Sahibi:
Prof.Dr. Abdurrahim Özgenoğlu
Yayın Kurulu :

Prof.Dr. İsmail Bircan
Prof.Dr. Oya Batum Menteşe
Uzman Nilüfer Ünal
Editör:  Nilüfer Ünal
             3 Ayda bir yayınlanır.

Yöntem ve Yürek Sarkacında Ulus, Dr. Savaş Zafer ŞAHİN

1974 yılında Ankara’da doğdu. 1996 yılında ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümünden mezun olduktan hemen sonra şehir plancısı olarak çalışmaya başladı. Çeşitli yerel ve merkezi hükümet kuruluşlarında şehir plancısı ve proje yöneticiliklerinde bulundu. Gerçekleştirdiği planlama ve tasarım çalışmalarıyla uluslararası ve ulusal ödüller aldı. Şehir plancılığı görevinin yanı sıra özellikle yerel yönetimler, kentleşme, yerelleşme ve siyasal ilişkiler konularında çeşitli akademik çalışmalar yaptı. 2007 yılında “Ankara’da 1985 ve 2005 Arasında Kent Planlamanın Siyaseti” başlıklı çalışmasıyla ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Anabilim Dalında Doktora Derecesini aldı. 2009 yılı sonunda Atılım Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümüne Öğretim Görevlisi olarak katıldı.

Uygulama ve akademik çalışmalarının yanı sıra aktif bir sivil toplum lideri olarak da çalışmalarda bulundu. ODTÜ Mezunlar Derneği Yönetim Kurulu Üyeliği ODTÜ Klasik Türk Müziği Topluluğu Dayanışma Kurulu Üyeliğinin yanı sıra TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundu. Özellikle 2006-2008 yılları arasında TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı olarak basında sıklıkla yer aldı. Kentleşme, planlama ve siyaset ilişkisinin her alanıyla çok yakından ilgilenmekle birlikte edebiyat ve Klasik Türk Müziği ile de yakından ilgilenmektedir. Ödüllü ve yayımlanmış öyküleri bulunmaktadır. Ayrıca 2001 yılından bu yana ODTÜ Klasik Türk Müziği Topluluğu bünyesinde ney sanatçısı olarak görev almakta, konserlere katılmaktadır.

 

Yöntem ve Yürek Sarkacında Ulus

                                                                                                       

Dr. Savaş Zafer ŞAHİN
Atılım Üniversitesi İşletme Fakültesi
Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğr. Gör.

 

Tarihi kent dokularımız özellikle son zamanlarda sıklıkla gündemimize taşınmaktadır. Kimi çevreler bu alanların artık birer “mezbelelik” haline dönüştüğünü dile getirirken, diğer bazı çevrelerde anıların her tür aşınmadan ve eskimeden muaf olduklarını hatırlatmaktadırlar. Peki ya bu alanları, özellikle de Ankara’nın Ulus olarak adlandırdığımız tarihi kent dokusunu ele alırken doğru yöntem ne olmalıdır? Tamamen teknik bir yaklaşım mı, yoksa tekniği göz ardı eden romantik bir uğraş mı? Aslında belki de doğru yaklaşım tarihsel gelişimi, teknik birikimi ve yapılan hataları göz ardı etmeden mekanı mekan yapan şeyleri, anıları, yaşam biçimlerini dikkate almak… Bu sebeple öncelikle Ankara’da tarihi dokuların tarih içinde nasıl ele alındığını incelemek sonrasında da yürek boyutunu fotoğrafların anlattıklarına bırakmak gerekli… 

Ankara; Türkiye planlama pratiği içinde başkent oluşu, yapılaşması, alt yapısı ve ağaçlandırılması ile öncü bir örnek olmuş, Anadolu’nun imarı için bir okul niteliği taşımıştır. Ankara kentinin cumhuriyetin ilanından sonra başkent olarak seçimi ile başlayan planlama ve inşa süreci ile genç cumhuriyetin yeni başkentinde bir imar bilinci ortaya çıkmıştır. 1923 yılında başkent olunca Eski Ankara’nın yanına yeni bir kent kurulmasına karar verilmiştir. Yeni kent eski kentin üzerine değil yanına kurulacaktır. Yeni kent; eski kent ile Cumhuriyetin yönetsel mekanı olan Çankaya’nın arasında oluşturulacaktır. Arsa spekülasyonu nedeni ile yükselen arsa değerlerinden dolayı yeni bir kent oluşturmanın daha uygun olacağı düşünülürken diğer yandan eski kentin geliştirilmesinin yeni bir kent oluşturmaktan daha ekonomik olacağını savunanlar da olmuştur. Yine de mevcut yerleşimin üzerindeki spekülatif baskıların farklı bir yöne kaydırılması geleneksel dokunun korunmasında olumlu bir etken olmuştur. Ancak işlev değişikliği, bölmeler, eklentiler gibi  yoğunluğu arttırıcı etkenler, eski dokuyu tahrip eden bir yenilemeye hareketinin önünü alamamıştır. 

Artık genç cumhuriyetin planlı imara inancına göre yeni bir plana ihtiyaç vardır ve  uluslararası, 3 yarışmacı ile sınırlı bir yarışma açılır. Ve yarışmayı kazanan planın müellifi H.Jansen 1928 yılında Lörcher planının uygulanmış kısımlarını değiştirmemek koşulu ile çalışmalarına başlar. Aynı yıl İçişleri Bakanlığına bağlı olarak Ankara İmar Müdürlüğü kurulur. Avan proje 1929 yılında kamuoyuna açıklanır, 1932 yılında da Atatürk’ün imzası ile onaylanır. Ama bu süreç boyunca Ankara gelişimine devam etmektedir ve  nüfus planlananın çok üzerinde artmıştır. Jansen planı da bu hızlı artışa uyum sağlayabilecek esnekliğe sahip değildir. Ulaşım sorunu çözülmemiş, Amele Mahallesi gibi endüstrileşmemiş Ankara’ya, topluma yabancı verileri, havaalanının yeri gibi yanlış kararları vardır. Jansen bahçe şehir yaklaşımı ile eski dokunun sanatsal değerlerine önem vermiş, Kale’nin kentin tacı gibi her yerden görünebilirliği sağlamaya çalışmış, eski ve yeni kent dengesini kurmuş  ancak eski kent için bir koruma planı yapmamıştır.  Geleneksel dokuyu korumaya yönelik bir duyarlılık olmasa da doku içindeki imar hareketlerinde belli bir ölçünün aşılmaması çabası, mevcut yapı düzeninde bir koruma sağlamıştır. Daha sonraki planlarda “Protokol Sahası” olarak anılacak bu bölgeye ait koruma-geliştirme çalışmaları yapılmadığından bu alanda  kendiliğinden, düzensiz yapılaşmalar olmuş, çevresinde gecekondulaşmalar artarak sürmüş ve alan  kentin düşük gelir gruplarına terk edilmiştir.

Ankara’nın nüfusunun iç göçlerin etkisi ile beklenenden hızlı bir şekilde artması, planın parçacı bir anlayışla uygulanmaya konması, sık sık değişiklik yapılmasını gerektirmesi Jansen planını yetersiz kılmıştır. Ankara planı olduğu halde, sanki plansız gelişmiş gibidir. 1955 yılında Ankara İmar Planı için açılan uluslararası yarışmayı Nihat Yücel ve Raşit Uybadin tarafından hazırlanan plan kazanır. Ankara İmar Planı 5720 ha.’lık bir alanı kapsamaktadır ve 1957 yılında onanarak yürürlüğe girer. Bu yeni planda merkez Kızılay’dır, Protokol alanı da kısmen planlanmıştır. 1961 yılında ise Bölge Kat Nizamı Planı uygulanmaya başlamış, yoğunluk daha da arttırılmış, parseller birleştirilerek çok katlı yapılaşmaya imkan sağlanmıştır. Ancak topografya, parçalanmış mülkiyet gibi  sorunlar nedeni ile eski kent dokusu yeniden yapılaşamamış, yeni yapılanmaların arasına sıkışıp kalmıştır.  Gerçekleştirilebilen imar uygulamaları ise tamamen yıkıp yeniden yapılanmaya yönelik olmuştur. Örneğin kentsel dokunun yok edilerek Hacettepe Üniversitesinin oluşturulması, Ulucanlar Caddesinin açılması, Hacı Bayram Meydanının genişletilmesi gibi.  

Ardından, 1973 yılında Ankara Metropoliten Alan Nazım Plan Bürosu tarafından Ankara Nazım Planı hazırlanmaya başlamıştır. Kentin yeni gelişme alanları belirlenmiş ve Batı Koridoru üzerinde toplu konut alanları planlanarak uygulamaya geçilmiştir. Ancak bu planlama çalışmaları daha çok göç ve gecekondulaşmanın etkisi altında büyüyen kent makro formunu kontrol altına almayı ve yönlendirmeyi amaçlamaktadır. Tarihi kent dokusu için belirgin kararlar alınmamıştır.

1979 yılında, Kültür Bakanlığı, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Ankara Belediyesi korunması gerekli kültür varlığı olarak nitelendirilecek  konut ve anıtsal ölçekli yapıları saptamış, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulunun 12.4.1980 gün ve A-2167 sayılı kararı ile yaklaşık 150 ha’lık bir alan içinde imar uygulamaları durdurularak “Geçiş Dönemi Yapılanma Koşulları” getirilmiştir. I. II. III. Derece Kentsel Sit Alanları, Arkeolojik Sit Alan Sınırları, Tarihi Ticari Bölge ve Etkileme Geçiş Alanları belirlenerek koruma amaçlı imar planlarının yapılması öngörülmüştür. Yapılaşmalar ana caddeler üzerinde sürerken diğer kesimlerde parsellerin imar parseli olarak tescillerinin yapılmış olması geçiş dönemi yapılanma koşullarına göre uygulama yapılmasını imkansız hale getirmiştir. Ankara Büyükşehir Belediyesi İmar Yönetmeliğine eklenen “Ankara sit alanlarında imar durumunu gösterir çap yerine kadastral parsel üzerinde yapının oturduğu veya oturacağı kısmı gösterir röperli yoksa ebatlı kroki verilecektir” maddesi ile kısıtlı da olsa bazı uygulamalar yapılabilmiştir.

Bu alanlarda koruma amaçlı imar planı yapımı belediyelere verildiğinden,1986 yılında Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından Ulus bölgesinin koruma planının elde edilmesi amacıyla bir yarışma düzenlenir. ODTÜ Proje Grubu yarışmayı kazanır ve  Ankara’da koruyucu kent planlamasında yeni bir sayfa açılır. Ulus Tarihi Kent Merkezi Koruma Islah İmar Planı olarak adlandırılan bu planla birlikte Hacı Bayram Meydanı düzenlemesi gibi bir çok uygulama gerçekleştirilir. Ancak daha sonraları yerel yönetimlerin ilgisizliği sebebiyle bu planın uygulanma oranı %2,5’larda kalacaktır. Ankara’nın diğer iki önemli tarihsel alan parçası olan Ankara Kalesi ve sivil mimarlık örneklerinin bulunduğu Hamamönü bölgesi ise Ulus Planı kadar talihli olamamışlardır. 1992 yılında Ankara Kalesi için bir yarışma açılır, ancak geçen süre sonunda plan uygulamaya konamaz. Hamamönü bölgesinde ise Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yaptırılan plan yakın tarihte uygulamaya geçmiş olmasına rağmen Ankara Büyükşehir Belediyesi kararı ile iptal edilir. Ne yazık ki şu an Ankara’nın tarihi kent dokularının bir imar planı dahi yoktur…

Görüldüğü gibi Ankara’da tarihi kent dokusunun planlanması yöntem açısından pek de parlak değil. Belki de burada durup biraz da fotoğrafların dilinden yüreği dinlemek gerek…