Sahibi:
Prof.Dr. Abdurrahim Özgenoğlu
Yayın Kurulu :

Prof.Dr. İsmail Bircan
Prof.Dr. Oya Batum Menteşe
Uzman Nilüfer Ünal
Editör:  Nilüfer Ünal
             3 Ayda bir yayınlanır.

Bulvarın Yeşil Parçaları

Nilüfer Ünal
nunal@atilim.edu.tr

Aşağıda A.Ü. Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yalçın Memluk’un   “Cumhuriyet Devriminin Yolu Atatürk Bulvarı” başlıklı kitapta yayınlanan “BULVARIN YEŞİL PARÇALARI”  makalesini   yayınlıyoruz.

(Kitapla ilgili geniş bilgiyi Mart -14 sayımızda YAYINLAR sayfamizda bulabilirsiniz).         

 BULVARIN YEŞİL PARÇALARI

 

Yalçın MEMLÜK
Prof. Dr., Ankara Üniversitesi
Ziraat Fakültesi
Peyzaj Mimarlığı Bölümü

Çankaya Cumhurbaşkanlığı Köşkü; Ankara halkının Mustafa Kemal’e hediyesi olan eski bağ evi ve çevresi günümüzde Cumhurbaşkanlığı konutu ve hizmet yapıları ile birlikte kullanılmaktadır....   Ayrıca köşkün bahçesini de yeniden düzenlemek üzere İzmir’den Peyzaj Mimarı getirilir. Bahçe mimarı bir gün inceleme yaptıktan sonra bazı çizimler yapar ve projesini Gazi ile birlikte bahçeyi gezerken ona aktarır. Gazi kendisini dikkatle dinler. Büyük bir kayın ağacının yanına geldiklerinde peyzaj mimarı

 

‘Bu ağacı keseceğiz, Gazi Hazretleri, çünkü yolu engelliyor’, der.

 

Gazi birden durur, kızdığı her halinden belli olan bir ifadeyle;

 

‘Vay beyim vay, senin ömründe onun gibi bir ağaç yetiştirmişliğin var mı ki keselim diyorsun’

der.

 

BULVARIN YEŞİL PARÇALARI                                       

Osmanlı İmparatorluğunda iki kez (birincisi 1876 ikincisi 1908) meşrutiyet ilan edilmiştir. Özellikle II. Meşrutiyetin yarattığı eşitlik, kardeşlik ve hürriyet ortamında; Osmanlı milletinin yaratılması, ilerlemesinin gerçekleştirilmesi, medeniyete ilişkin yapılanmalar toplumun ana hedefleri haline getirilmeye çalışılmıştır. Başta Anadolu olmak üzere tüm Osmanlı ülkesinde meşrutiyetin ruhunu yansıtacak yeni yapılanmalar hızla uygulamaya konmuştur. Bu uygulamaların en önemlilerinden birisi de Fransa’daki Halk Bahçeleri’nden esinlenerek yapılan ‘Millet Bahçeleri’dir.

Millet Bahçeleri’yle, kişilerin ve toplumun sosyalleştirilmesi ve kontrol edilmesi hedeflenmektedir.

O dönemde açılan millet bahçelerinde pek çoğunun içinde Osmanlı Kulübü, kütüphane ve tiyatro yapıları inşa edilmiştir. Millet Bahçesi yapılan yerlerden biri de Ankara’dır. Bunların yanısıra Ankara’da, 19. yüzyılın son çeyreğinde;

Muallim Mektebi (Şimdi yerinde Ulus Çarşısı bulunmaktadır), Sanayi Mektebi (Şimdi yerinde I. Sanayi Okulu yer almaktadır), Ziraat Mektebi (Şimdi yerinde Meteroloji Genel Müdürlüğü bulunmaktadır) ve Ankara Sultanisi (Taş Mektep) (Yüksek İhtisas Hastanesi’nin bulunduğu yer) kurulmuştur.

Millet bahçesinin yapımı Ziraat Mektebi’nin açılışından sonradır. Ziraat Mektebi hocalarından Ziraatçi Muhittin Bey’in düzenlediği Millet Bahçesi özellikle akasya ağaçları ve ortasındaki havuzuyla yapıldığı dönemde bir vaha gizi Ankaralılara büyük hizmette bulunmuştur. İçinde ahşap ağırlıklı bir de tiyatro binasının bulunduğu Millet Bahçesi 1926’ya kadar ilk yapıldığı halde kalmıştır. İçindeki ahşap ağırlıklı tiyatro binası 3 kez yanmış, yeniden yapılmıştır. Çevresi duvar ve demir parmaklıkla çevrili millet bahçesinin karşısına daha sonra Enver Paşa’nın İttihat ve Terakki Kulübü’nün binası yapılmıştır. Bu yapı daha sonra birinci meclis binası olarak hizmet vermiştir. Millet Bahçesi Cumhuriyetin kuruluşunda pek çok önemli olaya tanıklık etmiştir. Örneğin 1923 yılının ekim ayının 29. Pazartesi günü güneşi bir havada samanpazarı ve Karaoğlan’dan sel gibi Meclise doğru akan, kalpaklı, başlıklı, fesli erkekler ve bunların arkasından kadınlar Meclisin karşısındaki Millet Bahçesi’nde ve Taşhan Meydanı’nda toplanıp Meclisten gelecek önemli bir haberi beklemişlerdir. Saat 22:00 civarında TBMM’de Anayasa değişikliği onaylanmış ve oturuma katılan 158 elin hepsi ‘kabul’ olarak kalkmış, Meclisin içinde ve dışında herkes ayakta, hem alkışlanmaya hem de bağırmaya başlamışlardır.

‘YAŞASIN CUMHURİYET’

Millet Bahçesi’ni, Mukaddes Ankara’dan mektuplar adlı yapıtında Kadriye Hüseyin şöyle anlatır: ‘...Meclis binasının karşısında bakımsız kalmasına rağmen eski dinlerdirici özelliğini muhafaza eden Millet Bahçesi bulunmaktadır. Burası herkes için buluşma yeridir. Çünkü çiçeklerle bezenmiş olan bu üçgenin ortasında lokanta ve kahve olan bir bina bulunmaktadır. Alkollü içkiler bütün Anadolu’da kesin olarak yasaklanmış, olduğundan burada yalnız soğuk meşrubat ile yaz-kış olan çaydan başka bir şey içilmemektedir...’

Başta Mustafa Kemal olmak üzere bütün milletvekilleri bu bahçeye sık sık gelir, hatta sabahlara kadar süren oturumlar sırasında bahçedeki lokantanın hazırladığı işkembe çorbasını içer, zindeleşirlermiş. Pek çok milletvekili tanıdıklarıyla bu bahçede buluşur, onları bu bahçede ağırladı.

O dönemde Meclis’le park arasındaki çıplak, ağaçsız bir yol ovaya doğru Ankara Tren İstasyonu’na uzanırdı. Ankara İstasyonu ve hattını İngilizler başlayıp Almanlar bitirmişti.

Cepheye giden Mehmetçik’in uğurlaması Millet Bahçesi’nin önünde bu yol üzerinde yapılırdı. Mehmetçikleri uğurlayan Mustafa Kemal buğulu gözlerle onların aşağıdaki istasyona, belki de ölüme giderken söyledikleri; 

“Ankara’nın taşına bak

 Gözlerimin yaşına bak

 Ankara’nın dardır yolu

 Yunan almış sağı-solu

 Gelsin Kemal Paşa Kolu

 Korku nedir içimizde bilinmez

 Kanlı yazı alnımızda silinmez

 Biz var iken, Ankara’ya girilmez”  marşını sesler uzaklaşıp kesilinceye kadar dinlerdi.

1924 yılında Ankara’ya gelen İngiliz gazeteci Grace Ellison’u Millet Bahçesi çok etkiler ve buradan övgüyle bahsederek şöyle yazar;  ‘...Bir öğleden sonra Meclise geldiğimde bahçesinde bando çalıyordu. Kendi kendime parlamentonun ciddi meşgalesine çok acayip giden bir adet diye düşündüm. Benden nezaketen bandonun çalması için parça seçmemi istediler. Ben de Türk müziği rica ettim. Milletvekillerinden birisi bir opera yazmış. Onun eserinden bazı bölümleri büyük bir zevkle dinledikten sonra besteciyle tanıştırıldım. Opera günün koşullarına uygun yazılmış heyecanlı ezgilerle dolu. Anlayan dinleyicilerin gözlerinde yaşlar geliyordu. Orkestra bana bir de halk aşk türküsü çaldı. İki aşığın (Anadolu ve Rumeli) uzun yıllar ayrıldıktan sonra birleşmelerinin şarkısı...’

13 Eylül 1921 Salı günü 3282 şehit vererek kazanılan ‘Sakarya Savaşı’nın ardından Ankara’ya dönen Mustafa Kemal Büyük bir coşkuyla karşılanmış, karşılamaya gelen bayanlar Millet Bahçesi’nde toplanarak Mustafa Kemal’e şükran duygularını iletmişlerdir.

Ankara 1922’de ilk İşçi Bayramı’nı kutlar. 1 Mayıs 1922 akşamı Millet Bahçesinde bir eğlence düzenlenir. ‘Malül Makinist’ piyesi sahnelenir. Bahçe rengârenk fenerlerle donatılır ve Türkiye ilk işçi bayramını böyle bir coşkuyla kutlar. Millet Bahçesi’nin görevleri bununla da bitmez, örneğin bahçenin istasyon yönünde 1928 yılında, yanan ahşap bir sinema açılır, hatta arada bir burada tiyatro da oynar.

O zamanlar Ankara’da bir demet çiçek bulunamaz. Mustafa Kemal daha sonra Çankaya’ya yerleştiğinde köşkün bahçesinde çiçek yetiştirmeye başlar. Mayıs 1922’de Ankara’ya gelen Moskova sefiri Ali Fuat Cebesoy’u Gazi Çankaya’da çiçek tarlaları arasında kabul eder. Gazi bir ara tarlalarda filizlenen çiçek fidanlarını gösterir. ‘Bakınız Ali Fuat Paşa’ der: “Bunlar da Ankara toprağı üzerinde kazandığımız zaferler.”

Kurtuluş Savaşı günlerinde bir gün Mustafa Kemal yemek yediği masanın üzerine çiçek ister:

‘Şöyle bir iki çiçek yok mu? ‘Islatıp masaya koysanız.’

Cumhuriyet’in ilanı günlerinde İstanbul’un ünlü çiçekçisi YORGO SABUNCAKİS, Şehremini Nevzat Bey tarafından Ankara’ya çağırılır. Gazi’nin huzuruna çıkar. Gazi Sabuncakis’den Ankara’da bir hafta içerisinde bir çiçek dükkanı açmasını ister. Sabuncakis endişelerini söyler. Ankara’da doğru dürüst bir manav bile çiçeği kime satacağı dile getirir. Gazi: “Kime çiçek satacağını soruyorsan, bana tabi..” diye karşılık verdi. “Kimse çiçek almazsa hepsini ben alırım”

Sabuncakis’e Millet Bahçesi’nin köşesinde bir yer verir. Ankara’nın ilk çiçekçisi hemen hemen Cumhuriyet’le yaşıt olarak Millet Bahçesi’nde açılır.

Bol akasya ağaçlı Millet Bahçesi 1926 yılında kapatılır. 1933’de yıkılıp yerine tek katlı Muhasebe-i Hususiye (Özel İdare) Çarşısı yapılır. Ancak dükkanların arkasında kalan bir bölüm yer, şehir bahçesi olarak 1959 yılına kadar kullanılmıştır. Anılarıyla, hatıralarıyla, aşklarıyla, hüzünleriyle yok olur. Tarihte bile artık hatırlanmaz olur.

Cumhuriyet artık kendi amaçlarını hedefleyen yapıtlarını hızla ortaya koymaktadır. Millet Bahçesi’nin kalkmasının bir nedeni de hemen hemen karşısına yapılan halka açık, yeni meclis bahçesidir. Kaskatlı havuzların, heykellerin yer aldığı, havuzlarında kırmızı balıkların yüzdüğü bu bahçe Gençlik Parkı yokken Ankaralıların çok rağbet ettiği bir mekân olmuştur.

1919-1922 yılları arasında değişik tarihlerde Kaymakam Vakkas Ferit ve Resmi Sovyet temsilcisi Şerif Manatof Millet Bahçesi’nde ‘Sosyalizm’ üzerine konferans vermişlerdir. Kurtuluş savaşı kazanılmış daha sonra uygarlık savaşının kazanılmasına geçilmiştir.

13 Ekim 1923’de yani Cumhuriyet’in ilanından 16 gün önce Mustafa Kemal ve arkadaşlarının düşünceleri doğrultusunda İsmet (İNÖNÜ) Paşa Meclis’e bir kanun teklifi verir. Bu teklif Ankara’nın ‘Karşı İdare’ yani başkent olmasıdır. Teklif kabul görür. Ankara’da yoğun bir faaliyet vardır, herkes Ankara’nın imarı için uğraş vermektedir.

Ankara’nın imarı ilk defa istasyondan Taşhan Meydanı’na gelen yolun düzenlenmesiyle başlar. Bu yol üzerinde birçok yapı tasarlanır ve yapılır. II. Meclis, Ankara Palas bunların günümüze kadar gelenlerindendir. İlk kaldırım bu yolda yapılır. Ziraat Okulu fidanlığında yetiştirilen ‘Top Akasya’lar bu kaldırımlara 3 sıralı dikilir.

Ankara’nın parçacı imar kararıyla oluşturulamayacağı anlaşılınca uluslar arası bir yarışmaya çıkılır. (1928)

‘Atatürk Bulvar’ı yarışmayı kazanan projenin ana damarıdır. Cumhuriyet bu bulvarda sağlı sollu yapılandırılacaktır. Bu arada Ankara’ya 1928 yılında gerçek anlamda elektrik, 1929 yılında havagazı gelmiştir. Mayıs 1928’de Ankara Palas açılır. İlk resmi konukları Afgan Kralı Emanullah Han ve eşi kraliçe Süreyya’dır. Ankara Palas’ın 110 kaloriferli odası ve her odada Ericcson marka geyik boynuzuna benzeyen ahizeli telefonu vardır.

1888’de Vali Abidin Paşa zamanında açılan Taşhan Meydanı önce Hâkimiyet-i Milliye Meydanı daha sonra da Ulus Meydanı olarak anılır.

1927 yılında Henrich Krippeli’in düzenleyip tasarladığı ‘Zafer Anıtı’ granit parke taş döşenen bu meydana konur ve adı ‘Ulus Meydanı’ olur.

Ankara’nın en önemli değişimi Ulus Meydanı ile Yenişehir (Tosbağı Yatağı) arasındaki sivrisinek yuvası ‘Boklu Bostan’dır. Buraya ‘Boklu Bostan’ denilme nedeni, bu alanda tezek kurutulmasından gelmektedir. 

Boklu Bostan’ı bölen istasyon yolunun, Tosboğa Yatağı (Yenişehir’in) yönüne Gençlik Parkı, aksi istikametine de 19 Mayıs spor sahaları ve Hipodrom yapılır.

Bu alanı sivrisinek yatağı bir bataklık haline getiren İncesu Deresi ıslah edilerek, Gençlik Parkı’nın havuzu oluşturulur.

Sergi Evi, Dışişleri Bakanlığı ve 1936’ya gelindiğinde Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Kız Enstitüsü, Olgunlaşma Enstitüsü Bulvar üzerinde hızla yerlerini alır.

Cumhuriyetin ilk parklarından birisi olan Gençlik Parkı kısmen bataklıklarla kaplı olan 28 hektar büyüklüğünde bir arazi üzerinde kurulan park, yapılmadan önce bu arazinin bir kısmında ‘Ay yıldız’ adı verilen bir futbol sahası vardır.

 Abdi İpekçi Parkı

Opera Maydanı’ndan Sıhhiye’ye doğru gelirken bu bölgeye adını veren Sağlık Bakanlığı’ndan önce sol tarafta Abdi İpekçi Parkı yer alır. 37 bin m2 büyüklüğe sahip olan park kentin en genç Belediye Başkanı olan, Atatürk hayranı Ali Dinçer’in Belediye Başkanı olduğu dönemde yapılmıştı. Cumhuriyet Devrimlerinin çağdaşlığını ve kararlılığını simgeleyen, Remzi Savaş’ın fıskiye ve Metin Yurdanur’un Eller yontuları, Başkentin ilk sivil Plastik öğeleri arasındadır. Özellikle Eller heykeli daha sonraları Ankara’nın önemli bir simgesi haline gelmiştir. Sıhhiye Parkı olarak da anılan bu park gazeteci Abdi İpekçi’nin şehit edilmesinden sonra anısının yaşatılması için adına ithaf edilmiştir. Parktan sonra Sıhhiye Meydanı gelir. Sıhhiye adı Sağlık Bakanlığı’nın yapımından sonra halk arasında Sıhhiye Meydanı olarak anılmasından gelir. Resmi adı Lozan Meydanı’dır. Kentin sağlık yerleşkesi gibi algılanabilir. Yakın çevresinde hastaneler vardır.

 Zafer Parkları

Sıhhiye (Lozan) Meydanı’ndan Kızılay yönüne giderken Orduevi’ni geçtikten sonra Atatürk Bulvarı’nın ortası sayılabilecek bir noktasında yer alan bir Atatürk Anıtı vardır. Atatürk Bulvarı üzerinde Atatürk dikdörtgen bir kaide üzerinde tasvir edilmiştir. 1927 yılında tunçtan yapılan heykel İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica’ya aittir.  Atatürk asker üniforması içerisinde kaput giymiş olarak ayakta ve kılıcına dayanmış, uzaklara bakan mağrur, gururlu bir yüz ifadesi, zafer kazanmış bir kumandan olarak görülür. Heykelin kaidesinde zafer çelenkleri vardır. Heykel 4 Kasım 1927’de İsmet İnönü tarafından açılmıştır. Torino’da (İtalya) yapılan anıtın kaidesi 2 m yüksekliğinde, dikdörtgen prizma şeklinde bir mermer kaidedir. Kaidenin alt bölümünde bronz girlandlarla çevrili sade zafer çelenkleri vardır. Bu kaide üzerinde de 1.70 m yüksekliğinde bronz heykel bölümü yer almaktadır.

 Zafer Park ve Zafer Anıtı (Pietro Canonica, 1927),

Sağda Orduevi (Clemens Holzmeister, 1923-1933),

Solda yıkılmış olan Devlet Şurası Binası.

 

 

Bu heykelin iki yan tarafında küçük birer cep parkı niteliğinde Zafer Parkları yer alır. Bulvar gezintisine çıkanların ya da bulvar üzerinde işi olanların çokça oturup dinlendikleri bu parklar, özellikle yaz aylarında tüm Ankaralıların zevkle kullandıkları, ortasında fiskiyeli havuz olan ve ışınsal yollarla çevresine bağlanan yeşil odacıklardan oluşturulmuştur. Ankara’da hazırlanan ilk çizgi roman içinde şimdi altında Zafer Çarşısı üzerinde mezbelelik olan Zaferpark’taki çay bahçesi yer almaktadır. Bu park özellikle kavak ağaçları ile Bulvardan ayrılır, bulvar yoğunluğunda bir ‘vaha’ görevi yapardı. Tam karşısındaki diğer Zaferparkı başından pek çok geçmesine rağmen ayakta durmaktadır. Ankaralılar arasında bu parklar Zafer I ve Zafer II olarak anılırlardı.

1980’li yıllarda, belediye başkanı Mehmet Altınsoy’un ilk yıkım projesi Zaferpark’ın danıştay yönündeki bölümünde uygulanmak istendi. Buna karşın Zaferpark, Danıştay mensuplarının ilk ve örnek hukuk mücadelesiyle kurtuldu.

Diğer gelişim aksi doğu-batı doğrultusunda uzanan ve günümüzde Ziya Gökalp Caddesi olarak anılan yoldur. Biri cadde, diğeri bulvar. İşte bu iki aksın kesiştiği nokta Hürriyet Meydanı ya da halkın arasındaki adıyla Kızılay Meydanı’dır. Bu meydan’ın Bahçelievler yönünde iki güzel park yer alır. Bunlar; Kızılay Parkı ve Güvanpark’tır. Her ikisi de Jansen planı ile ortaya çıkar, şekillenir.

Kızılay Parkı

Kızılay Parkı’nın olduğu yere önce, daha sonra birkaç kez daha yeri değişecek olan sonradan da ortadan kaybolan heykelli havuz yerleştirilir. Başlangıçta parkın adı bu heykelli havuz nedeniyle ‘Havuzbaşı’ olarak anılır. Havuzbaşı’nın yapım yılı ve kimin tarafından yapıldığı belli değildir. Ancak belediye bandosunun konserler verdiği Havuzbaşı’nın, Atatürk Bulvarı’nda gezintiye çıkanların özellikle bahar ve yaz aylarında oturmadan geçemedikleri bir yer olduğu belleklerdir. 1929 yılında parka bir yapı girer, Kızılay Genel Merkezi. Yapı’nın açılmasıyla birlikte yeniden düzenlenen park Kızılay Parkı, meydan Kızılay Meydanı ve çevre de Yenişehir yerine Kızılay olarak anılmaya başlar. Ankara, ‘Afyonkarahisar’ maden suyu ile bu parktaki küçük bir satış büfesinde tanışmıştır. 1980 baharına doğru bu yapı da bir gecede yıkılacak beraberinde parkı da alıp götürecektir.

Güvenpark

 

Güvenpark’ta Güvenlik Anıtı (Kaide tasarımı, Celemens Holzmeister) Heykel ve kabartmalarının tasarımı, Anton Hanak, 1931-1934; anıtın sonlandırılması  Josef Thoroak, 1934-1936

22 bin m2’lik bir alana olan Güvenpark Jansen planında öngörülen açık yeşil alan sisteminin bir parçasıdır. Merkezi konumu nedeniyle daha çok bir Meydan Park özelliğindedir. Parkın adı içinde yer alan anıtın adından gelir. Projesi Holzmeister’e anıt ve kabartmalar Avusturyalı Josef  Thoroak ile Anton Hanok’a aittir. Anıtın gövdesi ‘T’ biçiminde andezitten (Ankarataşı) yapılmıştır. Her iki yüzde bronz ve taş kabartmalar yer alır. Alt gövdede tunçtan harflerle Atatürk’ün ‘TÜRK, ÖĞÜN, ÇALIŞ, GÜVEN’ sözleri ölümsüzleştirilmiştir.

Güvenpark Ankara Belediye Başkanı mimar Vedat  Dalokay döneminde otobüs durakları ve dolmuş otoparkı yapmak gerekçesi ile kısmen bozulmuş ve içinde bazı farklı uygulamalara yer verilmiştir. Daha sonra mimar Sezer Aygen tarafından hazırlanan altı otopark ve çarşı olan bir proje ile Güvenpark bozulmak istenmiş (belediye başkanı Mehmet Altınsoy) fakat tarihte ilk defa bir park için büyük bir toplum direnci başlatılmış ve park mahkeme kararı ile yok olmaktan kurtulmuştur.

Güvenlik Anıtının aksı üzerinde simetrik olarak bir yaya yolu boyunca bakanlık yapıları yerleştirilmiştir. Alanın bitiminde TBMM binası vardır. Günümüzde bu yaya arteri yok edilmiş, pek çok yerinden ana taşıt yolları ile kesilmiştir. Parkın içerisine daha sonra metro kanalları, havalandırma bacaları v.b. yapılar girmiştir.

TBMM Bahçesi ve Meclis Parkı

TBMM yapıları ve 1938 yılında gerçekleştirilen uluslararası bir yarışma sonucu Avusturyalı mimar Clemens Holzmeister tarafından yapılmıştır. (jüri 3 birincilik öngörmüş, seçimi Atatürk yapmıştır). 14.706 m2’lik kapalı alana daha sahip olan TBMM’de yer alan bahçelerin projeleri yarışma yoluyla elde edilmişlerdir. Yarışmanın birincisi Yüksel Öztan’dır.

Elçilik Bahçeleri

Kuğulupark kavşağından Cumhurbaşkanlığı Köşkü giriş kapısına kadar uzanan Atatürk Bulvarı’nda Kuğulu parktan sonra Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, İsrail, İsviçre ve Japonya Büyükelçilikleri ile İlbank Blokları ve Seymenler Parkı yer alır. Bulvarın bu kesiminin karşı bölümünde; Romanya Büyükelçiliği, gül bahçesi, İnönü Parkı, Çankaya İlköğretim Okulu, Deblet Misafirhanesi, Başbakanlık Köşkü ve bahçeleri vardır.

Almanya’nın ilk Ankara Büyükelçisi Rudolf Nodolny zamanında satın alınan araziyi görmek için elçi araba ile çıktığı yolu arabanın çamura saplanıp gidememesi nedeniyle yaya olarak tamamlar.

Alman Büyükelçiliği Ankara’da inşaatına başlanan ilk büyükelçilik yapıdır. Atatürk’ün de yakından ilgilendiği inşaat 1928 yılında tamamlanır ve 1 Aralık 1928’de açılır. 65 m2’lik alana kurulu elçilik bahçesinde değişik bitkiler vardır. Yapının mimarları Gross ve Listman’dır. Bahçede sara, at eğitim sahası ve ahır vardır.

ABD elçiliği 1957 yılında inşa edilmiştir. Bahçe Yüksel Öztan tarafından düzenlenmiştir. Amerikan bahçe stili olarak adlandırılabilecek bir stilde tasarlanmıştır. 3600 m2’lik bir alanı kapsar.

Japonya Büyükelçiliği 5913 m2 büyüklüğündedir. 1962 yılında tamamlanan elçiliğin yapı ve bahçe mimarı T. Sakamaki’dir. Elçilik 4000 m2’nin üzerinde yeşil alana sahiptir. Mısır Büyükelçiliği yaklaşık 6500 m2’lik bir alana kurulmuştur. Tam anlamıyla 1971 yılında bitirilmiştir. Yapı Mısır mimar Nafiz Bey tarafından tasarlanmış ölümüyle Bülent Hatunoğlu ve Memduh Mustafa tarafından tamamlanmıştır.

Polonya Büyükelçiliği de Ankara’da ilk tesis edilen elçiliklerdendir. Polonya Büyükelçiliği Bahçesi’nin bir özelliği de Kuğulu Park’a komşu olmasıdır. Hem parkın hem de kuğulu Park’ın konumları Vedat Dalokay’ın Belediye Başkanlığı sırasında (1973-1977) Tunalı Hilmi Caddesi’nin Atatürk Bulvarı’na bağlanması nedeniyle değiştirilmiş ve bugünkü yapı ortaya çıkmıştır. Polonya Elçiliği 24.576 m2’lik bir alan içinde yer almaktadır.

Eğimli bir alan üzerinde Çekoslovakya Büyükelçiliği bulunur. Avrupa’daki doğu bloğu ülkelerinin son oluşumu ile birlikte bölünen elçiliklerden birisidir.

Şimdi Sırbistan ve Karadağ olarak ayrılan eskiden Yugoslavya olarak bilinen devletin Ankara’daki elçiliği 8026 m2’lik bir alan üzerinde kuruludur. 1926 yılında açılmıştır.

Atatürk Bulvarı üzerinde ayrıca yapımı 1936 yılına aşit olan yapısı Ernst Egli tarafından tasarlanan 10.860 m2’lik alan içerisinde İsviçre Büyükelçiliği, mimarisini Clemens Holzmeister’in yaptığı 30 bin m2 alan üzerine kurulu, yapımı 1936 olan Avusturya Büyükelçiliği 1940 yılında Paolo Caccia Dominiani’nin yapıtı olan İtalyan Büyükelçiliği yer alır. Kuğulupark’ın karşı köşesinde Yunanistan’a elçilik yapısı yapmak üzere tahsis edilen arsaya herhangi bir yapı yapılmıştır. Bu alan duvarla çevrelenip, yeşillendirilmiştir.

Kuğulupark

Adını aynı yeri yuva olarak benimsemiş kuğu kuşlarından alır. 1958 yılında tesis edilen park 1973-1977 yılları arasında Ankara Belediye Başkanı olan mimar Vedat Dolakay zamanında Polonya elçiliği ile yapılan bir protokolle parçalanmış ve arasından yol geçirilmiştir. Yine aynı yıllarda park yeniden düzenlenmiş, içine bir de kafe yapılmıştır. Parkın Tunalı Hilmi’ye bakan bölümüne daha sonra büfeler ve taksi durakları konulmuştur. Parkın içine 2006 yılında Koleksiyoncular Derneği’nin katkıları ile parkın Tunalı Hilmi Caddesi’ne bakan kesimine Atatürk’ün devrimci kadrosunun önde gelen isimlerinden Tunalı Hilmi Bey’in heykeli dikilmiştir.

Seymenler Parkı

Ankara’nın en bilinen vadilerinden biri olan Kavaklıdere Vadisi’nin Cumhurbaşkanlığı Köşküne doğru yükselen güney kesiminde yer alır. 67.050 m2’lik  bir alana sahip olan park tipik bir vadi topografyasına sahiptir. En düşük ve en yüksek kotları arasında 50 m’lik bir farka sahip olan park içinde yer yer bakı ve oturuma terasları oluşturulmuştur. Japon Büyükelçiliği yerleşiminden çıkan ve parkı da kat ederek akan Kavaklıdere park içinde değişik varyasyonlarla yoluna devam etmektedir. Park içinde amfi tiyatro, havuz ve bir çocuk bahçesi vardır.

Bu parkın da spekületif, ilginç bir öyküsü vardır. Ankara Belediye Başkanı Ekrem Barlas yönetimindeki belediye imar müdürlüğü bu alanı lüks konut yapmak üzere parseller, hatta fazla maraza çıkmaması için zamanın Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a da bir parsel hediye edilir. Ancak Peyzaj Mimarlığı’nın öncüsü Prof. Dr. Sadri Aran bu oluşuma karşı çıkar, alternatif proje hazırlar. Çabalar bu imar kararını daha sonra Cumhurbaşkanı olan Fahri Korutürk’ün de gayretleri ile bozar ve alan park olarak yeniden tescil edilir. Ancak yapımı Sadri Aran’ın ölümünden sonra 1983 yılında komite Belediye Başkanı Süleyman Önder zamanında gerçekleştirilir. Parkın içinde heykeltıraş Burhan Kaçar’a ait Seymen Heykeli de vardır.

İnönü Parkı

Atatürk’ün en yakın silah arkadaşı, siyaset ve aile arkadaşı, Türkiye Cumhuriyeti’nin İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün evinin yolla ayrılmış bir bölümüdür. İsmet İnönü 1925 yılından itibaren öldüğü 25 Aralık 1973’e kadar bu evde yaşamıştır. İki katlı ev halen İnönü ailesi tarafından konut-müzeolarak kullanılmaktadır. Yolun ev arazisinden kopardığı park da heykeltıraş Mine Sonar’ın İsmet İnönü heykeli ile bahçede heykeltıraş Yurdanur’un yapıtı olan Mevhibe-İsmet İnönü heykelleri yer alır.

Çankaya Cumhurbaşkanlığı Köşkü

Ankara halkının Mustafa Kemal’e hediyesi olan eski bağ evi ve çevresi günümüzde Cumhurbaşkanlığı konutu ve hizmet yapıları ile birlikte kullanılmaktadır. 1921 yılında Atatürk’e armağan edilen bu yerleşke 1923 yılında Atatürk Latife Hanımla evlendikten sonra dönemin ünlü mimarı Vedat Bey’e 1924 yılında yapının iç mimarisini bütünüyle değiştirir. En önemli değişimler; kaldırılan havuzlu hol ve yapıya eklenen kuledir. Ayrıca köşkün bahçesini de yeniden düzenlemek üzere İzmir’den Peyzaj Mimarı getirilir. (Mevlüt Baysal olduğu söylenir.) bahçe mimarı bir gün inceleme yaptıktan sonra bazı çizimler yapar ve projesini Gazi ile birlikte bahçeyi gezerken ona aktarır. Gazi kendisini dikkatle dinler. Büyük bir kayın ağacının yanına geldiklerinde peyzaj mimarı ‘Bu ağacı keseceğiz, Gazi Hazretleri, çünkü yolu engelliyor’, der. Gazi birden durur, kızdığı her halinden belli olan bir ifadeyle; ‘Vay beyim vay, senin ömründe onun gibi bir ağaç yetiştirmişliğin var mı ki keselim diyorsun’ der.

Daha sonra Atatürk’ün isteği üzerine Avusturyalı mimar Clemens Holzmeister tarafından yeni bir köşk tasarlanır. Köşkün yapımı 1932’de biter. Mimarla yapılan görüşmelerde eski yapının kalması gerekliliğini savunan mimarı Atatürk de destekler. Holzmeister bu yapıyı Türkiye’deki mimarı etkinlikleri doruk noktası olarak tanımlar. Atatürk’e hediye edildiği dönemde kent dışında ama kente egemen bir tepede buluna arazi içinde değişik tarihlerde pek çok yapı eklenmiştir.