Sahibi:
Prof.Dr. Abdurrahim Özgenoğlu
Yayın Kurulu :

Prof.Dr. İsmail Bircan
Prof.Dr. Oya Batum Menteşe
Uzman Nilüfer Ünal
Editör:  Nilüfer Ünal
             3 Ayda bir yayınlanır.

Ankara Sempozyumu, 13 Ekim 2009

Nilüfer Ünal

 

Ankara’nın başkent oluşunun 86. Yılı nedeniyle 13 Ekim 2009 tarihinde Üniversitemiz Kütüphane ve Dokümantasyon  Müdürlüğü tarafından “ANKARA SEMPOZYUMU “düzenlendi.  Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık ve değerli konukların bildirileriyle katıldıkları sempozyumun sabah oturumunda  Ankara’nın tarihi dokusu,  kültürel yapısı ve turistik  yapısına değinildi.

Öğleden sonra yapılan 2. Oturumda ise, Geçmişteki  Ankara,  Ankara’nın suları ve yine tarihi dokusu ve gezilecek mekanları konularında bildiriler sunuldu.

Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık’ın açış konuşmasında  dile getirdiği gibi Ankara özel bir proje ,  Cumhuriyet’in projesi.

Aşağıda konuşmasından bir alıntı.

“...Ankara özel bir proje gerçekten, Cumhuriyetin projesi. Mustafa Kemal Atatürk’ün ulusal kurtuluş mücadelesini takip eden dönemde yeni bir toplumu kurma projesinin en önemli siyasal simgelerinden ve onun projelenmiş, somutlanmış alanlarından birisi. Yüzlerce yıllık hilafet ve saltanat merkezinin alternatifi olarak Anadolu’nun ortasında, bozkırın göbeğinde tarihi bir çekirdek olmakla birlikte son yıllarda çok gerilemiş, çok zayıflamış bir kasaba konumunda olan bir yerleşmenin modern Cumhuriyetin başkenti olarak ve özel kent anlayışının simgesi olarak geliştirilmek üzere tasarlandığı ve hayata geçirildiği bizzat Gazi Mustafa Kemal tarafından pek çok alanının, pek çok unsurunun tasarlanıp yapıldığı yaptırıldığı bir kent. Ankara özel bir simge gerçekten ve Cumhuriyetin iradesini işaret ediyor...”

Sempozyumun video görüntüleri ve deşifre edilmiş metinlerine Kurumsal Arşiv sayfamızdan ulaşabilirsiniz. ( http://library.atilim.edu.tr/kurumsal/ )

Sempozyumun açılış konuşmalarını sırasıyla Kütüphane  Müdürü Nilüfer Ünal, Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Abdürrahim Özgenoğlu ve  Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık yaptılar.

Sempozyum Komitesi adına ilk konuşmayı yapan Kütüphane Müdürü Nilüfer Ünal,  sempozyumun amacının “hep birlikte günümüzü sorgulamak ve geleceğin Ankara’sı nasıl olmalı, bunu düşünmek” olduğunu ifade etti.

Ve özetle sözlerine şöyle devam etti;

Ankara sancılı bir şehir. Ankara’nın başkent olması için çok mücadele verilmiş. İstanbul ve Ankara arasında amansız mücadeleler yaşanmış. İstanbul, Ankara’ya biraz da küçümser bir tavırla bakmış. Her yıl 13 Ekim tarihinde Ankara’ya bakarak bir başka hüzünlenirim. Ve hüznüm her yıl biraz daha katlanır... Ben,  Kızılay’da yürürken Akasya ağaçları üzerinde konserler veren kuşları geri istiyorum, Ben yıkılan Kızılay binasını istiyorum, Ben havagazı fabrikasını geri istiyorum, Ben Büyük Sinemayı, Ankara Sinemasını geri istiyorum, Ben sanat ve kültür merkezi eski Ankara’yı istiyorum,  Ben PİKNİK’te oturmak istiyorum, Ben  içinde düşünürlerin devlet adamlarının, sanatçıların heykelleriyle donatılmış ve onların kısa yaşam öyküleriyle bizi bilgilendiren yemyeşil alanlar istiyorum, Ben o parklarda oturup bir bardak çayımı içerken kitap okumak istiyorum, hatta kitap okurken küçük bir konser de dinleyebilirim.

Rektör Prof. Dr. Abdürrahim Özgenoğlu, Bizim için Ankara çok önemli. Ankara bildiğiniz gibi İstiklal savaşının merkezi ve karargâhı daha sonra da Cumhuriyetimizin simgesi oldu. Bugün biz 86. başkent oluşunu kutluyoruz ama içimizde bir taraftan kan ağlıyor diye düşünüyorum, çünkü Ankara’nın içinin boşalmakta olduğunu sanırım hepimiz görüyoruz, bununla ilgili zaman zaman medyada haberler çıkıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse bu beni çok rahatsız ediyor. En son yaşanan olay Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınacağı mevzu konusuydu. Şuanda sanki beklemede gibi ilk fırsatta bu da yapılacak gibi. Ankaralılar olarak Ankara’ya sahip çıkmak zorundayız” dedi.

Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık “Ankara’nın kaybedilen değerlerinin, özlenen özelliklerinin yitirilen kimliğinin yeniden kazanılması, korunması, yeni kayıplara uğratılmaması açısından çok önemli mesajlar vereceğine inanıyorum. Sempozyum konusunu ve günün seçilmesiyle birlikte zaten bu yönde bir işaretin çok net açıklanmış olduğunu düşünüyorum. Ankara özel bir proje gerçekten, Cumhuriyetin projesi. Mustafa Kemal Atatürk’ün ulusal kurtuluş mücadelesini takip eden dönemde yeni bir toplumu kurma projesinin en önemli siyasal simgelerinden ve onun projelenmiş, somutlanmış alanlarından birisi. Yüzlerce yıllık hilafet ve saltanat merkezinin alternatifi olarak Anadolu’nun ortasında, bozkırın göbeğinde tarihi bir çekirdek olmakla birlikte son yıllarda çok gerilemiş, çok zayıflamış bir kasaba konumunda olan bir yerleşmenin modern Cumhuriyetin başkenti olarak ve özel kent anlayışının simgesi olarak geliştirilmek üzere tasarlandığı ve hayata geçirildiği bizzat Gazi Mustafa Kemal tarafından pek çok alanının, pek çok unsurunun tasarlanıp yapıldığı yaptırıldığı bir kent. Ankara özel bir simge gerçekten ve Cumhuriyetin iradesini işaret ediyor. Bu kentin tarih çekirdeğinin yanı sıra Cumhuriyet döneminde gelişmiş olan Atatürk’ün köşkünün bulunduğu Çankaya tepesine doğru uzanan alandaki yeni yapılaşma bölgesi de doğrudan doğruya Cumhuriyet dönemi inşası ile Cumhuriyetin tarihini anlatan yıl yıl oranın özelliklerinin işlenmiş olduğu dantel gibi bir kent parçasıydı” sözleriyle Sayın Tanık konuya ilişkin düşüncelerini dile getirdi.

1. OTURUM

Prof.Dr. İsmail Bircan, Oturum Başkanı,   (Atılım Üniversitesi Rektör Yardımcısı ),

Güven Dinçer, Anayasa Mahkemesi; emekli Başkan Vekili; “Ankara’nın Başkent Oluşu ve Cumhuriyet Öncesi Ankara’nın Kültürel Yapısı”,

Dr. Zafer Şahin, Atılım Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğr. Gör. : “Ankara’nın Tarihi Dokusu”,

Yrd.Doç.Dr. Gül Güneş, Atılım Üniversitesi Turizm İşletmeciliği Bölüm Başkanı; “Ankara Kent Halkının Boş Zamanlarını Değerlendirme Alışkanlıkları”

Prof.Dr. İsmail Bircan, (Atılım Üniversitesi Rektör Yardımcısı ), Oturum Başkanı,  oturumu Nutuk’tan bir bölüm okuyarak açtı. “Türkiye Devleti’nin başkenti Ankara şehridir. Efendiler, Lozan Antlaşması`nın eklerinden olan düşman işgali altındaki topraklarımızı boşaltma protokolü uygulandıktan sonra, yabancı işgalinden tamamen kurtulan Türkiye’nin toprak bütünlüğü fiilî olarak sağlanmıştı. Artık yeni Türkiye Devleti’nin başkentini bir kanunla tespit etmek gerekiyordu. Bütün düşünceler, Yeni Türkiye`nin başkenti Anadolu’da ve Ankara şehri olarak seçme lüzumunda birleşiyordu. Bu seçimde, coğrafî durum ve askerî strateji en büyük önemi taşıyordu. Devletin başkentini biran önce tespit ederek, içten ve dıştan gelen kararsızlıklara bir son vermek şarttı. Gerçekten de, bilindiği üzere, başkentin İstanbul olarak kalacağı veya Ankara olacağı konusunda öteden beri içeride ve dışarıda kararsızlıklar görülüyor, basında demeçlere ve tartışmalara rastlanıyordu. Bu arada İstanbul`un yeni milletvekillerinden bazıları, Refet Paşa başta olmak üzere, İstanbul’un hükümet merkezi olarak kalması gereğini bazı örneklere dayanarak ispat etmeye çalışıyorlardı. Ankara`nın gerek iklim, gerek ulaştırma araçları ve gelişme kabiliyet ve istidadı ve gerekse mevcut tesisler ve kuruluşlar bakımından hiç de uygun ve elverişli olmadığını söylüyorlar; İstanbul`un "payitaht" olması lâzımdır ve mutlaka olacaktır, diyorlardı. Bu ifadeye dikkat edilirse, bizim "başkent" deyimiyle kastettiğimiz anlam ile bu ifadelerdeki "payitaht"deyimini kullananların görüşleri arasında bir fark bulmamak mümkün değildir. Bundan dolayı, bu konuda zaten kesinleşmiş bulunan kararımızı resmen ve kanunî yoldan ilân ettirerek,"payitaht" sözünün de yeni Türkiye Devleti’nde kullanılmasına gerek kalmadığını göstermek lâzım geldi. Dışişleri bakanı İsmet Paşa,9 Ekim 1923 tarihli tek maddelik bir kanun tasarısını Meclis`e teklif etti. Altında daha on dört kadar zatın imzası bulunan bu kanun teklifi, 13 Ekim 1923 tarihinde uzun görüşme ve tartışmalardan sonra çok büyük bir çoğunlukla kabul edildi. Kabul edilen kanun maddesi şudur: "Türkiye Devleti’nin başkenti Ankara şehridir."

 Güven Dinçer, Anayasa Mahkemesi emekli Başkan Vekili “Ankara’nın Başkent Oluşu ve Cumhuriyet Öncesi Ankara’nın Kültürel Yapısı”

“...Ankara’nın bambaşka Kültürel bir yapısı vardır... Bir Türk yönetiminde bir üretim merkezi bir kültür merkezidir. Ayrıca özgürlük düşüncesiyle yoğrulmuş bir merkez, onun için Ankara olayları çok çabuk kavrayarak iyi mücadelecilerin yanında en büyük desteği vermiştir. Ankara yalnız kendisi için üretim yapan bir kasaba değil. Ankara tüm Türkiye’ye ihracat yapan bir yerdir. 16.yüzyılda yapılan bir sayımda Bursa’dan sonra ikinci kalabalık şehirdir. Sebebi nedir; Ankara Bursa gibi bir üretim merkezidir...”

“Ankara’nın başkent oluşuyla ilgili olarak üzerinde az durulan Cumhuriyet dönemi öncesi Ankara’nın kültürel yapısı hakkında size bazı bilgiler vermek istiyorum. 1918 yıllarının karanlık dumanlı günlerinde Türkiye’de Anadolu insanı daha gerçeğin ne olduğunu görememiştir. Biliyorsunuz Kuvayi Milliyecilerin en büyük sıkıntıları Kuvayi Milliye’nin en çok muhtaç olduğu huzur günlerinde, yirmiye yakın iç isyanla karşılaşmasıdır. Çünkü halkımız bu konuda aydınlatılmadığı için uzun yıllar İstanbul’un tek idaresine inandıkları için olayları değerlendirememişlerdir. Ankara enteresan bir kent, daha 1918’den Atatürk İstanbul’da arayışlar yaparken Ankara’yı tespit etmiş durumdadır. Ankara’nın bambaşka Kültürel bir yapısı vardır. Ankara sekiz asırlık bir Türk müslüman yönetimindedir. Bir Türk yönetiminde bir üretim merkezi bir kültür merkezidir. Ayrıca özgürlük düşüncesiyle yoğrulmuş bir merkez, onun için Ankara olayları çok çabuk kavrayarak iyi mücadelecilerin yanında en büyük desteği vermiştir. Ankara yalnız kendisi için üretim yapan bir kasaba değil. Ankara tüm Türkiye’ye ihracat yapan bir yerdir. 16.yüzyılda yapılan bir sayımda Bursa’dan sonra ikinci kalabalık şehirdir. Sebebi nedir; Ankara Bursa gibi bir üretim merkezidir. Bu şehrin düzenini korumakla görevli olan Ahiler Moğol istilasında görev almışlardır. Ahiler Tokat’ı, Sivas’ı savunmuşlardır. Bizim en sancılı dönemlerimizde hep iç isyanlar çıkartılmıştır. Hatta Eğe’deki birçok efelik arkasında İngiliz parası olduğu söylenir. Bütün Anadolu gibi Ankara da yoksulluğun son dönemlerdeki harplerin hepsinin sıkıntısını çekmiş onun izini taşıyan bir ülke ama Ankara ve çevresinden 1878’deki harbe yani Doğu ve Batı Cephesinde savaşa 180 bin insan göndermişlerdir. Gidenlerin yarıdan çoğu dönmemişlerdir. Ankara böyle bir kenttir.”

Anayasa Mahkemesi emekli Başkan Vekili Güven Dinçer ayrıca İstanbul fetvasından, Kuvayi Milliye’nin çabalarından, Ankara’nın geniş çaplı kültürel ve sosyal boyutlarından söz etti ve özellikle  Ankara’nın Milli Mücadele’ye en fazla destek veren bir şehir olduğunun da altını çizdi. Ahilik sisteminin Ankara’da çok fazla yaygınlaştığına değinen  Dinçer,  konu hakkındaki geniş araştırmalarına dayanan sunumuyla katılımcıları aydınlattı.

Öğr. Gör. Dr. Zafer Şahin; ‘Atılım Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü; Ankara’nın Tarihi Dokusu’

“...bir kent yapısı vardır o kentin özgün bir düzenlenme biçimi vardır ki biz bugün ona tarihi doku diyoruz. Tarihi doku derken o sosyal ilişkilerin biçimlendiği dünyaların arasındaki oranların sokakların mesafelerini mahallelerin birbirine göre nasıl konumlandığını, orada yaşayan insanların nasıl gündelik alışkanlıklarının olduğu nasıl bir kültürel yapılarının olduğu ve bu yapılarının tamamını anlatmaya çalışıyoruz ama yine de biz plancılar, mimarcılar, bu meslek grupları gündelik hayattaki kavramları alıp onlara yeni anlamlar yüklemeyi seviyoruz....”

“Sayın Güven Bey Ankara’nın nasıl bir sosyal dokusu olduğunu, nasıl kültürel dokusunun olduğunu ve Ankara’yı bugünlere getiren tarihsel geçmişte nasıl bir payı olduğunu çok güzel anlattı. Ben buna katkı yapmak ve sunuşuma geçmek üzere Ankara’nın manevi mimarı Hacı Bayram Veli hazretlerinin bir dörtlüğünü paylaşmak istiyorum. “Nagihan bir şara vardım, Anı ben yapılır gördüm. Ben dahi bile yapıldım, Taş ve toprak arasında.” Günümüz Türkçesiyle açıklarsak şöyle demiş; ben bir şehre bir kaleye geldim. Orada birtakım inşaat faaliyetleri gördüm. Onlar yapılırken ben olduğum gibi kalamadım. Ben de değiştim ben de dönüştüm. Mealen böyle derken aslında ta 600 yıl öncesinden Ankara’da Ankara’nın manevi iklimini düşünsel iklimini şekillendiren insanların düşünce dünyasında mekanın öneminin ne kadar fazla olduğunun da bizlere aktarıyor. Güven Bey’in anlattığı o sosyal dokunun kültürel dokunun arkasında hemen yanı başında bir de mekansal doku var aslında. Yani bir kent yapısı vardır o kentin özgün bir düzenlenme biçimi vardır ki biz bugün ona tarihi doku diyoruz. Tarihi doku derken o sosyal ilişkilerin biçimlendiği dünyaların arasındaki oranların sokakların mesafelerini mahallelerin birbirine göre nasıl konumlandığını, orada yaşayan insanların nasıl gündelik alışkanlıklarının olduğu nasıl bir kültürel yapılarının olduğu ve bu yapılarının tamamını anlatmaya çalışıyoruz ama yine de biz plancılar, mimarcılar, bu meslek grupları gündelik hayattaki kavramları alıp onlara yeni anlamlar yüklemeyi seviyoruz.”

Yrd. Doç. Dr. Gül Güneş:Atılım Üniversitesi Turizm İşletmeciliği Bölüm Başkanı: Ankara Kent Halkının Boş Zamanlarını Değerlendirme Alışkanlıkları.

“... Biz Ankara kenti halkı olarak boş zamanlarımızda enerji mi depoluyoruz yoksa enerjimizi mi tüketiyoruz?... Hızla yayılan alış veriş merkezleri. Bizim için neredeyse Ankara halkı için hafta sonları şöyle bir düşünürseniz tek seçenek haline gelmeye başladı. Bir arkadaşımızla buluşacaksak orada randevu veriyoruz. Bir alışveriş yapacaksak kesin oradan alışveriş yapmaya gidiyoruz. Sizleri bilemiyorum ama ben alış veriş merkezlerinden eve geldiğimde dinlenmek yerine daha yorgun bir insan oluyorum...”

“Boş zamanlarımızı ne şekilde değerlendiriyoruz. Boş zaman kavramı aslında ne, ne şekilde değerlendirilmeli? Biz Ankara kenti halkı olarak boş zamanlarımızda enerji mi depoluyoruz yoksa enerjimizi mi tüketiyoruz? Özellikle genç nesil açısından bunu değerlendirme şekli nedir? Boş zamanların değerlendirilmesiyle ilgili kaygılar, yaklaşımlar aslında endüstri devrimiyle daha çok ön plana çıktı, çünkü o dönemde sosyal tabakalaşma toplum içerisinde çok fazla artmaya başladı, işçi sınıfı öncelikle günün büyük bir bölümünü çalışarak geçiriyordu ama ardından çok uzun süreli olan bu çalışma dönemlerinin hem psikolojiler üzerine hem de iş verimleri üzerine büyük düşüşlere neden olduğu gözlemlendi ve bunun neticesinde işte bugün hepimizin sahip olduğu giderek belli düzene kavuşan boş zamanlar hafta sonları çalışma saatlerinin düzenlenmesi gibi birtakım yaklaşımlar ortaya çıktı. Öğrencilere sorduğumda “boş zamanlarımda uyuyorum” diyorlar ama burada kastettiğimiz bizim uyumaktan, günlük ihtiyaçlarımızı karşılamaktan arta kalan özellikle yenilik ve zindelik kazanmak için yaptığımız çalışmaları içeren boş zaman değerlendirme çalışmaları ki boş zaman da dediğim gibi gündelik gereklerden arta kalan zamanlarda değerlendiriliyor. Modern toplumlarda boş zamanların ne şekilde değerlendirildiği de bir göstergedir. Faaliyet ve yaratıcılık aslında önemli boş zamanları değerlendirmede tabii bunlardan aktif ya da pasif değerlendirme şekilleri olabiliyor. Kimi insan bunu belki televizyon izleyerek geçirmeyi yeğliyor, kimi insan belki sinemaya giderek ama açıkçası burada benim vurgulamak istediğim açık ve yeşil alanlara ne derece vakit ayırıyoruz, boş zamanlarımızda esas enerjimizi harcayabileceğimizi yeniden zindelik kazanabileceğimiz şekilde ne şekilde değerlendirebiliyoruz. Ankara’nın son yıllarda ne yazık ki özellikle 90’lı yıllarda Türkiye’ye yayılmaya başladı, 50’lerde Amerika’da bir salgındı bu ama maalesef 90’lı yıllarda bize geldi ve şuanda da esiri olduğumuzu düşünüyorum. Hızla yayılan alış veriş merkezleri. Bizim için neredeyse Ankara halkı için hafta sonları şöyle bir düşünürseniz tek seçenek haline gelmeye başladı. Bir arkadaşımızla buluşacaksak orada randevu veriyoruz. Bir alışveriş yapacaksak kesin oradan alışveriş yapmaya gidiyoruz. Sizleri bilemiyorum ama ben alış veriş merkezlerinden eve geldiğimde dinlenmek yerine daha yorgun bir insan oluyorum, çünkü orada muhtemelen manyetik alanlardan olan etkilerle zihnimde oluşan, gündüz o güneş enerjisini emen beton zeminler gece de onları dışarıya veren ısı adası oluşturan etkiler nedeniyle eve geldiğimde ben kendimi çok yorgun hissediyorum. Bilakis boş zamanımı değerlendirmiş bir insan değil, daha da yorulmuş hissediyorum. O nedenle açıkçası çok mecbur kalmadıkça kendi çocuklarım da dahil olmak üzere bu mekanlarda zaman geçirmek yerine daha çok açık, yeşil alanların yoğun olduğu alanlarda geçirmeye çalışıyorum.

2. OTURUM

Öğleden sonra başlayan ikinci oturumda ise,  Oturum Başkanı: Prof.Dr. Halil İbrahim Ülker, (Atılım Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanı ) yönetiminde;

Işık Kansu, Cumhuriyet Gazetesi Yazarı : “Çocukluğumun Ankarası”

Ahmet Çavuşoğlu, Ankaralılar Meclisi Onur Kurulu Başkanı :  “Anılarda Ankara”

Necati Kazancı, Kolleksiyoner : “Ankara Akarsuları”

Timur Özkan, Gezgin, Yazar : “Gezgin Gözüyle Ankara”

 Prof. Dr. Halil İbrahim Ülker; Atılım Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanı Oturum Başkanı, açılış konuşmasına şu sözlerle başladı. “Kentlerin kimlikleri var, siyasi kimlik, sosyal kimlik, ekonomik kimlik vb. Ankara’da bunların hangisi tartışılacak değerli konuşmacılar bilir, ama ben Ankara ile ilgili tarafsız olamam açıkçası. Ankaralıyım, Ankara’da doğdum, bütün okullarımı Ankara’da okudum. Ankara’ya memur kenti derler mesela. Bu nedir? Bürokrat siyasi tarihte Türkiye Cumhuriyetinden ulusal burjuvazinin olmadığı yerde modernite de aktörlüğe soyunmuş kesimdir. Bürokrat kent olmak bir övünç meselesidir. Toplumsal dönüşüm özellikle bu vahşi kapitalizmin toplumları dönüştürmesi Ankara’ya istenmeyen şekilde müdahaleler yaptı. Yaklaşık 15–20 yılda büyük kayıpları var. Tabii nüfusun artması, rant hırsı, siyasi iktidarların yerel yönetimlerin çekişmesi, Ankara’ya kan kaybettirdi. Her şeye rağmen Ankara’ya sahip olmaktan, Ankaralı olmakta büyük yararlar var.”

 Işık Kansu, Cumhuriyet Gazetesi Yazarı “Çocukluğumun Ankarası”

“...Biz aynı önlükleri giyen Ankara çocukları, Cumhuriyet çocukları geçmişimizle övünürdük. Geleceğimize dönük umutlarımız vardı. Lise ve üniversiteye gittim sonra ölümler başladı. Hep yanımda yamacımda arkadaşlarım öldürüldü. 1970’den buyana ilk önce sınıf arkadaşlarım öldü ve de öldürüldü yitik bir kuşak. Arkasından işe başladım ustalarım ağabeylerim öldü. Bu ülkenin çocukları birbirine düşürülmüştü. İşte tam bu aşamadadır ki Ankara’daki tüm akasyalar kesildi...”

 “Ben çocukluğumun Ankarasını bir simgeyle anlatmaya çalışacağım sizlere o simge akasya ağacı. Benim çocukluğumda kırmızı çantam vardı ilkokula onunla giderdim, gençliğimde biz Konur sokakta otururduk, Selanik caddesi, Yüksel caddesi, Mithatpaşa caddesi, bütün buralar akasyalarla bezeliydi. Şimdi gezerseniz o sokakları, caddeleri akasyalar yoktur. Bir kere oyunlarda eşittik biz Ankara’da, çocuklar oyunlarda eşitti, sokaklarda oynardık, topumuzu kendimiz yapardık, misket oynardık, akasyaların gölgesinde eşit çocuklar eşit oyunlar oynardık. Okullarda eşittik. Bize yurttaşlık bilgisinde Cumhuriyeti Halk yönetimi olarak tanıtırlardı. Çok basit bir anlatımdı Cumhuriyet halk yönetimi ne güzel ve Atatürk bizim için halk örneğiydi. Şimdiki gibi diktatör demezdik biz ona. Biz aynı önlükleri giyen Ankara çocukları, Cumhuriyet çocukları geçmişimizle övünürdük. Geleceğimize dönük umutlarımız vardı. Lise ve üniversiteye gittim sonra ölümler başladı. Hep yanımda yamacımda arkadaşlarım öldürüldü. 1970’den buyana ilk önce sınıf arkadaşlarım öldü ve de öldürüldü yitik bir kuşak. Arkasından işe başladım ustalarım ağabeylerim öldü. Bu ülkenin çocukları birbirine düşürülmüştü. İşte tam bu aşamadadır ki Ankara’daki tüm akasyalar kesildi. Yetmişli yıllardır akasyaların kesilmesi gerekçesi sinek yapıyor, yaprak döküyor ve tek tek akasyalar kesildi. Neyle birlikte yok oldular? Bağımsızlıkla, Cumhuriyet değerleriyle insan severlik ve hümanizmayla birlikte yok olup gittiler.”

Ahmet Çavuşoğlu, Ankaralılar Meclisi Onur Kurulu Başkanı “Anılarda Ankara”

“...Ankara dünyadaki ilk planlı başkenttir....Ulus’taki Bentderesi ticaretin merkeziymiş. Artık benim çok sevdiğim Ankara yok. Ankara Ankara derken de ömrümün çoğu da gitti. Şimdi tren garı da gidiyor. Sokak isimlerinin değişmesi de beni çok rahatsız ediyor...”

 

 “Atatürk neden Ankara’yı başkent yapmak istedi bana göre en önemli konu bu. Atatürk olmazı olur yapmak için ve bozkırdan da büyük bir şehir yapmak hayali ile dolu olduğu için başkent yaptı ve bu hayalini de gerçekleştirdi. Ankara dünyadaki ilk planlı başkenttir. Ankara Ankara güzel Ankara, diyorlar ya ona gelelim. Ankara bildiğiniz gibi iki bölgeydi. Aşağı yüz, yukarı yüz. Aşağı yüz şimdi Ulus, İstasyon, Hergelen meydanı. Yukarı yüz samanpazarı civarı. Ulus Anafartalar Caddesi de Ankara’nın en işlek caddesi şimdiki genler Arjantin yerlisine benzer bunların değimiyle piyasa yeridir. Bir ara Adliye ve çocuk esirgeme kurumu buradaydı. Daha sonra Sıhhiye Kızılay arası buranın yerini aldı. Ayrancı, Kavaklıdere, Çankaya’da inanın bakkal yoktu sadece güven market vardı ve biz ekmek almak için bile kilometrelerce o yolu inerçıkardık. Hele yukarı ayrancı o kadar tenhaydı ki şimdiki apartmanların sitelerin olduğu yer orası. Çankaya otobüsünü kaçırmışsak Ayrancı otobüsüne binerdik ve oradan tarlaların içinden bayırların içinden koşa koşa Çankaya’ya gelirdik. Kızılay’da apartmanda ben terasta top oynardım. Top tabii bu aşağıya kaçardı. İner alırdık. Eskiden Ankara’da Ermeniler ve Rumlar ticarette ağırlıklıymış Ulus’taki Bentderesi ticaretin merkeziymiş. Artık benim çok sevdiğim Ankara yok. Ankara Ankara derken de ömrümün çoğu da gitti. Şimdi tren garı da gidiyor. Sokak isimlerinin değişmesi de beni çok rahatsız ediyor.”

Necati Kazancı, Kolleksiyoner “Ankara Akarsuları”

“...Şuan bilemiyorum Roma bendinin yerini bilebilecek arkadaş var mı? Bu bent yapılırken önce beton bir bent yapılıyor. Ama daha sonra her ikisi birden yok ediliyor. Dikmenderesi, Kirazlıdere, Bülbülderesi, Karanlıkdere, Kavaklıdere ve daha nice dereler kentten silinmiş. Ve bütün bu sular şimdi nerede?...”

 

“Ankara Akarsuları sizlere belki çok yabancı gelecek, Ankara’da akarsu mu var? Evet, bir zamanlar Ankara’da akarsular vardı. Ankara’yı genelde kurak kuru bir kent olarak düşünürüz. Gerçekten de bugün kentimizi gezdiğimizde akarsu, göl gibi doğal ortamlar yok. Ancak çok değil bir seksen yüzyıl öncesine gittiğimizde durumun hiç de öyle olmadığını görmekteyiz. Ankaralıların en çok sevdikleri yerlerden biri kentin eteklerinde yer alan yere boylarında ağaçlık alanlardı. Cuma ve diğer tatil günleri birçok Ankaralı ağaçların gölgesinde serinlemek için buralara geliyor. Roma bendinden dolayı da bu kesime Bentderesi deniliyor. Ankara’nın kent içinde mahalle çeşmelerine verilen içme suları da Elmadağ’dan getirilmiş. İçme suyu 1990 yılında borularla getirilmiş. Çeşme başında insanlar bekleşerek güğümlerini doldurmakla meşguller. Bazı aileler ise sularını seyyar satıcılardan sağlıyorlar. Ankara’da en önemli tarihsel kalıntılardan biri olan Roma hamamının suyu da yaklaşık 2000 yıl kadar önce Elmadağ’dan getirildiği biliniyor. Ankaralılar çamaşırlarını ya Hatipçayı ya da İncesu deresinde yıkarlardı. Çamaşır günleri bayram havası yaşanırdı. Hatipçayı üzerinde bulunan çamaşırhanelere önce eşeklerle odun ve çamaşır kazanları taşınır daha sonra yıkanacak çamaşırlarla birlikte çeşitli yiyecekler getirilirdi. Sabahın erken saatlerinden öğleye kadar süren bu yorucu çalışmada bir kadının yemek saati geldi diye bağırması paydos için yeterliydi. Şuan bilemiyorum Roma bendinin yerini bilebilecek arkadaş var mı? Bu bent yapılırken önce beton bir bent yapılıyor. Ama daha sonra her ikisi birden yok ediliyor. Dikmenderesi, Kirazlıdere, Bülbüldersi, Karanlıkdere, Kavaklıdere ve daha nice dereler kentten silinmiş. Ve bütün bu sular şimdi nerede?”

Timur Özkan;  Gezgin Yazar “Gezgin Gözüyle Ankara”

“...Araştırmacılar Antik Ankara’yı Roma/Bizans ve Selçuklu/Osmanlı olarak iki bölüm halinde incelerler. Antik Ankara ile başlayacak “Gezgin Gözüyle Ankara” gezimizin ilk durağı Ulus ve çevresidir. Roma imparatoru Caracalla tarafından yaptırılan Roma Hamamı MS 211’e tarihlenir ve Ulus’ta Çankırı Caddesi üzerindedir. Palaestra (Spor veya Güreş Alanı) ve Hamam (Sıcaklık, Ilıklık, Soğukluk) olmak üzere iki kısımdan oluşan Roma Hamamı’nı gezerken gördüğümüz taş borular, buraya yaklaşık 30 km uzaklıktaki Elmadağ’dan su getirmek için kullanılmıştır...”

 

“Ankara, Türk gezginlerle birlikte Ankaralıların da biraz ihmal ettiği, buna karşılık yabancı gezginlerin daha iyi tanıdığı bir kent. Bir başkent olmasından kaynaklanan biraz resmi, siyasi, diplomatik görüntüsü ilk bakışta yanıltıyor ve binlerce yıllık bir tarihin izleri gibi çok renkli sosyal hayatı da gözden kaçıyor. Belki de bu yüzden Ankara hiç de hak etmediği “gezilecek, görülecek neresi var ki” şeklindeki yanlış bir şöhrete sahip bulunuyor. Halbuki Ankara’ya gezgin gözüyle ayrılacak bir gün bile bu “yanlış ezber”i değiştirmek için yeterli olacaktır. Elbette Antik Dönem’den Cumhuriyet yıllarına, o zor günlerden de bugünün Çağdaş Ankara’sına yapılacak kapsamlı bir yolculuk için bir gün yeterli değildir. Fakat bu bir günde bile görülecektir ki sanıldığının aksine Ankara’da gezilmesi görülmesi gereken çok yer vardır. Araştırmacılar Antik Ankara’yı Roma/Bizans ve Selçuklu/Osmanlı olarak iki bölüm halinde incelerler. Antik Ankara ile başlayacak “Gezgin Gözüyle Ankara” gezimizin ilk durağı Ulus ve çevresidir. Roma imparatoru Caracalla tarafından yaptırılan Roma Hamamı MS 211’e tarihlenir ve Ulus’ta Çankırı Caddesi üzerindedir. Palaestra (Spor veya Güreş Alanı) ve Hamam (Sıcaklık, Ilıklık, Soğukluk) olmak üzere iki kısımdan oluşan Roma Hamamı’nı gezerken gördüğümüz taş borular, buraya yaklaşık 30 km uzaklıktaki Elmadağ’dan su getirmek için kullanılmıştır. Ayrıca halen devam eden kazılarda; şimdiye kadar bilinmeyen ve Ankara’nın üçüncü surları olduğu tahmin edilen yeni bazı duvar kalıntıları da ortaya çıkarılmıştır.” Roma Hamamı’nı Ankara Kalesi’ne bağlayan Antik Yol’un küçük bir kısmı da ortaya çıkarılmış olup Sümerbank binasının arkasında görülebilir. Bu yol üzerindeki 1–2.yy eseri antik tiyatro kaderine terk edilmiş olsa da az sayıdaki Roma mirası içinde önemlidir, 3 bin kişilik oturma yerlerinin bir kısmı Kale’ye çıkan Hisarpark caddesi altında kalan Odeon’un sahnesi ve yarım daire şeklindeki oturma yerlerinin bir kısmı ayaktadır. MS 361’de bir diğer Roma imparatoru Julianus’un kente gelişi onuruna yapılan Julianus Sütunu Ankara Valiliği binasının önündeki küçük meydandadır.”