Sahibi:
Prof.Dr. Abdurrahim Özgenoğlu
Yayın Kurulu :

Prof.Dr. İsmail Bircan
Prof.Dr. Oya Batum Menteşe
Uzman Nilüfer Ünal
Editör:  Nilüfer Ünal
             3 Ayda bir yayınlanır.

Fatih Kumsel, Çankaya Üniversitesi Kütüphane Müdürü

“...Aslında üniversitelerde öğretim sistemi ile kütüphane kullanım ilişkisini değerlendirmeden önce ülkemizdeki kütüphane olgusunun yerini sorgulamamız gerekir diye düşünüyorum. İlköğretimden başlayan eğitim süreci içerisinde orta ve yüksek öğretime gelinceye kadar kütüphaneler hayatımızın neresinde yer almıştır acaba? Bu nedenle mevcut yükseköğretim kurumlarındaki kütüphane kullanımının istenen düzeyde olmaması da çok normal bir durumdur...”

Bize kendinizi tanıtır mısınız.

Hacettepe Üniversitesi Kütüphanecilik Bölümü mezunuyum. 1987 yılında mezun olduktan sonra Askerlik görevimi Kara Harp Okulu’nda yedek subay olarak ifa ettim. Bu süreç içerisinde burada temelinden açılışına kadar bizzat uğraştığım bir kütüphane kurmak nasip oldu. Daha sonra Bilkent Üniversitesinde göreve başladım bir yıllık sure sonunda ODTÜ kütüphanesine girdim. Burada da 4 yıl çalıştıktan sonra Yükseköğretim Kurulu Yayın ve Dokumantayon Daire Başkanlıgında 1997 yılına kadar görev yaptım. 1997 yılı Kasım ayında devletteki gorevimden istifa ederek Çankaya Üniversitesi Kütüphane Müdürlüğü görevime basladim. Halende bu gorevimi devam ettiriyorum.

2005 yılından bu yana meslegimizin iletisim platformu olan Kutup-l listesinin yöneticiliğini yapıyorum. 2007 yılından bu yana da UNAK yönetim kurulu üyeliğim devam etmektedir.

Üniversiteniz Kütüphanesini okuyucularımıza tanıtır mısınız?

Çankaya Üniversitesi Kütüphanesi, üniversitenin eğitim ve öğretime başladığı 1997-1998 akademik döneminde kurulmuştur.

Çankaya Üniversitesi’nin eğitim, öğretim ve araştırma programlarını desteklemek, öğretim elemanları, öğrenciler ve çalışanların her tür ve ortamdaki bilgi ve belge ihtiyaçlarını karşılamak, ulusal ve uluslararası ölçekte bilgi birikimi, kullanımı ve transferine destek olmayı amaçlayan kütüphane, 1300 m2'lik kapalı alana, 30.000 ciltlik raf düzeneğine ve toplam 340 kişilik oturma kapasitesine sahiptir.

Kütüphanemiz; OCLC, Anadolu Üniversiteleri Konsorsiyumu (ANKOS) ve EKUAL üyesidir.

Kütüphanemizde 29.167 adet kitap, 157 süreli yayın ve 1344 ciltli dergi’nin yanısıra, online veritabanları, cd’ler, disketler, audio ve video kasetler ile kütüphane koleksiyonunu oluşturmaktadır.

ILL (Inter Library Loan- Kütüphanelerarası Ödünç Verme) sistemi ile anlaşmalı kütüphaneler ile kitap ödünç-iade hizmetleri yapmaktadır.

Önceki yıllarda kütüphane, yılda ortalama 90.000 kişiye hizmet verirken, bu sayı 2007 yılı itibariyle 175.026 kişiye yükselmiştir.

Kütüphane web sitesinden; (http://library.cankaya.edu.tr) gerek kütüphane hakkında gerekse elektronik ortamda verilen kütüphane hizmetlerinden faydalanmak mümkündür.

Üniversitelerde öğretim sistemiyle kütüphane kullanımı ilişkisini değerlendirir misiniz?

“...Aslında üniversitelerde öğretim sistemi ile kütüphane kullanım ilişkisini değerlendirmeden önce ülkemizdeki kütüphane olgusunun yerini sorgulamamız gerekir diye düşünüyorum. İlköğretimden başlayan eğitim süreci içerisinde orta ve yüksek öğretime gelinceye kadar kütüphaneler hayatımızın neresinde yer almıştır acaba? Bu nedenle mevcut yükseköğretim kurumlarındaki kütüphane kullanımının istenen düzeyde olmaması da çok normal bir durumdur...”

Dünyada üniversitelerin gelişmişlikler ve kalitelerinin en büyük ölçüm aracı kütüphaneleridir. Ülkemizde maalesef üniversite denildiğinde ilk aklımıza gelen ÖSS sınavı olmaktadır. Her yıl 2 milyon kişinin girmeye çalıştığı bir üniversite sisteminde üniversitelerimiz sadece ne olursa olsun girilmesi gereken ve bir diplomam olsun mantığı ile görülen eğitim kurumlarıdır.

Ne acıdır ki bu sistemin işletenleri de bu durumdan rahatsız olmalarına rağmen ellerinden çok da fazla bir şey gelmemektedir.

Aslında üniversitelerde öğretim sistemi ile kütüphane kullanım ilişkisini değerlendirmeden önce ülkemizdeki kütüphane olgusunun yerini sorgulamamız gerekir diye düşünüyorum. İlköğretimden başlayan eğitim süreci içerisinde orta ve yüksek öğretime gelinceye kadar kütüphaneler hayatımızın neresinde yer almıştır acaba? Bu nedenle mevcut yükseköğretim kurumlarındaki kütüphane kullanımının istenen düzeyde olmaması da çok normal bir durumdur. Genel çerçevesi ile kütüphaneler üniversitelerin olmazsa olmazları olmalarına rağmen içinde bulundukları kurumlar tarafından önemsenmeyen bir yapı içerisinde kıvranmaktadırlar.

Genelde Üniversite kütüphanelerinin durumunu nasıl görüyorsunuz

Türkiye'de bulunan üniversitelerimizin belli başlı olanlarının dışında bulunan tüm yükseköğretim kurumlarında kütüphaneler yukarıda çizdiğim çerçeve dışına çıkamamış bir yapıdadırlar.

Son dönemlerde yeni yeni toparlanmaya başladığını düşündüğüm üniversite kütüphaneleri yeni açılan bir çok üniversite nedeniyle mevcut potansiyellerini bölerek kullanmak zorun kalmışlardır.

Bu durum üniversite kütüphanelerini zorlamakta, verilen hizmetin kalitesini ve kuruma yapacağı katkıyı etkilemektedir.

Genel olarak olarak üniversite kütüphanelerinin kütüphanecilik mesleği acısından Türkiye'de diğer kütüphanelere göre iyi durumda olduklarını söylemek mümkündür.

Kurumsal anlamda uluslararası ilişkileriniz ne düzeyde? Diğer üniversite kütüphaneleriyle işbirliği yapıyor musunuz? Yurtiçinde de farklı kurumlarla işbirliği çalışmalarınız var mı?

Çankaya Üniversitesi OCLC üyesidir. Aynı zamanda Yurt içinde ANKOS ve EKUAL üyesidir. Yurt içinde ve dışındaki üniversite kütüphaneleriyle iş birliğimiz ILI kapsamındadır.

Türkiye’de yavaş yavaş veri tabanları konusunda çalışmalar başlatıldı ancak henüz istenilen seviyede değil, Bilkent Üniversitesinde birkaç gayretli kişilerle BLISS programı üretildi ama şimdi bu programda istenilenlere cevap vermiyor. Üniversiteler hep satın alıyor ama üretmiyor. Bu konudaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Ben kişisel olarak Türkiye'de üretilen ürünlerin kullanılması taraftarıyım. Kütüphane otomasyon programları üretilmesi kolay ama geliştirilmesi zamana bağlı olarak emek isteyen programlardır. Üniversitelerin her birinin bir program üretmesi yerine bu işi görev edinmiş kurumların desteklenmesinin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Maalesef bizim insanımızda yapılanı eleştirirken yıkıcı tutumlar ön plandadır. Bu yüzden yapılan işler gelişme aşamasında sürekli baltalanmakta ve ihtiyaç anında herkes kendi için yeniden bir şeyler üretme çabasına girmektedir.

Bu nedenle sürekli yeni ürünler ortaya çıkmakta ve süreklide bu ürünler yok olmaktadır. Benim kişisel olarak düşüncem, var olan ve tercih edilen urun ne ise desteklenmesi taraftarıyım. Bana göre kütüphane otomasyon programlarının olmazsa olmazları vardır. Bunları asgari ölçüde sağlayabilen ve gelişmeye acık olan her programın arkasında durulmalıdır. Bu şekilde davranılmadığı surece bizim ülkemizden dünyaya açılabilecek bir urun maalesef çıkmayacaktır. Bu durumda bizlerde yabancıların ürettiği programlara mahkum olup onlara para kazandırmaktan başka bir şey yapamayız.

Bu konuda milliyetçi olmanın gerekliliğini özellikle vurgulamak istiyorum.

Günümüz kütüphaneci profili nasıl olmalı?

“...Genel çerçevesi ile günümüz kütüphanecisinin kesinlikle bir dil bilmesi tercihim iki dili bilmesi, kesinlikle teknoloji ile iç içe olması, mesleki örgütlenmeye önem veren, güncel olayları takip edebilen ve sorunlar karsısında pratik çözümler üretebilen bir yapıda olması gerekmektedir...”

Günümüzde kütüphaneci nasıl olmalı sorusu aslında her donem sorulan ve üniversitelerimizde halada sorulmakta olan bir sorudur. Bence bu soruyu Günümüzde Kütüphanecilik eğitimi nasıl olmalı diye sormak lazımdır. Bu sorunun cevabını verdiğimizde zaten kütüphaneciler olması gerektiği gibi olacaktır.

Bu pencereden baktığımızda Türkiye'de verilen kütüphanecilik eğitiminin çağın gereklerine uygun olduğunu ve bu doğrultuda verildiğini düşünmüyorum. Bu konudaki düşüncemin kaynağı kütüphanelerimize staj için gelen öğrenciler ve iş başvurusunda bulunan yeni mezunlarla yaptığım görüşmelerdeki gözlemlerdir. Tabii ki üniversitelerimizde bulunan hocalarımız büyük özveride bulunuyorlar ve bu konuda çabalıyorlar ama bunun yeterli olmadığını düşünüyorum.

Genel çerçevesi ile günümüz kütüphanecisinin kesinlikle bir dil bilmesi tercihim iki dili bilmesi, kesinlikle teknoloji ile iç içe olması, mesleki örgütlenmeye önem veren, güncel olayları takip edebilen ve sorunlar karsısında pratik çözümler üretebilen bir yapıda olması gerekmektedir.

Sizce başarı nedir ve başarılı olmanın (hayatta ve iş yaşamında) koşulları nelerdir?

Başarı, kişinin hedeflerin en doğru şekilde ulaşmasıdır. Başarılı olmak bilgili olmaktan geçer. Bilginin olmadığı yerde başarıdan söz etmek mümkün değildir. İş hayatında başarılı olmanın bilgi ve paylaşmaktan geçtiğine inanıyorum.

Mesleki alanda ne gibi hedefleriniz vardı, bunların ne kadarını gerçekleştirebildiniz?

Bu mesleğe adım attığım andan itibaren bu meslekte gelebileceğim bir nokta olmadı. Ben sadece yaptığım meslekte en iyi olmaya çalıştım. O an yaptığım iş ne ise o anki şartların gerektirdiği şekilde en iyisini yapmaktı hedefim. Bu da zaten bence başarının anahtarıdır. Bu gün geriye donup baktığımda yapmak istediklerimin bir çoğunu gerçekleştirebilmiş olmanın huzuru var. Ama hala daha fazla ne yapabilirim diye de sürekli bir idealistlik içerisinde çalışmaya devam ediyorum.

Ülkemizde bilgi hizmetlerinin düzeyini değerlendirelim biraz da…Toplumumuzda okuma alışkanlığı çok düşük düzeyde. Bu düzeyi yükseltmek için ulusal anlamda neler yapılabilir?

“...Öncelikle iyi bir eğitim politikasının olması gerektiğini düşünüyorum. Adı üstünde, MİLLİ EĞİTİM Politikası olmalı ve bu her gelen yönetimle değiştirilememeli. Ama maalesef ülkemizde her yönetime gelen kendi yaptığının doğru kendisinden önce yapılanların yanlış olduğunu iddia ederek yeni bir şeyler kurmaya ve uygulamaya çalışmaktadır. Buda her seferinde bir neslin bir önceki nesille arasında kopukluk yaratmaktadır...”

Öncelikle iyi bir eğitim politikasının olması gerektiğini düşünüyorum. Adı üstünde, MİLLİ EĞİTİM Politikası olmalı ve bu her gelen yönetimle değiştirilememeli. Ama maalesef ülkemizde her yönetime gelen kendi yaptığının doğru kendisinden önce yapılanların yanlış olduğunu iddia ederek yeni bir şeyler kurmaya ve uygulamaya çalışmaktadır. Buda her seferinde bir neslin bir önceki nesille arasında kopukluk yaratmaktadır. Küçük bir örnek vermek gerekirse kendi çocuğum ilköğretimin 8 yıl olduğu yıl okula başladı. Okulu bitirene kadar lise giriş sınavı iki kere değişti. Liseye başladığında kendinden öncekilerle, kendinden sonraki öğrencilerle tamamen farklı bir eğitim gördü. Su anda üniversite sınavına hazırlanıyor ve bu sene girdiği sınav maalesef son. Çünkü seneye farklı bir sistemle ÖSS sınavı yapılacak. Tüm bu karmaşıklığı göz önüne aldığımızda Toplumda okuma alışkanlığının olmaması bilgi hizmetlerinin istenen düzeye taşınamaması çokta garip bir durum değil bence.