Sahibi:
Prof.Dr. Abdurrahim Özgenoğlu
Yayın Kurulu :

Prof.Dr. İsmail Bircan
Prof.Dr. Oya Batum Menteşe
Uzman Nilüfer Ünal
Editör:  Nilüfer Ünal
             3 Ayda bir yayınlanır.

Kapak Konusu

Fikret Mualla Saygı  (1903-1967)

Fikret Mualla Saygı, 1903'te İstanbul'da doğdu. Babası Mehmet Ekrem Mualla Saygı, Avrupalıların, iflas bayrağını çekmiş Osmanlı Devleti'nde alacaklarını düzenleyen Düyunu Umumiye'de ikinci müdürdü.  Fikret, ailenin gözbebeğiydi. Annesi hep bir kız çocuk istemişti. Fikret doğunca da onu bir kız çocuğunun üstüne titrer gibi yetiştirdi. Fikret de annesine oldukça düşkün büyüdü ve anne oğul arasındaki bu bağ, Fikret'in ilerki yaşamında önemli rol oynayacaktı.

Ancak on iki yaşında yaşadığı ilk talihsizliği, acılı hayatıyla da ilk yüzleşmesi oldu. Sağ ayak bileği kırılmıştı ve aylar sonra iyileşmesine rağmen topal kalacaktı.

Ardından 1918 yılında  İspanyol nezlesi salgını nedeniyle biricik annesi, 35 yaşında yaşamını kaybetti. Fikret Mualla arka arkaya gelen bu olaylar nedeniyle iyice hırçınlaştı. Babasının eve, Fikret'ten üç dört yaş büyük bir kadını üvey anne diye getirmesi, bardağı taşıran son damla olmuştu. Rivayete göre, Fikret iyice çılgına dönmüş ve kadını dövmüştü. Bir türlü anlaşmaya yanaşmayan Fikret Mualla, son çare teyzesinin yanına gönderildi. Daha sonra da mühendis olmak üzere Zürih'te eğitimine devam etmesine kara verildi. Babası, Fikret'in iyi eğitim almasını ve mutlaka yabancı bir dil öğrenmesini istiyordu. Fakat Fikret Mualla, evinden ve ailesinden kovulduğuna inandı ve bu kompleksten hayatı boyunca sıyrılamayarak, ayrılmak istemeyenlerin bile bir gün kendisini terk edeceği fikriyle hırçınlaştı.

***

İsviçre'de zamanla, resmin mühendislikten daha çok ilgisini çektiğini fark etti. Savaş yıllarına rastlayan İsviçre'deki öğrencilik döneminde parasız kalmıştı. Dönemin konsolosunun (Rıza Bey) desteği sayesinde resim eğitimi almak için Almanya'ya geçti. Münih Güzel Sanatlar Akademisi'nde afiş ve desinatörlük, ardından Berlin Güzel Sanatlar Akademisi'nde resim eğitimi aldı. Akademide Hale Asaf ile birlikte Arthur Kampf’ın öğrencisi oldu. Almanya'da bulunduğu yıllarda babasının mali durumu bozulup para gönderemez hale gelmesinden sonra Mısır Hidiv’i Abbas Halim Paşa’dan maddi destek gördü. Almanya'da topallığı ve utangaçlığı nedeniyle yalnızlaşan Fikret Mualla, resim yapmadığı zamanlarda içki içiyordu. İlk defa 1928 yıında Almanya'da alkol bağımlılığı nedeniyle tedavi olmak zorunda kaldı. Tedavisinin ardından İtalya ve Fransa'daki sanat merkezlerini gezdi.

Fikret Mualla, evden gelen para kesilince geçim sıkıntısı çektiği için 1927'de Türkiye'ye döndüğünde, mezun olduğu Galatasaray Lisesi'nde ve Ayvalık Ortaokulu'nda kısa bir dönem resim dersleri verdi. Galatasaray Lisesi'nden düşük maaş almasından ötürü, Ayvalık Ortaokulu'ndaki görevinden ise Ayvalık'ta o dönemde elektrik bulunmaması nedeniyle ayrıldı, İstanbul'a döndü. İstanbul sanat çevrelerinde umduğu ilgiyi bulamadı, çalışmaları aşağılandı. Bir süre ilgisini edebiyata yöneltti. Kendisiyle benzerlikler bulduğu Schiller hakkında bir kitap yazdı. Şiller (Schiller) 1759-1805, Hayatı ve Eserleri adlı kitabı 1932'de yayımlandı. 1938 yılında Ses dergisinde yayınlanan Usera Karargahı ve Masal adlı öyküleri de onun edebiyatçı yönünün eseridir.

Mualla, bu dönemde geçimini sahne kostümleri çizerek, kitap resimleyerek sağlıyordu. İstanbul Şehir Tiyatrosu sopranosu Semiha Berksoy'a duyduğu ilginin de etkisiyle Beyoğlu semtine yerleşti. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenen Lüküs Hayat, Deli Dolu, Saz Caz gibi operetlerin kostümlerini çizdi; İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nun Yeni Adam Dergisi'nin yazılarını resimledi, aynı dergide dönemin sanatçılarının portre desenleri ve karikatürlerini çizdi; Nazım Hikmet’in Varan 3 adlı şiir kitabını ve Benerci Kendini Nasıl Öldürdü? adlı oyununu resimledi. Resim yapmayı da sürdürüyordu, İstanbul'un çeşitli semtlerinden manzaralar yaptı.

***

Fransa'ya gittiği dönemde ülkede Edvard Munch ve Wassily Kandinsky gibi ressamların temsilcisi olduğu dışavurumculuk akımı gündemdeydi, ressam da bu anlayıştan etkilendi. Paris'te kısa bir süre eğlenceli, lüks bir yaşam süren Fikret Mualla, II. Dünya Savaşı'nın başlaması ve ülkenin işgal edilmesi üzerine zor bir döneme girdi. Sanatçının, günlük gereksinimlerini karşılamak üzere tablolarını yok pahasına sattığı anlatılır. Alkol sorunu, polis fobisi, yurt özlemi nedeniyle yaşadığı sıkıntılar bir kaç kez hastanede tedavi görmesini gerektirdi. Fikret Mualla, sıkıntılarını resim yaparak ve içki içerek atlatmaya çalışıyordu. Ressam Hale Asaf'a aşık oldu ama karşılık görmedi. 2 ay için hastaneye yattı ama resmi bırakmadı. Bundan sonraki yaşamı çeşitli sanatseverlerin koruması atında sürdü. Mualla, hastanede kendisine resim yaptıran Dina Vierny'nin koruması altına girmişti. Burada yaptığı resimlerle 1954 yılında Paris'te ilk sergisini açtı. 25 yıl boyunca eserlerini toplu olarak hiçbir yerde sergilememişti. O güne kadar tablolarını satın almak isteyenlar onu Paris kahvelerinde bulurlar ve genellikle eserlerini ucuza kapatırlardı. İlk sergisini de iki tablo simsarı organize etti. Sergide, eserleri büyük ilgi gören Mualla'nın tüm tabloları satıldı. Tablo simsarları, Mualla'ya vaadettikleri payı vermeyerek onu dolandırmışlardı ama bu sergi sanatçıyı Paris'teki sanat çevrelerine görkemli bir şekilde tanıttı, Paris ressamı olarak tanınmasını sağladı. Bir çok büyük sanatçıyla tanıştı, Picasso'nun da dikkatini çekti. İkinci sergisini ise iki yıl sonra açtı ve sergiden sonra tekrar akıl hastanesine yatırıldı. Taburcu olduğunda sanayici Lhermin'le bir anlaşma yaptı. Aynı dönemde resimlerinin sürekli alıcısı olan Madam Angles ile tanıştı.

Fikret Mualla, resimlerinde Paris şehrini konu edindi. Giderek Paris ortamında bir ün kazandı. Eserleri, koleksiyon yapanlar tarafından toplanmaya başlamıştı. Ancak kendisine düzenli bir hayat kuramadı. 1962 yılında felç geçiren sanatçının bakımını, kocasi Alpler bölgesi senatoru olan Madame Fernande Angles adlı sanatsever üstlendi. Raguel Agnesi'in eşi Madam Fernande Agnes, onu bir bakıcı eşliğinde Relianne çiftliğine götürdü. 1967'de ölümüne kadar bu çiftlikte Madam Agnes için çok sayıda eser üretti. 1967 yılı Mayıs ayında sinir krizleri nedeniyle bir dinlenme evine yatırıldı. 20 Temmuz günü ölü bulundu. Paris Kimsesizler Mezarlığı'na gömüldü.

Cenazesinin Fikret Mualla'nın vasiyetine uygun olarak yurduna getirilmesi ölümünden 7 yıl sonra 1974 yılında gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün eşi Emel Hanım'ın eski öğretmenine vefasının sonucu Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün ilgilenmesi üzerine kemikleri İstanbul'a getirilerek Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü.

***

Yaşamının büyük bölümünü Fransa'da geçiren Fikret Muallâ konularını kahveler, sirkler ve sokaklar gibi Paris yaşamının ayrıntılarından seçmiştir. Resim onun için bir yaşama biçimi olmuştur. Yaşamın gerçeklerini büyük bir içtenlikle renge ve biçime aktarmış, içinde yaşadığı bohem çevrenin insanını resmine konu olarak almıştır. Daha çok guvaş tekniğine yakınlık duymuş ve bu teknikle çok hızlı çalışabilmiştir. Ancak yağlıboyayı da suluboya ve guvaşı kullandığı ustalıkla kullanmıştır. Resmin kuramsal sorunları onu pek ilgilendirmemiş, dış etkilere yabancı kalmış ve çağdaş akımlara katılmamıştır. İçinden geldiği gibi, öznel, coşkun bir lirizm ile dolu resimler yapmıştır.

Şehirleri resmetmeyi seven Mualla, resimlerine İstanbul ve Paris'in insanlarını, sokaklarını, kafelerini, sirkleri, genelevleri, balıkçıları resimlerine taşımıştır. Renklerle oynamayı seven sanatçının, Henri Matisse'in renk kullanımından çok etkilendiği bilinir.

Resimlerini genellikle renkli fon kağıtları üzerine guaj boya ile yaptı. Suluboya ve pastel malzemelerini resimlerinde sıkça kullandı. Paris sanat ortamında tanınması biraz zaman alan Fikret Mualla'nın eserlerini Picasso'nun övdüğü, hatta bir resmini satın aldığı, kendi çalışmalarından birini de ona hediye ettiği ve Fikret Muala'nın da Picasso'nun verdiği tabloyu bir rakı parasına sattığı bilinir.

Fikret Mualla'nın başlıca eserleri arasında Oturan Adamlar, Kafe, Marsilya'da Fransız İşçileri Bir Kahvede, Haliç ve Süleymaniye, Paris'te Bir Sokak, Baloncu ve Balıkçı sayılabilir.

Dostlara Mektuplar adlı eserde Fikret Mualla kendi ruh halini ve resimlerini şöyle anlatıyor;

"Ben hürriyetimi çok severim. Bunu naçiz sükutunda bulurum. Resim yaparken, ibadet eder gibi sükuneti beynimin tepesinde, saçlarımın dibinde hissedemezsem, o zaman bilirim ki bir yanlış işle meşgulum veya işgal edilmişimdir. Bu yanlış meşguliyetten kurtulmak için gider, evvela üç beş kadeh rakı içerim. Eğer bu yanlış meşguliyet daha sürerse, fitil gibi olur, çatacak, kavga edecek adam ararım.

Herkes aşağı yukarı benim gibidir.

Alemi nizama sokmak, fikrimden geçen şey değilse de, lafın kısası , sükutumu resmen severim ve dediğim gibi, ibadet eder gibi resim yapmayı ister, ruhi istirahatimi ancak bu tarzda temin ederim. Bu da benim hakkımdır. Bu sırada bana neler söylemezler.:

“- İşte zavallı yine resim yapıyor. Para kazanacağı yerde boyalarla, fırçalarla uğraşıyor, sonra ekmek parası bulamıyor!”

Doğru, bu bezirganların hakları var. Resim yapmak, resim yaptırmak zengin cemiyetlerin lüksüdür ve ben leblebiciler arasında bir ucubeyim. Ben bu kitle içinde onlarca bir deliyim. Nitekim bence de, beni resim yapmaktan uzak tutan herhangi bir kimse de benim düşmanımdır ve ben de ruhen fakir bir cemiyetin ve tufeyli zenginliğinin müthiş düşmanıyım.

Benim gibi düşünenler de yok değil. Onlarla buluşunca rahatım. Fakir fakat bahtiyarım. Fakat onlardan ayrılınca yalnız kalıyorum. Düşenin pek dostu yoktur Leblebistanda"

Günümüzde Fikret Mualla Saygı hakkında sayısız kitap, makale, köşe yazısı yazılmıştır. Bir şişe şarap fiyatına verdiği resimleri çok büyük rakamlara el değiştirmektedir.

Türk sanat camiasının giderek gelişmesi ve sanata ilginin sadece sanatsal değil aynı zamanda bir yatırım amacı olarak görülmeye başlandı.

2004 yılında Osmanlı Hamdi Bey'in Kaplumbağa Terbiyecisi isimli tablosu, 2004 yılında 3,5 milyon dolara alıcı buldu. Bu satış, Türk resim piyasasında bir anlamda ''milat'' olurken, ardından 2008 yılının Mayıs ayında dünyanın en ünlü müzayede salonu ''Sotheby's''de yapılan açık artırmada Osman Hamdi Bey'in bir başka tablosu ''Bir İstanbul Hanımefendisi'' 3,4 milyon pounda satıldı.

Bir başka gelişme ise 2009'un Mart ayında Sotheby;s'de 71 Türk çağdaş eserin müzayedeye çıkması oldu. Bu da çağdaş Türk sanatçılarının iyi fiyatlara alıcı bulduğunun önemli bir göstergesi oldu.

Öte yandan 2009'un Kasım ayında Antik A.Ş.'de gerçekleşen müzayedede Burhan Doğançay'ın ''Mavi Senfoni''sinin 2.2 milyon liraya alıcı bulması da Türk piyasasına ilgiyi artırdı ve resmi bir yatırım aracı olarak daha popüler hale getirdi.

Bu örnekler dünyada Türk piyasasına olan ilgiyi artırdı ve Türk ressamlarının tabloları hak ettiği değeri bulmaya başladı. Bu hak ediş umarım yeni nesil ressamlarımızın ve diğer sanat türleri ile uğraşan sanatçılarımızın yararına olur.

______________________________________________________

Kaynakça:

Nakkaş . Yayına hazırlayan Zeynep Yasa Yaman; çeviren Didem Ünsal. Ankara :Vakıfbank , 1995.

Fikret Mualla : Dostlara Mektuplar. Hazırlayan ve Sunan Ferit Edgü. Yapı Kredi Yayınları: İstanbul 1995.

Fikret Muallâ 1903 – 1967 / Toros Taha. [y.y] : Akbank Yayınları,1986.

http://www.ntvmsnbc.com/id/25054271/#storyContinued

www.kimkimdir.org

www.biyografi.net

www.turkresmi.com

www.wikipedia.org