Sahibi:
Prof.Dr. Abdurrahim Özgenoğlu
Yayın Kurulu :

Prof.Dr. İsmail Bircan
Prof.Dr. Oya Batum Menteşe
Uzman Nilüfer Ünal
Editör:  Nilüfer Ünal
             3 Ayda bir yayınlanır.

Kütüphanecilikten Yansımalar

Türkiye'de Yüzme Dalında Tam Burs Alan Tek Öğrenci

Trabzon Of'ta Her Ay 26 Okulda En Çok Kitap Okuyan 26 Çocuğa Altın ve Kitap Ödülü

Rastlantısal kütüphaneler: „Açık kitap dolapları“

Hayatın Ortağı Olmak...

Gençlik ve Serdeki Hafif Anarşistlik
Tommie SMITH ; John CARLOS ; PeterETER NORMAN

 

 

Türkiye’de yüzme dalında tam burs alan tek sporcu olan
 
Cansu Gökçe Özten
 10 – 11 Mayıs 2009’da Şanlıurfa’da düzenlenen
 Üniversitelerarası Türkiye Şampiyonası’nda rekor kırdı.

Üniversitemiz Psikoloji Bölümü öğrencisi  Milli Yüzücü Cansu Gökçe Özten ile Endüstri Mühendisliği Bölümü öğrencisi  Pentatlon Türkiye Rekortmeni Efecan Rübendiz geçtiğimiz günlerde Şanlıurfa’da yapılan Üniversiteler Yüzme Şampiyonası’nda çeşitli kategorilerdeki yarışlarda hem akademik hem de sportif alanda aynı anda başarılı olunabileceğini ispatladılar.

Önümüzdeki yıllarda ülkemizi olimpiyatlarda temsil etmeyi hedefleyen Cansu Gökçe Özten yoğun ders programına ek olarak sporun gerektirdiği disiplinle günün altı saatini yüzme antrenmanına ayırıyor.

Cansu Şanlıurfa’da yapılan yarışlarda 50 metre karışık stilde birinci olurken yine 200 metre karışık stilde Türkiye Birinciliği yanında üniversiteler rekoru kırdı.  100 ve 200 metre kurbağalama dallarında da yarışan Cansu bu kategorilerde de üçüncülük derecesi aldı.

Sekiz yaşından beri yüzen ve henüz 20 yaşında olan Özten, 2005 yılında Romanya'da düzenlenen Balkan Gençler Şampiyonası'nda, 2006 yılında Sırbistan'da düzenlenen Uluslararası Belgrad Yüzme Turnuvası'nda, İstanbul'da düzenlenen Uluslararası 23 Nisan Yüzme Turnuvası'nda ve Yunanistan'daki Akropolis Yüzme Turnuvası ve Hollanda'nın Eindhoven kentinde düzenlenen Avrupa Büyükler Şampiyonası'nda mücadele etti.

Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Abdurrahim Özgenoğlu, Ankaralı milli yüzücü Cansu Gökçe Özten'in üniversite eğitiminin tamamını karşılayarak, bir ilke imza attıklarını söyledi.

Prof. Dr. Özgenoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Atılım Üniversitesi'nin, Ankara'da spor bursu veren tek yüksek öğretim kurumu olduğuna dikkati çekerek, bu burs ile Türk sporunu desteklemeyi amaçladıklarını belirtti.

Spor bursunu, amatör veya profesyonel ayrımı gözetmeksizin, başarılı sporculara sağladıklarını ifade eden Özgenoğlu, ''Bu şekilde, aktif spor yapan genç ve ümit milli sporcularımıza destek sağlıyoruz'' diye konuştu.

Prof. Dr. Özgenoğlu, halen 10 öğrencinin bu bursu aldığını, ancak bu yıl öğretim ücretinin tamamından muaf tutulan tek öğrencinin, Psikoloji Bölümü'nü kazanan Cansu Özten olduğunu dile getirerek, ''Cansu, bu bursu verdiğimiz ilk yüzücü olması açısından da tek'' dedi.

Spor bursu için branşsal veya sayısal herhangi bir sınırlamanın bulunmadığını belirten Özgenoğlu, şunları kaydetti:

''Bursumuzu alan öğrencilerden belli bir akademik performans bekliyoruz, ancak bu öğrenciler, diğer burs alanlara göre daha avantajlılar. Çünkü akademik bursların devam edebilmesi için gerekli olan 4 üzerinden 3 not ortalaması kuralı, spor bursu için geçerli değil. Spor bursu alan öğrencilerimizin minimum not ortalamasının, 1,70 olmasını yeterli gördük.

Böylece öğrencilerimiz, hem sporu hem de eğitim hayatlarını bir arada götürebilecekler. Spor bursu alan ve okul takımında da yer alan öğrencilerimizin, bir spor kulübünde mücadele etmelerini engellemiyoruz.''


Trabzon Of'ta Her Ay 26 okulda En Çok Kitap Okuyan 26 Çocuğa Altın ve kitap Ödülü

Karadeniz sahilinde Trabzon’un sevimli kasabası Of, 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılmış. Tuncay Sonel, kasabanın aydın, yenilikçi ve birçok projeler üreten kaymakamı. Aldığı birçok ödüllerin yanı sıra,  Trabzon Valisi Nuri Okutan, Of İlçesi’ndeki Eğitim Çalışmalarından dolayı Kaymakam Tuncay Sonel’i Takdirname ile ödüllendirdi. İnfomag Dergisi’nin Haziran 2009 sayısında da Türkiye’nin Geleceğine Yön Verecek 100 İsim arasında gösterildi.


Öğren Okuma Yazmayı Al Altınlı Diplomayı, Oku Kitabını Al Altınını, Evde Ders Çalışma Masası, Berber, Kuaför, Kahvehanelere Kütüphane projeleri hayata geçirildi.

Oku Kitabını Al Altınını projesi ile de Of merkez, kasaba ve köylerindeki toplam 26 okuldan her ay en fazla kitap okuyan 26 öğrenciye her ay altın ve kitap ödülleri düzenli şekilde verildi. Her ay öğrenciler kendi alanlarında ünlü simalarla buluşturuldu. Geçen aylar altın ve kitap dağıtımı törenine Muzaffer İzgü, Bestami Yazgan, Trabzonsporlu Alanzinho ve Ceyhun Gülselam davet edilmişti.Mayıs’ta en çok kitap okuyan öğrencilerin altın ve ödüllerini eğitim gönüllüsü Vali Nuri Okutan ve İl Milli Eğitim Müdürü Yavuz Selim Sandıkçı vererek okumanın öneminde bahsetti. Of Kaymakamı Tuncay Sonel bu projenin gelecek eğitim ve öğretim yılında da devam edeceğini,amaçlarının okumayı teşvik ederek,bilgili ve güçlü nesillerin yetiştirilmesine katkıda bulunmak olduğunu ifade etti.

Yine okuma kampanyaları çerçevesinde Of Kaymakamlığı ve Of Belediye Başkanlığı’nca daha önce Trabzon –Of arasında çalışan otobüslere kitaplıklar yaptırılmış, böylece yolcuların 40 dakikalık yolculuklarını kitap okuyarak geçirmeleri sağlanmıştı. Bu çalışmanın başarılı olmasından sonra şimdi de Kaymakam Tuncay Sonel’in hazırlattığı projeyle Of merkezinde ve köylerinde 24 berber,7 bayan kuaförü ve 51 kahvehane ve çay ocaklarına kitaplıklar oluşturulmaya başlandı. Yine Kaymakamlıkça yaptırılan bu kitaplıklara öğretmenlerin seçtiği eserler konuldu.Projeden memnun olan esnaf düşünenlere ve yapanlara teşekkür ederiz,gerçekten okumanın yaşı,yeri ve zamanı olmaz diyerek memnuniyetlerini dile getirdiler.

Of’ta ilginç ve güzel bir proje daha hayata geçirildi. İlçe merkez, kasaba ve köylerinde 692 ihtiyaç sahibi öğrenciye evde ders çalışabilecekleri özel ders çalışma masaları hazırlatıldı ve tatil öncesi öğrencilere ulaştırıldı.

Of Kaymakamı Tuncay Sonel,bu projenin hazırlanmasında yetim ve öksüz bir kız çocuğunun yazdığı mektuptan etkilendiğini,bu konuda sanayideki marangoz ustalarıyla görüşüldüğünü böylece onlara da iş verildiğini ve ustaların iki aydır ders çalışma masalarını yaptıklarını belirterek bu dağıtılan masaların öğrencilere güzellikler getirmesini diledi.Böylece yere yatarak,mutfak köşelerinde sağlıksız ortamlarda ders yapmak zorunda kalan öğrencilere biraz da olsa katkı yapıldığını ifade ederek masaları hazırlayan ustalara da teşekkür etti.

Kaynakça; Of Kaymakamlığı Resmi Sitesi.

 


 

Rastlantısal kütüphaneler: „Açık kitap dolapları“

Mann greift sich ein Buch im ‚Offenen Bücherschrank’; Copyright: Südpol-Redaktionsbüro Köster & Vierecke /S.TentaBonn’da bir „açık kitap dolabı“; Copyright: Südpol-Redaktionsbüro Köster & Vierecke /S.TentaAlmanya’nın bazı kentlerinde sokaklarda duran küçük kütüphanelere „açık kitap dolapları“ deniyor. Herkes ekleme ya da eksiltme yapabiliyor. Günün yirmi dört saati açıklar ve dermeleri sürekli değişmekte.

Yağmur bile Bonn halkını açık kitap dolaplarından uzak tutamıyor. Şehirdeki beş dolabın bulunduğu caddelerden birinde, Poppelsdorfer Bulvarı’nda bir hareketlilik var. Genç bir kadın çabucak arabasından inip büyük kestane ağaçlarının altındaki kütüphaneye yeni kitaplar bağışlıyor: Biri, Allan ve Barbara Pease’den Erkekler Neden Dinlemez, diğeri de Robert Menasse’nin Selige Zeiten, brüchige Welt’i. Şimdi hepsi başka 200 yapıtla birarada iki metre yüksekliğindeki cam kapaklı bir dolapta duruyor.

„Açık kitap dolapları“ fikri basit olduğu kadar dâhice: Herkes kitap alabilir ve koyabilir. Bürokrasiden uzak, günün her saati, yılın her günü. Kütüphaneler kullanıcıları gibi renkli ve çok yönlü: Edebiyat kitapları yemek kitaplarının yanında duruyor, bilgisayar rehberleri psikolojik araştırmalara yaslanıyor. Öğrenciler, ev kadınları, emekliler ve evsizler gelip gidiyor. Bazıları tesadüfen farkediyor, bazıları dümeni doğrudan dolaba kırıyor. Bonn Halk Vakfı’ndan Nicole Schmidt „burası aynı zamanda bir iletişim noktası“ diyor. „İnsanlar kitaplar aracılığıyla hemen sohbete başlıyorlar“.

Sosyal bir sanatsal tasarım olarak kütüphane

„Açık kitap dolapları“ Bonn Halk Vakfı’nın 2003 yılında düzenlediği bir fikir yarışmasının sonucu. Trixy Royeck o yıl önerisiyle jüriyi ikna etmişti. O dönem Mainz’da iç mimarlık okuyordu ve sanatçı ikilisi Clegg & Guttmann’dan ilham almıştı. Bu ikili daha doksanlı yılların başında Avrupa’da açık kütüphaneler tasarlıyorlardı. Önce Avusturya Graz’da sonra Almanya Hamburg ve Mainz’da. Clegg & Guttmann açık kütüphaneleri sosyal bir sanatsal tasarım olarak görüyor. Çünkü konulan kitaplar ve kitaplara nasıl davranıldığı sanatçılara göre o semtin yapısını yansıtıyor.

„Yağma ya da kitap dolaplarının başka amaçlar için kullanıldığına neredeyse hiç tanık olmadık“ diyor Nicole Schmidt. Bunca yıldır tek bir grafiti yapılmamış. „Biz de biraz şaşırıyoruz ve tabii ki çok seviniyoruz“. Bir istisna dışında: „Karnavalın kadınlar gecesinde biri Beuel semtindeki kitapları ateşe vermiş“. Bu yüzden bu kütüphane karnaval döneminin beş çılgın gününde istisnai olarak kapanıyor.

Hava şartlarına dayanıklı

„Açık kitap dolabı“ndan kitap seçimi; Copyright: Südpol-Redaktionsbüro Köster & Vierecke /S.Tenta Bonn halkı kitap dolaplarını sadece sıklıkla kullanmakla kalmıyor, kendilerini onlardan sorumlu da hissediyor. Bazı gönüllüler aşırı sağcı, pornografik ya da başka türlü yakışıksız içerikli kitapların konmamasına dikkat ediyor. Ayrıca arada bir cam kapakları siliyorlar. „Bazı gönüllülerin adını bilmiyoruz bile“ diye açıklıyor Nicole Schmidt. „Hatta bazen yoldan geçenler kitapları şöyle bir düzenliyor“. Ya da örneğin, rüzgardan kapakların biri yerinden çıkmışsa telefon ediyorlar. Dolap kapaklarının zaman zaman değiştirilmesi sürekli çıkan tek masraf. Bu masraf da tamamıyla bağışlardan karşılanıyor. „Bu kitap dolapları tamamen kendi kendine işliyor“ diye seviniyor vakıf çalışanı.

Bonn’da en son 2008 Ağustos’unda yeni yaptırılan iki dolabın tanesi 6.000 Avro’ya mal olmuş. „Kapaklara daha iyi bir mekanik takıldı, otomatik olarak kapanıyor“ diye açıklıyor Schmidt. Camlar da hava koşullarına daha uygun, ayrıca kitapların ağırlığından eğilmeye karşı daha sağlam yapılmış. Paslanmaya dayanıklı özel bir çelik karışımından oluşan çerçeve kullanılmaya devam ediliyor. Çelik ve camdan oluşan bu konstrüksyon betona gömülü duruyor. Böylece bu açık kitap dolapları zorlu fırtınalara da göğüs gerebiliyor. Uzun yağış dönemlerinde bile kitaplar nemlenmiyor çünkü değişim çok hızlı: „Bazı kitaplar dolapta sadece beş dakika duruyor“.

Tren yolculuğuna hazırlık

Bonn Poppelsdorfer Bulvarı’nda bir „açık kitap dolabı“; Copyright: Südpol-Redaktionsbüro Köster & Vierecke /S.Tenta „Rafta tutmak kitaba eziyettir“ sloganı internetteki kitap değişim platformu Bookcrossing’e ait. Burada da okuyucular kendileri organize oluyor ve okunmuş kitaplarını bir karşılık beklemeksizin dolaşıma sokuyorlar. Bookcrossing’den farklı olarak açık kitap dolapları çok daha yerel bir organizasyon. Çevrimdışı olarak da erişilebilir durumda ve spontane okumalara her zaman açık. Bonn Poppelsdorfer Bulvarı’ndaki kitap dolabı tren garının hemen yakınında. Nicole Schmidt bunun büyük bir avantaj olduğunu biliyor: „Trene binmeden buradan geçen birçok kişi yolcukları için bir kitap alıp birkaç gün sonra geri getiriyor“. Ya da çok beğenirlerse kitabı geri vermiyorlar; buna karşın başka bir kitap bağışlıyorlar. Bu herhalde hiçbir kütüphanenin sunamayacağı bir özgürlük.

Bu fikrin, kenti ziyaret eden turistlerce kendi şehirlerine de taşınması Bonn Halk Vakfı’nı özellikle sevindiriyor: „Sık sık bunu nasıl organize ettiğimize dair telefonlar alıyoruz. Sonra da şehirlerindeki yeni kitap dolaplarıyla ilgili basında çıkmış haberleri yolluyorlar“. Artık Hannover, Darmstadt ve Bayreuth’ta da açık rastlantısal kütüphaneler mevcut. Dolapların içersinde birbirinden tamamen farklı kitaplar, çokca sosyal angajman ve başka yerlere de götürülebilecek bir fikir var.

Sabine Tenta
Serbest gazeteci; Köln'deki Westdeutscher Rundfunk Radyo ve Televizyonu için de çalışıyor.

Çeviri: Meltem Arun
Copyright: Goethe-Institut e. V., Online-Redaktion

 


 

Hayatın Ortağı Olmak...

Erdal Atabek

Günümüzün ergen dünyasını,bu dünyada geçerli olan “ergen kültürü”nü  anlamaya çalışıyoruz. Çünkü bu yeni oluşumu

anlayamazsak “günümüz  ergenleri” ile erişkinler arasındaki uzaklık daha da artacaktır.

Yeni “ergen kültürü”nün özellikleri içindeki “hedef seçememe”, “geleceğini planlayamama” “sorumluluk  almak istememe”, “kendini hiçbir şeye zorunlu saymadan çevresini her şeye zorunlu sayma”, “çaba harcamadan  elde etmek isteme” gibi özellikleri nasıl  açıklamalıyız?

En önemli etkenler arasında “sahip olma, elde  etme ve kullanma” ile bunları yapabilmek için “çalışmak ve kazanmak gereği” arasındaki bağı  kopartan “tüketim toplumu ideolojisi”dir. Bu ideoloji, henüz  çalışmayan  ve kazanmayan gençlere “kredi kartı” vermekte, “cep  telefonları olması”nın normal olduğunu söylemekte, “otomobil kullanarak  özgürleşme”yi  önermektedir.

Gençler de  bütün bunlar için yıllarca  beklemek yerine, bütün  bunları sağlamanın anne  babalarının görevi  olduğunu düşünmekte, bunların “kendi hakları olduğunu” öne  sürmektedirler.

Bizim yaşam kültürümüzün iki özelliği de “tüketim toplumunun ideolojisi” ile buluşmaktadır. Çocukların aşırı  korunmasının “ailenin görevi olduğu”na ilişkin yaygın tutum ile “çocuklarla gurur duyma isteği”. 

Bu iki özellik de çocukların “yaşam  standartları”na ailelerin -kimi zaman- ekonomilerinin üstüne de çıksa destek vermelerini sağlayan bir tutum yaratmaktadır.

Anne babaların şu sözlerini çok sık duyuyoruz:

  • Biz (ya da ben) çocuklarımız için yaşıyoruz.

  • Ne yapıyorsak onlar için yapıyoruz.

  • Biz çok sıkıntı çektik, onların, bu sıkıntıları çekmemesini istiyoruz.

  • İlerde hayatın birçok haliyle karşılaşacaklar,bari şimdi mutlu olsunlar. Mutlu bir çocukluk dönemleri olsun.

  • Biz gençliğimizi yaşamadık, onlar doya doya yaşasınlar.

  • Bizim yapamadıklarımızı onların yapması bizi memnun ediyor.

  • Her şeyleri var, neden çalışmadıklarını anlayamıyorum.

  • Hiç sıkıntıya gelemiyorlar, istedikleri hemen olsun istiyorlar.

  • Her istediğini yapıyoruz ama o bizim ne istediğimize aldırmıyor bile.

  • Çok iyi çocuktur, ama arkadaşlarına uyuyor.

  • Aklına hiç kötülük getirmez, ne söylense inanır.

  • Böyle giderse nasıl yapacak bilmiyorum.

Bu sözlerin hepsi de birbiriyle bağlantılıdır.Bu  sözlerin oluşturduğu   merdiven basamak basamak çıkılmaktadır. Sonuçta  erişilen yer de, hiç kimsenin düşünmediği, hiç kimsenin istemediği bir yer  olmaktadır.

Neden?

Çocuklarımızı hayatımızın ortağı  değil,refahımızın ortağı yapıyoruz da,ondan...

Neden “hayatlarınızı çocuklarınıza  adıyorsunuz?”

Neden  “çocuklarınız için  yaşıyorsunuz?”

Neden “çocuklarınıza istemedikleri  şeyleri vermek için bunca çaba harcıyorsunuz?”

Neden çocuklarınıza “hak  etmedikleri  şeyleri elde etmeleri” için yükümlülük duyuyorsunuz?

Neden  çocuklarınıza “sorumluluk  vermiyorsunuz?”  Şimdi almıyorlar, çünkü sorumluluk vermekte çok geç  kaldınız.

Neden çocuklarınızı, “yaptıkları  yanlışlıkların  sonuçlarıyla karşılaştırmıyorsunuz?”

Bu  durumda, çocuklar ve gençler “ailelerin  onları her koşulda koruyacağını” biliyor. Çocuklar ve gençler, kendileri hiçbir şey yapmasa da, ailelerin onlar için her  şeyi  yapacaklarını öğreniyor.

Çocuklar ve gençler, geleceklerinin aileleri tarafından  hazırlanacağına güveniyor. Onun için de kendine  güvenmiyor, sorumluluk almıyor, kendisini hiçbir şey için zorlama gereğini  duymuyor. Yapılması  gerekenler yapılmaz, yapılmaması gerekenler yapılırsa  sonuçlara neden  şaşmalı?

Lütfen, biraz düşünür müsünüz?....

 


Gençlik ve Serdeki Hafif Anarşistlik

Tommie SMITH ; John CARLOS ; Peter NORMAN

 

Gençlik ve serdeki anarşistlik ... 1968 olimpiyatlarında 200 metrede altın ve bronz madalya kazanan Amerikalı iki siyah atletin, Tommie Smith ve John Carlos’un siyah deri eldivenli yumrukları havada, başları önde posteri yıllarca hayal dünyamızı ve asıl oda duvarlarımızı süslemiştir.

Mexico City’de 200 metre finali koşulmuş. Amerikalı (siyah) atletler  Tommie Smith ile John Carlos birinci ve üçüncü gelirken, ikinciliği Avustralyalı (beyaz) Peter Norman kazanmış.

 

 

Madalya töreni için bekledikleri sırada Carlos, Peter Norman’ın yanına gelerek sormuş:

- İnsan haklarına inanıyor musun ?

- Evet, inanıyorum.

- Peki ya Tanrı’ya ?

- Bütün kalbimle ...

Bunun üzerine iki siyah atlet kafalarındaki eylem planını açıklamışlar, Norman tereddütsüz katılmış:

- Ben eyleminizi destekleyeceğim, bana ne yapmam gerektiğini söyleyin!

İlk defa, o günler için müthiş bir provokasyon hatta devrim sayılacak bir eylem planlıyor iki genç adam: Amerika’daki ırk ve siyahlara reva görülen fakirliği ve ikinci sınıf vatandaşlığı protesto edecekler...Ama nasıl ?

Fikir Norman‘dan geliyor: bir çift siyah deri eldiven buluyorlar, sağ tekini Tommie, sol tekinin John eline geçiriyor; fakirliği sembolize etmek için çıplak ayakla kürsüye çıkıyorlar; başları kederle öne eğik; sıkılı yumrukları havaya kaldırıyorlar.Önlerinde duran beyaz atlet Peter Norman da  dayanışmasını göstermek için kalbinin üstüne “İnsan Hakları İçin Olimpiyat Projesi Hareketİ”nin kokartını iğneliyor.

Amerikan milli marşı çalarken plan icra ediliyor ve eylem koyuluyor. Ve tabi ( hatırlıyorum) dünya birbirine giriyor. Amerika ayağa kalkıyor. Olimpiyatlar bile gölgede kalıyor, dünya gazeteleri yumrukları havada siyah  atletlerin fotoğraflarını birinci  sayfadan veriyor...

Amerikan Olimpiyat Komitesi iki siyahın spor kariyerini o saniye bitiriyor. Eylem amacına ulaşmış, Amerika’daki zenci azınlığın durumu dünya gündemine girmiştir. Smith ve Carlos spor hayatlarını ( ve buna bağlı olarak geleceklerini ) feda etmişler ama dünya tarihine geçmişlerdir. Dünyadaki  yüz milyonlarca ezilmiş siyahın ilahı  haline gelmişlerdir.

Peki ya Avustralyalı beyaz Peter Norman?   Norman’ın da hayatı kararmış. Tommie ve Smith diyor ki: “Peter bir beyazdı. O günlerde siyahların haklarını savunma cesaretini gösteren, onurlu  beyaz çok azdı. Peter Avustralya’ya döndüğünde kimse yüzüne bakmadığı gibi, herkes tarafından yargılandı. Onun da atletizm kariyeri bitti, spor çevrelerinden dışlandı.”

Tehditler, işsizlik ve tecrit nedeniyle öyle sıkıntılı günler yaşadılar ki  üçünün de ilk evliliği sona erdi.

Avustralya Devleti Norman’ı ölene kadar affetmemiş ama...Norman  intikamını mezara götürmüş: 1968  Olimpiyatları finalinde ikinci olurken kırdığı  200 metre Avustralya rekoru  hala, 38 yıl sonra kırılamamış.

Ölene kadar süren “eylem kardeşliği”.

İki Amerikalı ve bir Avustralyalı ‘lanetli’ atletin  o gün başlayan ‘eylem  kardeşliği’ ve dostlukları ömür boyu sürmüş. Aradan geçen 38 yıl boyunca, yazışmışlar, buluşmuşlar, görüşmüşler.

Ta, geçen hafta, Peter Norman evinin bahçesinde kalp krizi geçirip 64 yaşında ölene kadar.

Ve şimdi , aşağıdaki fotoğrafa iyi bakın:

 

Melbourne’de yapılan cenaze töreni, “Onurlu beyaz atlet  Peter Norman’ın tabutu,

Tommie Smith (solda) ve John Carlos’un omuzlarında!

 

Üç ‘eylem kardeşi’ son kez omuz omuza...