Sahibi:
Prof.Dr. Abdurrahim Özgenoğlu
Yayın Kurulu :

Prof.Dr. İsmail Bircan
Prof.Dr. Oya Batum Menteşe
Uzman Nilüfer Ünal
Editör:  Nilüfer Ünal
             3 Ayda bir yayınlanır.

Trabzon Of Kaymakamı, Tuncay Sonel

 

“BİZ” fikri çok önemli, severek ve isteyerek gönülden iş yapmak, gönül kazanmak kısacası kimsesizlerin kimi olmak çok önemli. Şunu söylemek istiyorum ve ekibime her defasında anlatıyorum. Bu ülke kolay kazanılmadı. Bu topraklara bu toprakları vatan yapan ecdadımıza karşı sorumluluğumuzu bilmeli ve görevimizin hakkını vermeliyiz. Tatlı dilin ve güler yüzün sermayesi yok...”

Karadeniz sahilinde Trabzon’un sevimli kasabası Of, 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılmış. Tuncay Sonel, kasabanın aydın, yenilikçi ve birçok projeler üreten kaymakamı. Kendi ifadesiyle Adana’da pamuk tarlasında annesinin yanında kitap okur ve kendini kitaptaki kahramanların yerine koyarmış ve devamla şöyle diyor ; “...Televizyon kanalları günümüzdeki kadar değildi hatta ekran siyah beyazdı, aile ziyaretlerine hikaye kitaplarımızla giderdik ve çocukluk yıllarımızda kitap okurduk oyun oynamanın yanı sıra. Kısacası daha o yıllarda sevdim kitapları ve okumayı. İyi ki sevmişim çünkü en iyi arkadaştır kitap, aslında seni hayatın boyunca güçlü kılar ve asla seni yarı yolda bırakmaz çünkü iyi bir dosttur kitap...”

Tuncay Sonel, Adana’da doğar, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünü bitirir.  Yüksek lisansını tamamladıktan sonrada İngiltere’de Brighton’da dil ve meslek eğitimini tamamlar.

Aldığı birçok ödüllerin yanısıra,  Trabzon Valisi Nuri Okutan, Of İlçesi’ndeki Eğitim Çalışmalarından dolayı Kaymakam Tuncay Sonel’i Takdirname ile ödüllendirir. İnfomag Dergisi’nin Mart 2009 sayısında da Türkiye’nin Geleceğine Yön Verecek 100 İsim arasında gösterilir.(Bu konudaki geniş bilgiyi geçen sayımızda -Haziran 2009 /4 - bulabilirsiniz)Yine Birecik Belediye Meclisince Birecik Merkezdeki bir caddeye Tuncay Sonel Caddesi adı verilir.

Birçok projeyi hayata geçirir; “Öğren Okuma Yazmayı Al Altınlı Diplomayı, Oku Kitabını Al Altınını, Evde Ders Çalışma Masası, Berber, Kuaför, Kahvehanelere Kütüphane”. Yine okuma kampanyaları çerçevesinde Of Kaymakamlığı ve Of Belediye Başkanlığı’nca daha önce Trabzon –Of arasında çalışan otobüslere kitaplıklar yaptırır ve böylece yolcuların 40 dakikalık yolculuklarını kitap okuyarak geçirmelerini sağlar.

Dergimize kapak olmasının nedeni de işte bu noktada başlıyor. Kitap okumayı teşvik eden, bunu ödüllerle, törenlerle teşvik ve motive eden bir anlayış.

Sayın Sonel’in insan ve vatan sevgisiyle dolu bir yüreği var. Ben yukarıdaki başlığı burada tekrarlayarak paragrafımı sonluyorum.;   “...Şunu söylemek istiyorum ve ekibime her defasında anlatıyorum. Bu ülke kolay kazanılmadı. Bu topraklara bu toprakları vatan yapan ecdadımıza karşı sorumluluğumuzu bilmeli ve görevimizin hakkını vermeliyiz. Tatlı dilin ve güler yüzün sermayesi yok...”

“ Tuncay Sonel’in öz geçmişi için tıklayınız”

 


“...Daha çok kitap okumak istiyordum, böylece kitaptaki masal kahramanlarıyla sanki birlikte oluyordum. Pamuk tarlasında Heidi’yi okurken çocuğuz tabi, gözlerimi kapatıyorum Heidi’nin yaşadığı dağlar ve yeşillikler geliyordu gözlerimin önüne; açtığımda ise gözlerimi pamuk tarlasındaydım Adana’nın yaz sıcağında…...en iyi arkadaştır kitap, aslında seni hayatın boyunca güçlü ve bilgili kılar ve asla seni yarı yolda bırakmaz  çünkü iyi bir dosttur kitap… “

Sayın Sonel, “Oku Kitabını Al Altınını, Evde Ders Çalışma Masası, Berber, Kuaför, Kahvehanelere Kütüphane” projelerini hayata geçirdiniz. 

Bir yanda mahkumu okumayla cezalandıran bir anlayış diğer yanda “Öğren Okuma Yazmayı Al Altınlı Diplomayı” sloganıyla okumayı teşvik eden bir anlayış. Biz öncelikle sizi tanımak istiyoruz. Kimdir Tuncay Sonel. Nerede doğdu, nerede okudu. Okuma sevgisi ve alışkanlığı nasıl oluştu. Başka bir deyişle kitapla nasıl tanıştı. Bize kendinizden söz eder misiniz?

1970 Adana doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi Adana Erkek Lisesinde tamamladıktan sonra, 1988’de girdiğim İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünden 1992’de lisans ve yine aynı Fakültenin Kamu Yönetimi Anabilim Dalında 1995’te yüksek lisansımı tamamladım.

1994’te Aydın Kaymakam adayı olarak göreve başladım. Brighton- İngiltere’de dil ve meslek eğitimi sonrası Kütahya Simav’da kaymakam vekilliğinde bulundum. Daha sonra 1997–1999 Ankara Güdül, 1999–2001 Gümüşhane Köse, 2001–2005 Kırklareli Vize, 2005–2008 Şanlıurfa Birecik’te görev yaptım. 1 Eylül 2008 itibariyle de Of Kaymakamı olarak görev yapmaktayım. Eşim İngilizce öğretmeni olup iki çocuk babasıyım.

Çocukluğum ve ilkokul yıllarım köyde geçti. İlkokula giderken  birinci sınıfta okumayı ve yazmayı çabuk öğrendiğim için sevgili öğretmenim yakama kırmızı kurdele takmıştı.O yıllarda siyah  önlük giyer beyaz yaka takardık. Takılan kırmızı kurdelemi günlerce çıkarmamıştım. Daha çok kitap okumak istiyordum, böylece kitaptaki masal kahramanlarıyla sanki birlikte oluyordum. Pamuk tarlasında Heidi’yi okurken çocuğuz tabi, gözlerimi kapatıyorum Heidi’nin yaşadığı dağlar ve yeşillikler geliyordu gözlerimin önüne; açtığımda ise gözlerimi pamuk tarlasındaydım Adana’nın yaz sıcağında… Televizyon kanalları günümüzdeki kadar değildi hatta ekran siyah beyazdı, aile ziyaretlerine hikaye kitaplarımızla giderdik ve çocukluk yıllarımızda kitap okurduk oyun oynamanın yanı sıra. Kısacası daha o yıllarda sevdim kitapları ve okumayı. İyi ki sevmişim çünkü en iyi arkadaştır kitap, aslında seni hayatın boyunca güçlü ve bilgili kılar ve asla seni yarı yolda bırakmaz  çünkü iyi bir dosttur kitap…

Sayın Sonel, “Kitabı oku ve altınını al” ilkesiyle kitap okumaya teşvik biraz  taviz vermek gibi olmuyor mu? Bu biraz “sınıfını geçersen sana bisiklet alacağım” gibi bir durum değil mi, ne dersiniz.

Oku Kitabını Al Altınını projesini meslek hayatımda görev yaptığım ilçelerde uyguladım.  İnanın her yerde de başarılı sonuçlar aldık. Aslında okumayı teşvik etmek için yapıyoruz biraz da renklendirmek işin esası. Elbette okumak insanın içinde olacak ama öğrencilerimizi de okumaya yönlendirmek lazım. İlçemiz genelinde okullardan her ay en çok kitap okuyan öğrencilerimize her ay yapılan törenlerle altın ve kitap armağan etmek hatta  bu törenlere her ay kendi alanında başarılı ünlü simaları davet ederek öğrencilerimizle buluşturmak inanın okumayı teşvik ediyor hatta öğrenciler birbirleriyle kaynaşıyor, veliler dahi bu şekilde okumaya özen gösteriyorlar.Örneğin Muzaffer İzgü, Tayfun Talipoğlu, Rasim Özdenören gibi simaları karşısında gören öğrenciler onlarla sohbet ederek daha da motive oluyorlar aslında.

Biraz da eğitim sistemimizden bahsetmek istiyoruz. Sizce bugünkü eğitim sistemimiz çocuklarımızı okumaya ve araştırmaya yönlendirebiliyor mu?

Şu an okumaktan ziyade büyük bir yarış var  aslında çocuklar için. Daha ilköğretim dört ya da beşte başlıyor koşturmaca, dershaneler, SBS sonrası ÖSS inanın çocuklar kendilerini  okuyarak geliştirme yerine sanki ezbere dayalı, araştırma yapmadan tekdüze öğrenci profili test çözen, ezberleyen ve tamamıyla sınavlara yönelik koşuşturmalar. Bu da hem veli, hem öğrenci hem de öğretmenlerimizi tabi ki olumsuz etkiliyor.

“...Yani aslında ülkenin her köşesinde halk kütüphaneleri hem fiziksel olarak hem de içerik ve kullanım olarak aktif hale getirilmeli ve kütüphaneler hayatın bir parçası olmalıdır. Okullarda kütüphaneyi teşvik edici uygulamalar olmalı, başta öğrencilerimiz ve vatandaşlarımız kütüphanelere yönlendirilmelidir.

 

Okullar ve kütüphaneler birbirini tamamlamalı. Bence burada kütüphanelerde görev yapan personele de büyük iş düşüyor. Özellikle ilçelerde öğrenci ya da sivil kütüphaneye gelenlere sanki evlerine gelmiş gibi karşılamalı, onlarla ilgilenmeleri, her konuda onlara yardımcı olmaları gerekir...

Halk kütüphaneleri hakkında görüşlerinizi alabilir miyiz, sizce halk kütüphaneleri eğitim sisteminin neresindedir.

16 yıllık meslek hayatımda halk kütüphaneleri hakkında gözlemim şu olmuştur.Taşrada özellikle fiziksel yetersizlikler var, İç mekanların kitap okumaya daha uygun ve elverişli hale getirilmesi gerekir ki nitekim bununla ilgili çeşitli çalışmalarda yapmışızdır. hatırlıyorsanız Vizontele Tuuba adlı filmde Van-Gevaş’ta çekiliyor ve kütüphanesi olmayan ilçeye kütüphane müdürü atanıyor ve atanan kütüphane müdürü oraya bir kütüphane kazandırıyor.

O yıllarda Kırklareli’nin, Vize ilçesinde çalışıyordum ve inanın ilçede kütüphane yoktu. Bizler de hayırseverlerimizin katkısıyla ilçemize bir kütüphane kazandırmıştık. Yani aslında ülkenin her köşesinde halk kütüphaneleri hem fiziksel olarak hem de içerik ve kullanım olarak aktif hale getirilmeli ve kütüphaneler hayatın bir parçası olmalıdır. Okullarda kütüphaneyi teşvik edici uygulamalar olmalı, başta öğrencilerimiz ve vatandaşlarımız kütüphanelere yönlendirilmelidir.

Okullar ve kütüphaneler birbirini tamamlamalı, bence burada kütüphanelerde görev yapan personele de büyük iş düşüyor. Özellikle ilçelerde öğrenci ya da sivil kütüphaneye gelenlere sanki evlerine gelmiş gibi karşılamalı, onlarla ilgilenmeleri, her konuda onlara yardımcı olmaları gerekir.

İlçenizin nüfusu 17.529. Halk kütüphanesinin kitap sayısı ise 9880.  Okullar halk kütüphanesi ile işbirliği yapıyorlar mı, başka bir deyişle halk kütüphanesi ile okullar arasında iletişim mevcut mu?

Aslında ilçe merkezinde yaklaşık otuz bin vatandaşımız yaşıyor. Halk Kütüphanemiz de çok eski, fiziki yetersizlik var. Burada da yeni bir hayırseverle görüşerek Of’a yakışan bir kütüphaneyi kısa sürede yapımına başlayacağız. Mevcut 26 okulumuzun da kütüphanelerini kısa sürede zenginleştirdik. Kitap sayısı 40binden 100bine doğru gidiyoruz.Okullar ve ilçe halk kütüphanesi arasındaki ilişkiyi daha da sıklaştırmak için okul idarecilerimizle görüşülmüş olup hem öğrencilerimizi hem de vatandaşlarımızı kütüphaneye teşvik etmenin  olumlu sonuçlarını almanın memnuniyeti var bizlerde.

“BİZ” fikri çok önemli, severek ve isteyerek gönülden iş yapmak, gönül kazanmak kısacası kimsesizlerin kimi olmak çok önemli. Şunu söylemek istiyorum ve ekibime her defasında anlatıyorum. Bu ülke kolay kazanılmadı. Bu topraklara bu toprakları vatan yapan ecdadımıza karşı sorumluluğumuzu bilmeli ve görevimizin hakkını vermeliyiz. Tatlı dilin ve güler yüzün sermayesi yok...”

Tekrar size dönmek istiyoruz. Siz eğitim çalışmalarınızdan dolayı bir çok ödül aldınız ve Infomag Dergisi’nin Mart 2009 sayısında da “Türkiye’nin Geleceğine Yön Verecek 100 İsim” arasında gösterildiniz.  Ödüllerinizden ve gelecekte yapmayı planladığınız çalışmalarınız hakkında bilgi verebilir misiniz.

Teşekkür ederim. Çalıştığımız yerlerde şahsıma verilen ödülleri ekibimiz adına almış oluyorum. Çünkü bu bir ekip işi. Milli takım ruhu olması lazım. Aslında işinizi severek yaparsanız, bu toprağı ve bu toprağın insanlarını severseniz mesele kalmıyor. Boş başak dik durur. Sevgi, hoşgörü, yöreye ve yöre insanına sahip çıkma, çocukla çocuk büyükle büyük olmak, kısacası halkla iç içe görevin hakkını vermek, Hak için. Eğer gece yastığa başınızı koyduğunuzda rahat uyuyabiliyorsanız ya da ayrıldığınız ilçede kurulan dostluklar yıllar sonra devam ediyorsa ya da onların hem kaymakamı hem kardeşi hem de babası sıfatlarını onlardan alıyorsanız asıl mutluluk bu olsa gerek. “BİZ” fikri çok önemli, severek ve isteyerek gönülden iş yapmak, gönül kazanmak kısacası kimsesizlerin kimi olmak çok önemli. Şunu söylemek istiyorum ve ekibime her defasında anlatıyorum. Bu ülke kolay kazanılmadı. Bu topraklara bu toprakları vatan yapan ecdadımıza karşı sorumluluğumuzu bilmeli ve görevimizin hakkını vermeliyiz. Tatlı dilin ve güler yüzün sermayesi yok. Elbette insanız bilmeyerek de olsa hatalarımız olabilir ama kendi annemize ve babamıza nasıl davranılmasını istiyorsak kapımıza gelen ya da sokağa çıktığımızda karşılaştığımız yaşlılarımıza da öyle davranmalıyız. Yetim ve öksüz çocuklarımızı sevindirmeliyiz, engellilerimize sahip çıkmalıyız, esnafımıza uğrayarak hayırlı işler temennisinde bulunmalıyız. Taziye, düğün gibi durumlara icabet etmeliyiz. Devletimizin tüm kurumları arasında işbirliği ve ahengi sağlayarak devletimizin şefkatini, sıcaklığını yöremize ve yöre insanımıza göstermeliyiz. Zaten bunları yaptığınız takdirde mutlu oluyorsanız işleriniz de kolaylaşıyor. Siz eğer çalıştığınız yörenin en ücra köşesindeki garibandan ve oranın yolundan tutunuz da okullardaki dersliklerinden haberdarsanız mesele büyük ölçüde aşılmış oluyor ve ekibinizle birlikte hizmet etmenin haz ve mutluluğunu yaşıyorsunuz.

Sayın Sonel, bu yoğun çalışma temposu içerisinde bizi kırmadınız ve söyleşimizi kabul ettiniz. Dergimize verdiğiniz katkıdan dolayı size çok teşekkür ederiz.

Ben de sizlere çok teşekkür ederim. Atılım Üniversitesi’nde okuyan tüm arkadaşlarımız başta olmak üzere camianızın tüm mensuplarının da hayatları boyunca her şeyin gönüllerince olması dileklerimle selam ve saygılarımı sunarım.