisan sonu mayıs ayı başında bağ evlerine göç edilir, ekim ayının sonuna kadar buralarda kalınırdı. Özellikle sosyal tarih projesini gerçekleştirdiğim bu konuda mülakatını yaptığım yaşlılar 23 Nisan’da bayramlara denk düşürürlermiş. 23 Nisan’da bağlar açılır 29 Ekim’de yine bir bayramda da Ankara dedikleri Hamamönü ve Ulus çevresine döndüklerini anlattılar.

 

Keçiören’in şimdiki halini, apartman yığınlarını herhalde biliyorsunuzdur. Keçiören’in 1900’li yılların başındaki bir resmi. Bu fotoğraf bizim VEKAM’ın Ankara arşivinden alındı. Gördüğünüz gibi evler çok aralıklarla tek tük olarak görülebiliyor ki bunların hepsi de bağ evidir. O zaman katırlarla, eşeklerle ulaşım olduğu için orda da bir örnek görebiliyorsunuz.

Vehbi Koç “Hayat Hikâyem” kitabında bağ evlerine göçü şu cümlelerle anlatır:

“Ankara’da yazlığa çıkma gayreti vardı. Zengin, fakir her aile yazın bağa çıkardı. Bağa çıkanların zenginlik derecelerine göre çift veya tek katlı arabaları bir atı veya eşeği bulunurdu. Bizim de bağımız vardı Keçiören’in altında Çoraklık denilen yerdeki bağımıza çıkardık. Çoraklık’ta hep bizim gibi Müslümanlar otururdu. Biraz ilerimizdeki köyde Keçiören2de en çok Katolik ve Ermeniler otururlardı. Onların bağlarının bakımı, güzel binaları, bahçeleri hemen dikkati çekerdi. Zengin Hristiyanlar Keçiören, Etlik, Çankaya semtlerinde yazlıklara giderlerdi. Yalnız Musevilerin bağ âdeti yoktu.”

 

Şimdi burada görmüş olduğunuz Vehbi Bey’in az önce size bahsettiğim Vehbi Koç Ankara Araştırmaları Merkezi, kısa adıyla VEKAM’ın bahçesinde büyük kızı Sema ve oğlu Rahmi Koç’la çektirdiği bir resimdir. Ek bir bilgi de vereyim: Şu an bizim hizmette bulunduğumuz bu bağ evini babası 1923’te Mareşal Fevzi Çakmak’tan satın almış. Vehbi Bey’in çocukluğu da bu evde geçmiş, çocuklarının hepsi de yazlık olarak kullandıkları bu bağ evinde doğmuşlar. Şu anda biz bu araştırma merkezini özellikle sizlerin bilmesini istiyorum, Ankara’yla ilgili çalışanlarınızın bilgisi

 

dâhilinde olsun. Beş bini aşkın sırf Ankara ve çevresini konu eden yayınımızın yer aldığı bir kütüphanemiz var ki Ankara konusunda iddialıdır.  Araştırmalarınız olduğunda VEKAM’a başvurduğunuz taktirde araştırmalarınız için yeterince faydalanabileceğiniz bir araştırma merkezi, fotoğraf arşivinden de faydalanabilirsiniz. Yine altı bin civarında Ankara ve çevresine ait fotoğraflarımız mevcut. Zaten araştırmacılar tarafından sıklıkla ziyaret edilen bir yer.

Ankaralıların yazlarını geçirdikleri ve genellikle geniş bir bağın veya bahçenin ortasına kurulu olan bu bağ evleri temel form ve kompozisyonlardan oluşan basit ve belirgin geometriğe sahiptirler.  Evler iki ya da üç katlı olarak odaların ana sofaya açıldığı “karnıyarık” diye adlandırılan bir plana göre yapılmıştır. Bağ evlerinin mimarisinde genellikle süslemeden uzak rahat yaşamayı sağlayacak temel kurallar esas alınmıştır. Bağ arazisi içinde konut olarak kullanılan yapı dışında çoğunlukla sulama ihtiyacı için kuyu, havuz ve çeşme, ahır, ağıl ve samanlık için kullanılan daha küçük bir yapı ile bağ ve meyve sebze-bahçesi mevcuttur.

Yine sizlere Keçiören’den bir bağ evi örneği göstermek istiyorum. Sol taraftaki resim şu anda var olmayan bir bağ evi. Bir kaç resim daha göstermek istiyorum. 

 

Burada da yine benim mülakatlarımı gerçekleştirdiğim Özkazanç ailesinin Dikmen Bağları’nda çekilmiş bir fotoğrafını görüyorsunuz.

Şerif Erdoğdu “Ankaram” kitabında Ankara’daki bağ göçme geleneğinden şöyle bahseder:  

Az önce çeşmesinin var olması gerektiğinden, genel bağ evinin özelliklerinden dolayı mutlaka bir çeşmeye sahiptir. Bu da bizim VEKAM’da yer alan çeşmemizin fotoğrafı. 

Bağ evlerinde hazırlanan kışlık erzaklar ile bağdan göç, bir seramoni şeklinde her yıl tekrarlandı. Bağ evi yaşamı hem aile bireyleri için bir yenilenme hem de aile ekonomisi için küçük çaplı bir üretim ile kışa hazırlanma süreciydi.

 

“Bugün tarihe göç eden ve mazide hayal olan adetlerden birisi de hiç şüphe yok ki bağa göçmek, bağ âlemleri ve bağ bozumudur. Ankara’nın eskiden etrafı bağlarla çevrili yeşilliğe doymuş, şirin bahçeleriyle kendine has bir güzelliği vardı. Yaz aylarında her ev mutlaka ya bağ ya da bahçeye göçerlerdi. Kışın da tekrar şehre dönülürdü. Bahar yeli eser esmez, yani nisanda en geç mayıs ayında bağa göçülür, ekim ayı sonlarında inilirdi.  Bağa göçmeden evvel bağlar kazınır, budanır, budanan çubuklar bağlanarak bir kenara yığılır. Daha sonra beklenir, bu süreçte içerisinde atkestanesi bile olmayan tertemiz bakılan bağların verimi de o nispette fazla olurdu. Cuma günleri sıra gezilir, bir komşuda toplanılır, sabah çayı ya da sütlü kahveler içilir. Günün mevzuları konuşulur, dertlere deva aranırdı. Bağlara gidiş dönüş eşeklerle, hali vakti yerinde olanlar için üzeri tenteli tek atla arabalarla veya atlarla olurdu. Sabah çok erken saatlerde kalkılır, kurumuş çubuklardan yakılan alevlerle kahveler içilir, eşeğin tımarı yapılır, palanı vurulur, üzerine heybesi konulur. Keza akşam dönüşünde bağcılar bir araya gelerek, eşekler üzerinde konuşarak, muhabbet ederek, arkalarında bir toz bulutu bırakarak evlerine dönerlerdi. Akşam yemeğinden sonra gene alevler yakılır, kahveler içilir. Bu sessiz gecede pırıl pırıl yanan gökyüzü tertemiz bir hava, dalların yaprakları hafif hafif sallayan serin ve tatlı rüzgâr, gecenin sessizliğini delen bekçinin acı düdüğü, köpek havlamaları ve nihayet sessizliği dalga dalga yalayan cırcır ve zerdali böceklerinin ahenkli musikine dalarak erkenden uykuya varılırdı.

 

Ankara’nın ilk olan meyveleri: Dut, vişne ve zerdalidir. Bunlar yaş olarak yendiği gibi kurutulurdu. Daha sonra yaz ayları armutları, elma, erik ve nihayet üzümleri olurdu. Ankara bağlarının üzümleri ilk serisi pekmezlik cinsindendir. Bununla beraber beyaz üzüm, bulut üzümü, gül üzümü, er oğlan, karagevrek ve cirk üzümü gibi çeşitleri vardır.  Ağustos ayı sonları eylül ayı başlarında bağlar bozulur, üzümler iplere dizilir, evi mazbut olan bağ içinde, olmayan şehir içinde evenk asarlar. Siyah pekmezi üzüm ya şırahane ya da büyük pekmez oluklarında ezilir. Şırası pekmez tavalarında kaynatılır, sarılı pekmez küplerine konur. Pekmez kaynatma işi her evde en az bir hafta sürer, bir hayli yorucu bir işti. Bahçede kış armudunu, elmasını, üvezini, ayvasını bozar, havalar da soğumaya başlamıştır. Yavaş yavaş şehre inme hazırlıkları başlar ve en geç ekim sonunda şehre taşınılmış olur.”

 

Bu metindeki şiirsel anlatımda bağların Ankaralılara sunduğu zenginlik gösterilmektedir. Ankara’da bağa göçme geleneği 1950’li yılların sonlarına kadar sürer. II. Dünya Savaşı’nın ardından toplumsal ve ekonomik değişimler yaşam biçiminin eksiğini farklı bir yöne çekerken bağa göçme geleneğini de giderek yok etmiştir. Hızlı nüfus artışıyla birlikte artan konut talebiyle birlikte düşük yoğunluklu büyük açık alanların bulunduğu bu bağ evi arazilerinin yeni yapılaşmalar için potansiyel alanlar olarak kullanılmasına yol açmıştır. Şimdi sayıları çok fazla olmayan bir elin parmaklarını geçmeyen Keçiören’deki bağ evlerinin eski ve yeni hallerini göstermek istiyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sol taraftaki eski hali, gayet yıkık bir ev, sağda son halini görüyorsunuz, valilik tarafından restore edildi.

 

Keza bu da böyle, restore edilmemiş bağ evi. Bu yıkıldı ve yerine apartman yapılmış.

 

Bu da yine restorasyon görme şanslılığına erişmiş bir bağ evi.

 

 

Burada da aşağı yukarı eski özgün şeklini koruyor. Yıkılmamış bir bağ evi.

 

 

Bu da yıkılmış ve gördüğünüz gibi şu anda yerine iki katlı bir yapı yer almış.

 

 

Bu da belki eski halinden daha fena olmuş bağ evi, restorasyon bekliyor.

 

 

Bunda da öyle, çok kötü, yıkılmış bir bağ evi.

 

 

Bunun yerinde gördüğünüz gibi yeller esiyor.

 

 

Bu evin de yerinde apartman var.

 

Bunda da aynı akıbet.

 

Son hali bu yandaki fotoğraftır. Ankara bağ evi de geleneksel dokusunu koruyan ender bağ evi örneklerinden biridir.

Ayakta kalan son bağ evleri, 19. ve 20. yüzyıl  başı Ankara’sının hem fiziksel hem sosyal niteliklerini açıklamamıza yardımcı olan, o dönemin yaşam kültürünün ayrılmaz bir parçası olarak “bağ evinde yaşam” geleneğini yansıtan önemli tanıklardır.

 

 

Bu görmüş olduğunuz ev şu anda Vehbi Koç Vakfı’nın yine sahip olduğu Vehbi Koç’un büyük kızının Semahat Arsel Hanım’ın alıp restore ettirdiği Ankara Valiliği’nin eski hali. Şu anda 2007 yılında bir restorasyon geçirdi.

 

 

Kaynaklar:

İlber Ortaylı “Ankara’nın Eski Bağ Evleri”, Ankara Dergisi, c.1, s.1, Ekim, 1990;63–69.

A. Cengizkan “Bağ Evi’nden Villaya; Ankara Keçiören Bağ Evleri ve Kent Konutu Tipolojisinde Dönüşüm”, Modernin Saati: 20. Yüzyılda Modernleşme ve Demokratikleşme Pratiğinde Mimarlar, Kamusal Mekan ve Komut Mimarlığı, Mimarlar Derneği, Ankara, 2002.

Ş. Erdoğdu “Ankaram”, Alkan Matbaacılık, Ankara, 1965.

 Not: Fotoğraflar video çekiminden alınmıştır.