Sahibi:
Prof.Dr. Abdurrahim Özgenoğlu Yayın Kurulu :
Prof.Dr. İsmail Bircan
Prof.Dr. Oya Batum Menteşe
Uzman Nilüfer Ünal
Editör:  Nilüfer Ünal
             3 Ayda bir yayınlanır.

 

NEVİN MERT... Üniversitemiz Psikoloji Bölümü öğrencisi, Bulgarca, Rusça, İngilizce, Almanca dillerini iyi derecede biliyor. Küçük yaşta spora başlıyor ve Spartak Moskova, Dinamo Moskova, CSKA Moskova’nın altyapısını oluşturan bir kulüpte oynamaya başlıyor. Ailece Türkiye’ye yerleştikten sonra eğitimine TED’de devam eder ve TED mezunu, onur belgesi sahibi ve yılın sporcusu olarak liseden mezun olur.

Okul bünyesinde KOSGEB destekli “genç girişimciler proje yarışma”sı düzenlenir. On bir kişinin katıldığı projede, Nevin Mert, “Masaüstü Dokunmatik El Terminali” projesiyle hem KOSGEB sertifikasını alır hem de üniversiteden ikincilik ödülü alır. “Korku Kültürü” konusunda bir makale yazar ve makalesi “International  Journal of Humanity and Social Science” da yayınlanır.

Nevin Mert,  Atılım Üniversitesi ile ilgili düşüncelerini ise şöyle dile getiriyor;  “...Hazırlık bitti birinci sınıfa geçtim sonra hazırlıkta dahil iyi hocaların olduğunu gördüm iyi bir kadroya sahip olduğunu gördüm Atılım’da eğitimin gerçekten iyi olduğunu fark ettim yabancı dil alıyoruz sonuçta ve yabancı bir dilin ne kadar önemli olduğunu biliyorum çünkü ben kendim beş dil biliyorum...”

                 --------------------------------------------------------------------------------------------------------

Söyleşi
Nilüfer Ünal
nunal@atilim.edu.tr

Sevgili Nevin hoş geldin. Davetimizi kabul ettin sana teşekkür ediyoruz.

Ben teşekkür ederim.

Hayat hikayeni bizimle paylaşırmısın, bize kendini tanıtırmısın. 

Tabii ki, Bulgaristan’da doğdum, 1989’da zorunlu göç ile Bulgaristan’dan Türkiye’ye ailece göç ettik. Ben o zamanlar altı buçuk aylıkmışım ama yinede göçün içindeymişim birinci kuşak olarak. Onun üzerine başta İstanbul sonra Ankara’ya gelmişiz ve bir iki sene sonra da tamamıyla ailemin iş sebebinden dolayı yurtdışına gittik. Önce Sibirya’ya gittik iki, üç sene Sibirya’da kaldık.

Sibirya kışın soğuktu ama tabii yazı da bayağı bir sıcaktı iyiydi yani.

Sibirya’dan sonra Moskova’ya geçtik ve yaklaşık on seneye yakın kaldık.

Ben anaokuluna Rusya’da başladım, anaokulundan orta sona kadar Rusya’daydım. Ve orta

sona geldikten sonra bu sefer Rusya’dan Türkiye’ye kesin dönüş yaptık.

Spora ne zaman başladın

Rusya’da spora başlamıştım, o da çok tesadüf gelişmişti. Tanıdıklarımız vasıtasıyla Nevin basketbola gelsin dendi, o anda aslında belki başka sporda olabilirdi ama iyi ki basketbol olmuş diyorum çünkü herkesin kendi fiziğini tanıması gerekiyor benim de fiziğim en yakın basketbolaymış seneler sonra bu fark ediliyor. Bir şekilde spora başladım ve Spartak Moskova, Dinamo Moskova, CSKA Moskova’nın altyapısını oluşturan bir kulüpte oynamaya başladım. Biz hep Moskova birincisi oluyorduk Rusya’da ikinci oluyorduk maalesef bir tane bizden güçlü bir takım vardı. Sonra Avrupa şampiyonasına gittik hatta onlarla birlikte Avusturya’ya dört sayıyla yenilerek ikinci olmuştuk ama onlar da ayrı bir anıydı tabii ki.

Sonra orada edindiğim temel üzerine her yaz Türkiye’ye geldiğimizde bir haftalığına TED Ankara Koleji’nin antrenmanlarına gidiyordum. Türkiye’ye kesin dönüş yaptıktan sonra da bir şekilde beni kendi takımlarına almak istediler. Başta ailece TED’i düşünmüyorduk sonra bir anda karar değişti ve dediler ki biz seni önce TED Polatlı’ya yollayalım sen sonra bir şekilde TED Ankara’ya gelirsin. O sene beni yüzde yüz burslu bir şekilde TED Polatlı’ya yolladılar. Hatta maç olduğu zamanlarda benim takım arkadaşlarımın aileleri geliyordu beni maça yetiştirmeye çalışıyorlardı, çünkü Polatlı ile Ankara arasındaki mesafe çok olduğundan dolayı hatta maça gecikmeli bir şekilde yetişiyorduk ama mecburdum çıkıyordum.

Sonra Türkiye Şampiyonası’na gittik takımca ve o sene Türkiye’nin en iyi forveti seçtiler beni. Biz, takımca dördüncü olmuştuk ama yinede Türkiye’nin en iyi forveti seçildim. Onun üzerine TED kendi bünyesinde toplantı düzenledi ve benim takımda oynamamı istediler ve TED tarihindeki ilk spor bursunu bana verdiler. Ve  ben TED’de okumaya başladım Polatlı’dan Ankara’ya yatay geçiş yaptım. Lise bir lise iki orada devam etti sonra burs yönetmeliği değişmeye başladı o sene ben milli takıma çağırıldım. O sene şöyle bir karar alındı milli takıma çağırılanlar bursu olarak değiştirildi ama yine bursum kesilmedi devam etti ve başka arkadaşlarımda bunlardan yararlanmış oldu. Sonra TED mezunu, onur belgesi sahibi ve yılın sporcusu olarak liseden mezun oldum

 

Kutlarım, sonra Atılım Üniversitesi’ne geldin. 

Hazırlık bitti birinci sınıfa geçtim sonra hazırlıkta dahil iyi hocaların olduğunu gördüm iyi bir kadroya sahip olduğunu gördüm Atılım’ın. Okulun sadece inşaatına odaklanmaktansa eğitimine odaklanmak gereği duydum ve çoğu insana da bu şekilde yansıttım. Eğitimin gerçekten iyi olduğunu fark ettim yabancı dil alıyoruz sonuçta ve yabancı bir dilin ne kadar önemli olduğunu biliyorum çünkü ben kendim beş dil biliyorum.

 

Başta sporcu olduğum için spora yönelmeyi düşündüm. Beden eğitimi öğretmenliği istiyordum ona göre yetenek sınavlarına hazırlanıyordum. İlk sene sakatlığımdan dolayı istediğim başarıyı yakalayamadım fakat bir şekilde yine ümidimi yitirmeyerek ikinci sene sınava girdim ve hiç düşünmediğim bir şey oldu. ÖSS sınavında zamanım kalmıştı biraz ikinci bölüm sorularını doldurmuştum. Benim kafamda iki üç tane bölüm vardı, Beden Eğitimi Öğretmenliği, Psikoloji ya da Çocuk Gelişimi Eğitimi idi. Çok rastgele bir doldurmaca yapmıştım öğretmenlik dışında zamanla doldurduğum sorulardan elde ettiğim puanla tercihlerimi yapmıştım. Hatta ilk tercihim Atılım Üniversitesi Psikoloji Bölümü idi. Bir anda koşarken TED sınavına hazırlanırken kararımı değiştirdim ben neden psikoloji okumuyorum diye düşündüm. O anda devlet mi özel mi diye düşünmedim ve tamamıyla psikolojiye yönlendim. TED Koleji de İncek’te olduğu için Atılım’a mesafe yakın TED’den antrenman çıkışı gittim hatta 15 km. yürüyerek Atılım’a geldim. Sonra okulu gördüm nasıl bir okul çünkü ismini duymuştum ama o zamanlar pek bilinmiyordu şu anda iyi statüde. O zamanlar tabii hep inşaat vardı yapım aşamasıydı daha yeni yeni gelişiyordu. 2007 ‘de dönem başladı başladığım sene bir boşluk hissettim spora yönelik dedim ki basketbola yine bir şekilde devam edeyim vefasızlık yapmayayım dedim. Okul takımında oynamak istedim okul takımı yok dediler o zaman da okul takımını kurma gereği duydum. On beş kişi toplandık kızlarla ve hazırlıktaydım o zamanlar takımı kurduk. Hatta o sene üniversiteler arasında C kategorisinde üçüncü olduk, kupamızı da getirdik. O zamanlar kaptanlık yaptım bende.

Hazırlık bitti birinci sınıfa geçtim sonra hazırlıkta dahil iyi hocaların olduğunu gördüm iyi bir kadroya sahip olduğunu gördüm Atılım’ın. Okulun sadece inşaatına odaklanmaktansa eğitimine odaklanmak gereği duydum ve çoğu insana da bu şekilde yansıttım. Eğitimin gerçekten iyi olduğunu fark ettim yabancı dil alıyoruz sonuçta ve yabancı bir dilin ne kadar önemli olduğunu biliyorum çünkü ben kendim beş dil biliyorum.

Bildiğin diller...?

 

Bulgarca, Rusça, İngilizce, Almanca ve Türkçe ama onu saymazsak dört dil olsun. Ondan sonra ben daha çok üzerine gitmeye başladım o zamanlar İngilizcenin ve dillerin. Sonra hazırlık bitti birinci sınıfa geçtim birinci sınıfta Psikoloji Bölümü’ne başladım. Orada da eğitim dışında bir eksiklik hissettim, kendimi farklı bir yere yerleştirmek istedim ve antrenörlük yaptım. TED Koleji’ne hafta sonları yaz okulunda ve hafta içi kendi takımımda antrenör olarak görev aldım. Hatta seneler sonra öğrencilerim geldiler iki üç kişi milli oyuncu olmuş aralarında onlarda beni mutlu ettiler. Onlarla artık mutlu olmaya devam edeyim dedim spor konusunda ben yapamadım sizler yapın diyerek onları teşvik etmeye devam ettim.

 

Çok gurur verici bir şeydir.

Sonra araştırdım işe başlarken insan nelere daha çok ihtiyaç duyuyor. Bilgisayar işletmenliği sertifikası dediler, başvurdum sertifikayı aldım. Bizim okula KOSGEB geldi, sonra proje yap dediler “Masaüstü Dokunmatik El Terminali” projesini yaptık.

Burada mı yaptınız onu?

Evet yaptık derken şu şekilde KOSGEB destekli. Kredi veriyorlar eğer projeni hayata geçirmek istiyorsan. Onun üzerine de okul bünyesinde genç girişimciler proje yarışma gibi bir yarışma düzenlendi. On bir kişi katılmıştı sonra bu “Masaüstü Dokunmatik El Terminali” projemle hem KOSGEB sertifikasını almam dışında bir de üniversitemden de ikincilik ödülü aldım o da beni mutlu etti.

Kutlarım ne kadar güzel.

Teşekkür ederim. Ondan sonra şu an hayata geçirmiş olmasam da yine de bir yerde duruyor.

Sen onu bir gün hayata geçireceksin ben eminim.

Yine okulumuzu temsil etmek için İstanbul’a gittim oradaki bir lisede sergi açtık okulumuzu tanıttık. İkinci sınıftayken yine bir eksiklik hissettim daha çok kendimi geliştirmek istedim o zamanda araştırdım çift ana dal yapma gereği duydum. Hangi bölümü seçeceğim konusunda çok kararsızdım fakat sonra Psikoloji Bölümü’ne en yakın olan Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü’nü seçme kararı aldım. Hocalarımla konuştum bölümün esas kendi misyonu ve vizyonu ile ilgili bilgi aldıktan sonra çift ana dal yapma kararı aldım ve üç senedir devam ediyor. İkisinden de bu sene mezun olacağım inşallah.

Kutlarım, karşımda çok yönlü bir öğrencimiz var.  

Şu an ki Halkla İlişkiler Bölüm Başkanı Poyraz Hocamız proje yaptığımı duydu ve benimle bir makale yapma gereği duydu konu “Korku Kültürü” idi. Ben çift ana dala yeni başlamıştım ve makale de bir sene sonra International “Journal of Humanity and Social Science”da yayınlandı. Bu makalenin, projenin amacı korkuyu insanlara daha çok tanıtmak oldu. Bizim bir kültürümüz var ve korku denen bir kavram var ve bizim İstiklal Marşımız da korkma kelimesiyle başlıyor. Aslında birbiriyle çok bağlantılı şeyler acaba insanlar korku kelimesini kullanıyorlar da gerçekten korku var mıdır, yok mudur, neden kaynaklı biraz daha derinlemesine inmek istedik ve gerek psikoloji gerek sosyal gerek halkla ilişkiler açısından konuya değinerek bir makale yayınlandı.

Bu makaleyle ilgili bir şey soracağım. Korkunun temelinde ne var?

Temel diye bir şeyden bahsetmek gerekirse ne açıdan baktığımıza bağlı olarak da değişebilir. Neden, çünkü korkular ikiye ayrılmaktadır; doğuştan gelen ve sonradan öğrenilen korkular. Korkunun temeline tam olarak şundandır diyemeyiz. Doğuştan olan korkular ve sonradan öğrenilmiş olan korkular olarak nitelendirirsek belki cevabı verilmiş olabilir bu sorunun en genel şekliyle. Bu projeden sonra “Atılım Üniversitesi’nin İz Bırakan 50 Başarılı Öğrencisi Programı” vardı hocalarım oraya başvurmamı istediler ve başvurdum. Üçüncü sınıfta elli başarılı öğrenci arasına seçildim şu an dördüncü sınıftayım. Hatta geçen sene sadece spor yönümü ele alarak okulumuzun web sayfasında beni tanıtmışlardı şimdi araştırmacı akademisyen yönümle ele alındım.

İkisi de gurur verici bence.

Daha sonra temeli seneler önce atılan bir makalenin bu sefer biraz daha geliştirilmiş halini ortaya koymak istedik. Ve onun üzerine “Korku Kültürü 2” adlı bir makale yazma gereği duyduk. Yine Poyraz Hocamla ve Halkla İlişkiler Reklamcılık Bölümü öğrencisi Boğaç Berkmen aynı zamanda Atılım Gazetesi’nde editör şu anda. Üçümüz bir araya geldik temeli oluşturulmuş şeylerin üzerinden giderek biraz daha genişlettik bu projemizi ve bu sefer daha kapsamlı daha güzel bir makale ortaya koyduk. Onun üzerine Macrothink Institute diye bir kuruluş var o da International Journal of Humanity and Social Science’dan biraz üst seviyede olsa da bana seçenek sundular. Dediler ki International Journal of Learning and Development diye bir dergimiz var karar senin hangisinde yer almasını istiyorsan oraya makaleni yazalım çünkü senin makalen onaylandı dediler. Bu da New York’ta hakemli bir dergi. Diğerinde International Journal of Humanity and Social Science seçilmişti bu sefer de öbürü olsun dedim o yüzden de International Journal of Learning and Development’de makalemiz Ocak ayında kabul edildi Mart ayında da yayınlandı. Bizi mutlu etti onurlandırdı. Yurt dışından bir yönetmen geldi kendisi demir yolları projesi yapıyormuş bizden belgesel niteliğinde bir konuşma istedi. Yine iki tane İnşaat Bölümü öğrencileri geldi üçümüz bir şekilde öğretmen ve öğrenci görüşleri gibi belgesel niteliğinde çekimler yapıldı. En son bunun üzerinde durduk tabii, şu an başka projeleri de düşünüyoruz bunlar da artık başlangıç olsun.

Siz arkadaşlarınıza bir yol açıyorsunuz.

Öyle tabii bazıları da bizlere yol açtı herkes birilerine yol açıyor.

Evet, doğru çok yönlüsün ben yoruldum seni dinlerken o kadar çok şeyi bu küçücük yaşına sığdırmışsın ki gerçekten kutlarım. Ama gönlüm seni akademisyen olarak görmekten yana. Umarım geleceğin güzel olur istediğin yolda ilerlersin. Peki, bu çalışmaları yaparken kütüphaneden nasıl yararlandın, kütüphaneyi nasıl görüyorsun? En çok elektronik kaynaklardan mı, veri tabanlarından mı yararlanıyorsun yoksa basılı kitaplardan mı? Sen 80 kuşağısın basılı kitabı mı tercih ediyorsun, elektronik kaynakları mı tercih ediyorsun, biraz da o konuda bilgi alalım senden.

Tabii ilk 2007’de okula geldiğimde bazı inşaatlar söz konusuydu ve kütüphanemiz henüz gelişmemişti. Gelişmeye başladığını fark edince tabii sadece benim için değil herkes için geçerli ister istemez insanlar oraya adım atmaya başladılar. Aslında kütüphanenin ne kadar önemli olduğunu en çok üniversitede fark ettim. Zaten lisede herkesin okuması gereken bazı kitaplar vardır hoca ne anlatıyorsa onu bilmek zorundasın ama üniversitede biraz daha kendini geliştirmen gerektiğini fark ettim. O yüzden sadece hocalarım değil hocalarım dışında da birkaç tane bilgi odağına ihtiyacım olduğunu fark ettim. Zaten o yüzden birçok şeye adım atma gereği duydum. Bu yüzden işe ne açıdan yaklaşacağımıza bağlı olarak değişiyor. Kitap okumak gerekirse ben elektronik kitabı tercih etmem çünkü kitabın ayrı bir kokusu vardır ayrı bir havası vardır yani onu eline almak çok farklı bir duygu.

Basılı kitabı keyif için okuyorsun.

Ama bir makale bir araştırma gerektiren bir şey ise tabii ki eskiden insanlar yani sizler hep kitapları kullanıyordunuz araştırma için çünkü sizin başka seçeneğiniz yoktu. Ama gelişen teknoloji sayesinde bize böyle bir imkan sunulduğu için biz okulumuzun kütüphanesine gidip sayfasına giriyoruz istediğimiz kitabın adını yazıyoruz örnek veriyorum “Sosyal Etkiler, Nuray Sakal” diyoruz o zaten kütüphanemizin hangi kısmında bulunduğunu hemen gösteriyor biz de kolay bir şekilde ulaşıyoruz. Bu en basit kütüphane kullanım seçeneğinden bahsediyorum. Diğer bir yandan veri tabanları da çok önemli, çok etkili. Çünkü yurt dışında yayınlanan çok fazla makale var ve bizim onlara ulaşmamız imkansızdır ve bireysel olarak da kendi bilgisayarlarımızdan girmek istesek de giremeyiz. Bu yüzden bizim kütüphanemiz abone oluyor ve bizim kendimizin ulaşamadığı yerlere ulaşmamızı sağlıyor. Bunun çok fazla faydasını gördüm kütüphanemize çok teşekkür ediyorum. Şu an daha da büyük bir kütüphanemiz inşaat halinde.

Görevimiz, nasıl bir kütüphane hayal ediyorsun? Binamız bitiyor hayalindeki kütüphane nasıl olmalı?

Hayalimdeki kütüphane girdikten sonra rahatsız etmeyecek şekilde hafif bir klasik müzik ama söz olmayacak.

Yapacağız konuştum.

İnsanların kendi bulmak istedikleri kaynaklar varsa bunları dile getirebilecek bir ortamın olması, çalışmak istiyorsa çalışma odalarının ayrı olması. Çünkü kütüphaneye bazıları sadece vakit geçsin diye oturmaya gider bazıları araştırmaya gider. Benim gördüğüm kadarıyla kütüphanemize girenlerin çoğu gereken işlemleri yapıyorlar okulumuzun zaten bizi kütüphaneye teşvik etmesi de var. Çünkü ödevleri kütüphanede araştırmaya yönelik veriyorlar zaten bizde ister istemez bir şekilde yöneliyoruz. Yöneldikten sonra da insan kopamıyor artık ama faydasını da görüyoruz.

Sevindim buna inşallah daha da büyüyeceğiz güzel şeyler olacak. Sana çok teşekkür ediyoruz.

Ben de teşekkür ediyorum.

Seni çok yorduk çok sağ ol. Geleceğin güzel olsun, mutlu ol her şey gönlünce olsun.