Sahibi:
Prof.Dr. Abdurrahim Özgenoğlu
Yayın Kurulu :

Prof.Dr. İsmail Bircan
Prof.Dr. Oya Batum Menteşe
Uzman Nilüfer Ünal
Editör:  Nilüfer Ünal
             3 Ayda bir yayınlanır.

RTÜK, MEDYA VE KADIN PROGRAMLARI

HÜLYA ALP

1951 yılında Adapazarı’nda doğan Hülya Alp, 1974 yılında Hacettepe Üniversitesi, Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Bölümünü birincilikle bitirdi. 1974-1977 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesinde, Çocuk Gelişimi ve Eğitimi dalında mezuniyet sonrası eğitimini “bilim uzmanı” olarak tamamladı. 1974-1989 yılları arasında TRT Ankara Televizyonu, Çocuk ve Gençlik Programları Bölümünde, prodüktör, senarist, yönetmen ve müdür yardımcısı görevlerinde bulundu.

Hülya Alp, 1989-1997 yıllarında TRT İstanbul Televizyonu, Çocuk ve Gençlik Programları Müdürlüğü’nde müdür olarak görev yaparken, Avrupa Yayın Birliği (EBU) Çocuk ve Gençlik Programları Çalışma Grubu Koordinatörlüğü ile drama ve belgesel serileri yönetmenliği sorumluluklarını üstlendi. 1997-2001 yılları arasında TRT İstanbul Televizyonu Müdürlüğü’nde, müdür olarak görev yapan Hülya Alp, TRT’nin yeniden yapılandırma çalışmaları sürecini, çalışma gruplarına başkanlık ederek yönetti.

2002 yılında CHP, İstanbul İl Başkanlığı’nda, yönetim kurulu üyesi olarak çalışan Alp, 2003-2007 yılları arasında CHP Parti Meclisi Üyesi olarak görev yaptı. Hülya Alp, TRT Kurumunun ve EBU’nun yeniden yapılandırılma çalışmalarında da görev aldı.

29 Mayıs 2007 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Üyeliğine seçilen Hülya Alp’in, Hacettepe Üniversitesi Rektörlük Üstün Başarı Ödülü, Cengiz Polatkan Çocuk Programları Ödülü (1978) Prix-Jeaneusse, Gençlik Festivali, belgesel programları ödülü (1985), EBU Drama Serisi en iyi çocuk programı ödülü (1994), Uluslararası Altın Kelebek En İyi Çocuk Draması Büyük Ödülü (1995), EBU, Magazin Programları Değişim Toplantısı’nda 1985 yılından başlayarak pek çok kategoride birincilik ödülü sahibi.

 İletişim dersleri veren; öykü, manzum öykü, dokümanter metni ve senaryo yazan Alp’in çocuk eğitimi ve psikolojisi alanında da kitapları bulunuyor.

Sürekli Basın Kartı bulunan Hülya Alp, evli ve bir çocuk sahibidir.

 

RTÜK, MEDYA VE KADIN PROGRAMLARI

Hülya Alp
Radyo ve  Televizyon Üst Kurulu Üyesi

Medya!.. Kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasında ve kadınların ilerlemesinde belki de elimizdeki en güçlü enstrüman... Bunu söylerken bir potansiyelden, medyanın davranış kalıplarını, değerlerini, düşünce tarzlarını topluma kazandırma ve içselleştirme potansiyelinden söz ediyorum.

Kuşkusuz medya, özellikle de televizyonlar kültürümüzü yansıtırlar. Çünkü içinde yaşadığımız kültüre göre iletişim kurarız. Ancak bir yandan da yeni iletiler yoluyla kültürümüzü yeniden oluşturup değiştiririz. Evet bu şansa sahibiz... tabi eğer mevcut potansiyeli bilgilendirici, geliştirici ve ufuk açıcı yönden kullanırsak!.. Oysa bilerek  ya da bilmeyerek, isteyerek ya da istemeyerek, zorunluluktan ya da keyiflilikten maniple edici, yanlış yönlendirici, ufuk daraltıcı, hatta kışkırtıcı yayınlarla kültürel sığlığa, yolsuzluğa da yol açabiliyoruz.

Bunu somutlayan program türlerinin başında kadına yönelik sabah kuşakları, magazin programları ve drama dizileri geliyor. Kültürümüzde kadına geleneksel bakışın kadın-erkek eşitliğinin önünde oluşturduğu engeller biliniyorken, bu programlarda sunulan rol modeller, ilişkiler ve olay görüntülerindeki neden-sonuç kurguları kadına bakışı, ya geleneksel çizgi yönünde pekiştiriyor ya da yozlaştırarak değiştiriyor. Bu durumda kadın, konu olarak geleneksel bakış içine sıkışmış ya da “bedene”e indirgenmiş oluyor. Ne yazık ki mevcut durumun analitik kritiği bu. Televizyonun sunduğu potansiyeli yarar değil , zarar üretmek için kullanıyoruz. En iyimser nitelemeyle bile, en azından anılan yayınların kadın- erkek eşitliğine hizmet etmediğini söyleyebiliriz.

Yazılı basında da kadına konu olarak çok az yer veriliyor. Yani kadın eksik temsil ediliyor. Kadınla ağır, ciddi konular, söz gelimi siyaset, ekonomi haberleri bir türlü buluşmuyor. Buna karşın kadınlar, bedenleriyle, ya da mağduriyet hikayeleri ile temsil edilip medya tarafından istismar ediliyor.

Medyada var olan toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleme ve geliştirme potansiyelinin yanı sıra ulusal ve uluslararası hukuki düzenlemeler de önemli bir destek potansiyeli, hatta zorunluluğu getiriyor.

Bu düzenlemeler içinde önem arz edenlerinden kısaca söz edecek olursak, öncelikle 1985 yılında imzalayıp, 1986 yılında uygulamaya koyduğumuz CEDAW( Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi) nin 5. maddesinin (a) bendine bakmalıyız.

Bend, “Taraf devletler aşağıdaki bütün uygun  önlemleri alacaklardır:  Her iki cinsten birinin aşağılığı veya üstünlüğü  fikrine veya kadın ile erkeğin kalıplaşmış rollerine dayalı önyargıların, geleneksel ve diğer bütün uygulamaların ortadan kaldırılmasını sağlamak amacıyla kadın ve erkeklerin  sosyal ve kültürel davranış kalıplarını “değiştirmek”           şeklinde düzenlenmiştir.

Ayrıca ülkemizin 1992’de imzalayarak taraf olduğu Avrupa Sınır Ötesi Televizyon Sözleşmesi’nin “programlama” ya ilişkin 2. Bölümü’nün “Yayıncılık Sorumluluğu” ile ilgili 7. Maddesinde;

“Programlama hizmetleri, özellikle;

a)    Uygunsuz olmayacak, pornagrafi içermeyecek,

b)    Şiddet eğilimini körüklemeyecek veya ırkçı nefret duygularını kışkırtıcı nitelikte olmayacak” denerek toplumsal cinsiyet eşitliğini zedeleyen yaklaşımlar men edilmektedir.

Ulusal Düzenlemelere baktığımızda ise, Radyo ve Televizyon Kuruluşu ve Yayınlar Hakkında Kanun’un (3984 sayılı Kanun) 4. maddesinin (d), (s), (u), ve (v) bentlerinde yer alan hükümlerle sağlanan desteklerden söz edebiliriz.

Şöyle ki;

(d) bendi; “İnsanların dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri nedenlerle hiçbir şekilde kınanmaması ve aşağılanmaması.”nı,

(s) bendi; “Program hizmetlerinin bütün unsurlarının insan onuruna ve temel insan haklarına saygılı olması.”nı,

(u) bendi; “Kadınlara, güçsüzlere, özürlülere ve çocuklara karşı şiddetin ve ayrımcılığın teşvik edilmemesi.”ni,

(v) bendi, “ Yayınların şiddet kullanımını özendirici veya ırkçı nefret duygularını kışkırtıcı nitelikte olmaması.”nı hükmetmektedir.

Toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirmeye yönelik olarak yasal düzenlemelerin sunduğu potansiyelin uygulamada beklenen sonuçları getirmemesi yeni arayışları da körüklemektedir. RTÜK ve Televizyon Yayıncıları Derneği’nin birlikte oluşturduğu “yayıncılık Etik İlkleri içinde de bu arayış, “Kadınların sorunlarına duyarlı olmak ve kadınları nesneleştirmekten kaçınmak” şeklinde  bir ilke olarak ifade bulunmuştur.

Sivil toplum kuruluşlarının gerçekleştirdikleri;

  • Medyada kadının yanlış ve eksik temsiline karşı alternatif akım oluşturma projesi (Uçan Süpürge, 2003, Antalya/Diyarbakır/Çanakkale/Mersin/Samsun/İzmir/Eskişehir ve Gaziantep - 8 pilot kent)
  • Kadın örgütlerinin medyada haber olmamasına karşın, “Hayat Haberdir” projesi,
  • Kadının kendi haberini kendisinin yapması esasına dayalı “ Yerel Kadın Muhabirler Ağı”,
  • Ve Medya İzleme Grubu  (MEDİZ) gibi oluşum ve projeler, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına dönük ciddi ve kuşkusuz sivil insiyatif tarafından gerçekleştirildikleri için de çok anlamlı çabalardır.

Demek ki yasal düzenlemelerin, kurumlar arası ilişki ve uzlaşılar, sivil proje ve oluşumların ve başta televizyon olmak üzere medyanın kendi niteliklerini sunduğu bir toplumsal potansiyel var, bir elimizde... Diğerinde ise toplumsal cinsiyet eşitliğini neredeyse tersine etkileyecek bir yayın içeriği!..

Bu nereden kaynaklanıyor?!. Neden kaynaklanıyor?!... Böylesi bir direncin nedeni medyanın erkek egemenliği konusunda ısrarcı olan erkek yöneticileri mi?...

Yoksa şu adına “reyting” dediğimiz “canavar” ya da “günah keçisi” mi?

Sanırım bu soruyu yanıtlamaya kalkmadan önce medyada “çalışan olarak kadın” başlığı altında medya ve kadın konusunu değerlendirmeye daha doğrusu bu alanlardaki sağlıklı bilgilere gereksinimimiz var.

  • Medyada kadın istihdamını konu alan araştırmacıların ortak sonuçlarına bakarak özetle diyebiliriz ki kadınlar medyada;
  • Erkeklerin yarısı kadar bir oranda istihdam ediliyorlar.
  • Karar mekanizmalarında erkeklere oranla manidar ölçüde az istihdam ediliyor.(Yönetici, genel yayın yönetmeni, genel yayın koordinatörü ve genel müdür konumunda istihdam edilenler %15)
  • İçerik üretiminde söz sahibi değiller. (Söz sahibi olan kadınların oranı %15)
  • Bölgesel ve yerel kanallarda ulusal kanallara oranla daha fazla istihdam ediliyorlar.
  • En çok, “program görevlisi” konumunda çalıştırılıyorlar. (Erkeklerin belirlediği içerikler için hizmet veriyorlar.)

İzleyici olarak kadını, izleme alışkanlıklarını ve tercihlerini ele aldığımızda ise RTÜK’ün 2007 yılında yaptırdığı “Kadınların Televizyon İzleme Eğilimleri Araştırması” oldukça kapsamlı ve manidar veriler sunuyor. Bu verilerin en belli başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz:

  • Kadınlar en fazla televizyon izleyen grup (%46.5’u 4 saat ve üstünde, %30.5’i 5 saat ve üstünde televizyon izliyor.)
  • En çok izledikleri programlar sırasıyla, yerli diziler, sabah kuşağı magazin programları, haber bültenleri, müzik eğlence programları, talk showlar, belgesel programlar sağlık programları ve eğitici programlar.

Öte yandan yine RTÜK’ün Kasım  2006’da yaptırdığı kadınların izleme eğilimlerini anlamaya yönelik araştırmanın sonuçlarına bakarak diyebiliriz ki, kadınlar, kendilerine yönelik sabah kuşak programlarını;

  • %70 oranında izliyorlar,
  • İzleyenlerin %73’ü programları beğeniyor
  • İzlemeyen %30’luk kesimin izlememe gerekçelerini ise şöyle sıralayabiliyoruz;
    • İlgisin çekmiyor
    • TV izleme olanağı yok
    • Saçma buluyor
    • Kavga gürültü olduğu için tercih etmiyor
    • Duygu sömürüsü olduğu için tercih etmiyor
    • Düzeysiz buluyor
    • Yararlı bulmuyor
    • Çocukların kafasını karıştırıcı buluyor
    • İnandırıcı ve doğal bulmuyor
    • Psikolojik açıdan rahatsız ettiğini düşünüyor.

Gelelim son anılan araştırmanın belki de en manidar sonucuna: beğenmedikleri halde izleyenler, ulusal kanallarda aynı saatte, aynı tür programların gösterilmesini gerekçe olarak söylüyorlar.

Bu bilgilerin ışığında “neden”? sorusunun doğru yanıtını vermek sanıldığı kadar kolay ve yalın olmasa bile, doğru yanıta, doğru, “hata” ve “eksik” saptamaları yaparak doğru bir yaklaşımda bulunabiliriz.

Şöyle ki;

·         Mevcut yayınlar içinde kadının pozitif imajını arttıran, onu doğru rol modellerede sunan, onu daha etkin hale getirebilecek programların büyük bir eksikliği var.

·         Programlarda, özellikle içerik belirleyici noktalarda kadınların olmamasına bağlı, kadın bakışı eksikliği var.

·         Uluslararası sözleşmelerin konuya ilişkin hükümlerini uygulanır kılacak ciddi stratejiler ve düzenlemelerde önemli eksiklikler var.

·         Ve tüm bu eksikliklere karşın, kadına yönelmiş, kadın potansiyelini etkisizleştiren, aşağılayan, geleneksel rolüne zorlayan, erkeğin üstünlüğünü, kadınının ikinciliğini sürekli iletilerle tekrar ederek ayrımcılığa aktif ve güçlü katkı sunan, üstelik bunu “sosyal hizmet” anlayışı içinde lanse eden, kısaca kadını istismar eden yanlış programcılık uygulamaları var.

Oysa kadınların gerçek ilgi ve tercihlerini saptayıp, bu motiflerle bezenmiş içerik ve formatlar yaratarak kadını destekleyen, kadını etkinleştiren, onları cesaretlendiren, motive eden, kuşkusuz bir yandan da eğlendiren programlar yapmak olası... İş, gelişen teknolojinin sunduğu yeni fırsat ve tehditler karşısında dünyanın en önemsediği sigortaya gelip dayanıyor... Yaratıcılık ve kaliteli içerik!