Sahibi:
Prof.Dr. Abdurrahim Özgenoğlu
Yayın Kurulu :

Prof.Dr. İsmail Bircan
Prof.Dr. Oya Batum Menteşe
Uzman Nilüfer Ünal
Editör:  Nilüfer Ünal
             3 Ayda bir yayınlanır.

Kütüphanecilikten Yansımalar

KÜTÜPHANESİZ OKUL KALMASIN KAMPANYASI- 2

68’LİLER BULUŞTU

ÜNAK TÜRK  HUKUK KÜTÜPHANECİLERİ PLATFORMU

AVRUPA KÜTÜPHANESİ

Nilüfer Ünal
nunal@atilim.edu.tr

KÜTÜPHANESİZ OKUL KALMASIN KAMPANYASI- 2
AÇILIŞ KONUŞMASI


 

Kitap ya da televizyon!
Türkiye, televizyon izlemede günde dört saat ortalamayla dünyanın ilk sırasında olan ABD´yi yakaladı. Kitap okuma oranlarında ise yüz kızartacak kadar alt sıralarda bulunuyoruz

Dizi film furyası, Türkiye´yi televizyon izleme bakımından dünyada ilk sıraya taşıdı. Daha önce günde 3.5 saat ile dünya ikincisi olan Türkiye, furyayla birlikte dört saat ortalamayla dünyada ilk sırada olan ABD´yi yakaladı. İngilizler günde üç saat 20 dakika, Japonlar üç saat 15 dakika, Avusturalyalılar ise üç saat TV izliyor. Kitap okuyan yok Türkiye, kitap okuma oranı açısından ise oldukça gerilerde.

Bir Japon yılda 25 kitap okuyor, oysa altı Türk´e bir kitap düşüyor.

Milli Eğitim Bakanlığı´nca hazırlanan raporda, ´televizyon izleme alışkanlığının, özellikle son yıllarda okuma alışkanlığı edinmede en etkin engelleyicilerden´ biri olduğu belirtildi. Rapora göre, Türkiye´de televizyon izleme süresi dizi filmlerdeki artışa paralel 3.5 saatten dört saate yükseldi. Bu artışla, ABD ile birlikte en fazla televizyon izlenen ülke konumuna gelen Türkiye, kitaba yatırım konusunda ise dünya ortalamasının yarısını bile yakalayamıyor.

Kitaba yılda 0.45 dolar

Bir Norveçli kitaba yılda 137 dolar, Alman 122 dolar, İsveçli, Avustralyalı ve Belçikalı 100 dolar, ABD´li 95 dolar harcarken, bir Türk yılda kitap için yalnız 0.45 dolar para ayırıyor. Türkiye, bu konuda dünya ortalaması olan 1.3 doların bile çok altında kalıyor.

Boş zaman televizyonla harcanıyor..!

´Neden kitap okunmuyor´ sorusuna da cevap aranan raporda, bakanlığın çeşitli dönemlerde öğrenciler arasında yaptığı anket sonuçlarına yer verildi. Buna göre, az okumanın en önemli sebeplerinin ´okuma alışkanlığının olmaması ve televizyon, video, sinemanın kitap okumaya tercih edilmesi´ olduğu vurgulandı.

Televizyon beyni köreltiyor

Yapılan araştırmalara bakılırsa, günde iki saat televizyon seyretmek beyni uyarımdan yoksun bıraktığı için tembelleştiriyor. Kişinin bunu gidermesi için bir hafta boyunca zihin egzersizi yapması gerekiyor. Bakanlığın hazırladığı raporda, ´aşırı televizyon izleme vücudun gelişimini bozuyor, yalnızlaşma ve zaman kaybına, çocuklarda saldırganlığa yol açıyor´ denildi.

Okuyarak olayların ve gelişmelerin iç yüzünü öğrenen bir kişi, öncelikle kendine olan güvenini artırır. Bu ise aynı zamanda düşünce ufkunu geliştirip, geniş bir görüş açısı sağlayarak, olayları inceleme yeteneği kazandırır.

Ayrıca okuyan kişiler çok okumanın beraberinde getirdiği zengin kelime dağarcığına sahip oldukları için, hikmetli ve etkileyici konuşarak hitap ettikleri kişilerde etki de uyandırırlar. Bu etki ise insanlarla ilişkileri güçlendirmekte, kişiye daha sosyal bir karakter kazandırmaktadır. Dahası, geniş kelime dağarcığı, insanın daha fazla kavramla düşünebilmesini de sağlar. Yani düşünce kapasitesini ve kültür düzeyini artırır.

Boş zamanlarını, çoğu zaman hiçbir yararlı bilgi aktarmayan televizyon karşısında geçirmek yerine kitap okuyarak değerlendiren bu kişiler, edindikleri bilgi ve kültür sonucunda aynı zamanda toplum içinde etkin bir kişiliğe sahip olurlar. Tüm bu özellikler, kişilerin öncelikle kendileri için okumaları gerektiğinin çok önemli bir göstergesidir. Okuyarak kendini geliştiren kişiler ise elbette çevrelerinde gelişen olaylara da hakim olacak ve toplum içinde eğitim seviyesinde zamanla bir ilerleme sağlanacaktır.

İnsanların kişisel gelişimlerini tamamlamaları için güncel yaşamda belirli aktiviteler yapmaları gerekmektedir. Bu aktivitelerden sadece bir tanesi ise kitap okumaktır. Kitap okuyarak ruhumuzun derinliklerindeki o çocuğu büyütebilir ve görüşlerimizi değiştirebiliriz.
Düz mantık olarak düşünürsek bir günde uyuma ihtiyacı dışında ortalama olarak 10 saat aktif olarak faaliyet gösteriyoruz. Bu 10 Saat içerisinde sadece 45 dk lık dilimi kitap okumaya neden ayırmıyoruz acaba ?.Günde sadece 45 dakikamızı ayırarak kendimizi sorgulayabilir ve rahatlamış oluruz. Gelin kitap okumanın ileriki zamanlarda bize getireceği sonsuz yararlardan birazını düşünelim.
• Toplumdaki diğer insanlardan farkınızı olur.
• Kültürünüz artar
• Bilgili kişilerle doya doya sohbet edebilirsiniz
• Hayata bakışınız değişir.
• Diksiyonunuz düzelir.
• Hızlı konuşma ve kendinizi daha kolay ifade edebilme yeteneğiniz artar.
• Okudunuzu anlama ve yorum yapma yeteneğiniz gelişir.
• Her şeyden önemlisi Kitap Okumanın verdiği huzuru içinizde hissedersiniz.
yukarıda kitap okumanın sizlere getireceği yararlardan SADECE birkaçını belirttim. Toplum olarak bizler kitap okumalı ve bizden küçüklere kitap okuma alışkanlığını kazandırmalıyız ki ,bugünün küçükleri büyüdüklerinde bu ülkenin bulunduğu durumu anlasınlar ve modern refah seviyesine ulaştırabilsinler.
Bu yazıyı okuduktan sonra eliniz kütüphanenizdeki tozlu raflara gidiyor ve kitap alıp okumak içinizden geliyorsa şuan sizden mutlu insan olmamalı şu dünyada. Unutmayın ki ” En Büyük Düşman Cahil Dosttur.’

Türk milleti olarak nedense okumuyoruz. Yapılan araştırmalar bu gerçeği çok çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Bir Japon yılda 25 kitap okuyor, bir İsveçli yılda 10 kitap okuyor, bir Fransız yılda 7 kitap okuyor. Türkiye'de ise 6 Türk yılda 1 kitap okuyor.

Peki niçin az okuyoruz?

Milli Eğitim Bakanlığı'nın 1993 yılında yaptırdığı bir ankete göre insanımızın okumama sebepleri şöyledir :

  1. Kitap okuma alışkanlığı olmaması

  2. Yeterince zaman bulunmaması

  3. Boş zamlardan yoğun olması

  4. Tv, video ve sinemanın tercih edilmesi

  5. Kitap fiyatlandırırın yüksek olması

  6. Dersleri sebebiyle okuyamama

  7. Diğer sebepler

  8. Cevap yok

Halbuki 21. Yüzyıla, bilgi çağına girerken, eğer Türk toplumu dünya üzerinde iyi, güzel bir yer edinmek istiyorsa okumak, düşünmek ve buna bağlı olarak tartışmak, sorgulamak ve eleştirmek ve bilim üretmek zorundadır. Ancak, bunları gerçekleştirdiği zaman gelişecek, çağdaşlaşacak ve yeryüzünde tekrar ecdadına layık olduğu yeri alacaktır.

Araştıran, inceleyen irdeleyen, "Okuyan" bir bir toplum olmamız dileğimle...

Meltem Banko
Atılımcı hukukçular Topluluğu Başkanı
Atılım Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
3.Sınıf öğrencisi


BİR KÜTÜPHANE HAFTASINI DAHA GERİDE BIRAKIYORUZ...

1920 – 1930’lu YILLAR ...

Milli Eğitim Bakanlığı'nın yaptığı araştırmaya göre Atatürk 10 binin üzerinde kitap okumuş. Edebiyattan tarihe, hukuktan dini kitaplara kadar her alanda okuyan Mustafa Kemal yabancı dillerde özellikle Türk tarihi ve Türk dili ile ilgili olarak yazılan kitapları elçilikler aracılığı ile getirtip, Türkçe'ye tercüme ettirmiş. Çankaya Köşkü'nde ve Anıtkabir'deki müzede 10 binin üzerinde cilt bulunuyor. Atatürk okuduğu tüm kitapların üzerine de el yazısıyla mavi ve kırmızı kalemler ile not alıp, eleştiriler yapmış.

Araştırmaya göre yaşamında uykuya çok az yer ayıran Atatürk günün neredeyse tamamını okumaya, okuduklarını tartışma ve uygulamaya ayırmış. Atatürk yurt içinde yaptığı tüm gezilerde de özel kütüphanesine ait kitapları sandıklar ile yanında götürürmüş.

Ölümünden 2 yıl önce “Geometri” kitabını yazmış ve  bu kitapla birlikte türettiği açı, açıortay, alan, artı, beşgen, boyut, bölü, çap, çarpı, çekül, çember, dışters açı, dikey, dörtgen, düşey, düzey, eğik, eksi, eşit, eşkenar, gerekçe, içters açı, ikizkenar, kesit, konum, köşegen, oran, orantı, paralelkenar, taban, teğet, toplam, türev, uzam, uzay, üçgen, varsayı, yamuk, yatay, yöndeş gibi terimlerden çoğu bugün severek kelimeleri üretmiş. Bu güzel, bu özün özü Türkçe terimlerden tümünü Atatürk, Türkçe köklere Türkçe ekler getirerek türetmiş.

Yine O’nun döneminde okuma-yazma seferberliği başlatılmış ve toplum okumaya teşvik edilmiş.

1960 - 1980’li YILLAR

 Zor okunan kitapların bile kolayca okunduğu yıllar. Bir tarafta “Bağımsız Türkiye” diğer tarafta “Milliyetçi Türkiye” sloganları . Ama her iki gurubun gençleri hepsi ama hepsi okuyordu. Üniversite öğrencileri kitap okuma saatleri düzenler ardından kitap üzerine fikir tartışmalarını başlatırlardı. Bizse “O gençliğin” tek taraflı okumasına karşı çıkardık. “Bir kitabı okuduğunuz zaman karşı fikri de okumanız lazım, ancak o zaman konunun analiz ve sentezini beyninizde yapabilir, sorguluya bilirsiniz” derdik.

1980 – 2000’li YILLAR

Ankara’da (Yıl 2009) yapılan araştırmada üniversite öğrencilerinin yüzde 46’sının bir yıl içinde en fazla 5 kitap okuduğu belirlendi.
Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü öğretim üyeleri Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Odabaş ve Yrd. Doç. Dr Coşkun Polat ile Ankara Üniversitesi Sosyoloji bölümü araştırma görevlisi Yonca Odabaş tarafından yapılan "Üniversite Öğrencilerinin Okuma Alışkanlığı: Ankara Üniversitesi Örneği" konulu bilimsel çalışmada, üniversite öğrencilerinin yeterli okuma alışkanlığına sahip olmadığı tespit edildi.

KÜÇÜK BİR İSTATİSTİKİ BİLGİ 

Türkiye'deki kahvehane ve kütüphane sayılarının kıyaslaması

Kütüphane sayısı: 1412
Kahvehane sayısı: 70.000
Buna göre: 49.500 kişiye bir kütüphane düşerken, 122 kişiye bir kahvehane düşmektedir.

Gallup firmasının yaptığı bir araştırmaya göre bazı ülkelerdeki kitap okuyanların nüfusa oranları:
Japonya: % 14
ABD: % 12
Almanya: % 11
İngiltere: % 11
Türkiye: % 0,01

YORUM SİZLERİN AMA ... Son bir  paragraf:

Hürriyet Gazetesinden Yaşar Sökmensüer, ATATÜRK BULVARI konulu panelde son söz olarak  şöyle dedi;

 “...Ankara’yı bir filmle hatırlıyorum...ZAPATA... Fimde Zapata her gün mezarlığa gider, bu ziyareti arkadaşlarının dikkatini çeker ve dayanamaz sonunda sorarlar, -her gün mezarlığa gidiyorsun, ölüleri niye bukadar çok ziyaret ediyorsun derler. Zapata cevap verir; -Ölüler beni ziyarete geliyor... Ankara caddelerinde dolaşırken yitilmiş şeyler de beni ziyarete geliyor...”

BEN DE  YİTİLMİŞ ALIŞKANLIKLARIMIZA KISA BİR ZİYARETTE BULUNDUM...


68’LİLER BULUŞTU

Aralık Ayının son haftası, Ankara Üniversitesi DTCF Kütüphanecilik Bölümü 1968 yılı mezunları Beyaz Ev’de buluştu. Kimimiz dede, kimimiz babaanne, kimimiz de anneanne olmuş, torunlarından çocuklarından bahsediyor. Kimimiz emekli olduktan sonra gazeteci, iş kadını, yazar, ressam ve kütüphaneci olarak hala çalışıyor, kimimiz de evde torun bakıyor.

Kimimizden yıllar, birçok çizgimizi almış götürmüş, kimimiz de yıllara direnmiş aynı kalmış, ama kimimizde artık aramızda yok.

Ama hepimiz o gün çok mutlu ve heyecan dolu birbirimize sarıldık, ağladık hasret giderdik, kaybettiklerimizi andık.

Sevgili Sevin İlgün (Koçak), kısa ama çok anlamlı bir konuşma yaptı. Aşağıda o konuşma metnine yer veriyoruz. 

SEVİN İLGÜN (KOÇAK)

Değerli Hocam, sevgili arkadaşlar

Bugün mezuniyetimizin 40. Yılı nedeniyle biraraya gelmenin mutluluğunu yaşıyoruz.

Hepiniz hoş geldiniz..

Biliyorsunuz ki aynı meslek ve ideal bağlarıyla bağlı olan kişiler geniş anlamda aile sayılırlar.

Biz kütüphaneciler de meslekte 40 yılını doldurmuş arkadaşlarımız ve değerli hocalarımızla aile olarak bir aradayız.

Bize bu fırsatı veren ve organizasyonu gerçekleştiren Sezen Tan’a teşekkürler ediyoruz.

Bu vesile ile çok kısa bir süre önce kaybettiğimiz hocamız Prof. Dr. Sayın Osman Ersoy başta olmak üzere, bugün hayatta bulunmayan bütün meslektaşlarımızı ve sınıf arkadaşlarımızdan Adie Günden, Leyla Turgut ve Fatma Gül Vural’ı saygı, sevgi ve rahmetle anıyoruz.

Bu toplantının hepimiz için güzel bir anı olacağına inanıyor ve gelecek yıllarda bugün ulaşılamayan arkadaşlarımızın da katılımıyla yeni toplantılar düzenlenmesini temenni ederek, yeni yılın hepimize sağlık, mutluluk ve esenlik getirmesini diliyorum. 

Bazan duyguları ifade etmek ve yazıya dökmek çok zor oluyor ama sevgili Üstün Yıldırım Evrensel Gazetesindeki köşesinde o günkü duygularımızı çok güzel ifade etmiş. Beni çok etkileyen ve duygulandıran son paragrafına burada tekrarlamadan geçemeyeceğim. 

Hocamız Prof. Dr. Osman Ersoy ve arkadaşlarımız Adile Pehlivanlı, Fatma Gül Vural ve Leyla Turgut artık bizimle olamayacaklardı. Demek, önümüz sıra gittiğini sandığım ölüm yanımıza gelmişti artık. Gelirse gelsin, ne yapalım. Üstelik “nereden gelirse gelsin, sefa geldi, hoş geldi.”
Biz kütüphaneci 68’liler mutlu bir buluşma gerçekleştirmiş, kırk yılın birikimi bir coşkuyla 2008’i uğurlamış olduk. Mutlulukla… Sevgiyle… Bu sevginin hepimize ve herkese yansıması umuduyla, yeni yılın benim 68’lilerime, tüm 68’lilere, 68 ruhu ve bilinci taşıyan herkese ve ülkeme sevgi, mutluluk ve barış getirmesini dilerim. Umarım getirir...

Evet fazla söze gerek yok son söz Üstün’ün.

SÖZ OLA, TORBA DOLA
Üstün Yıldırım

ustunyildirim@yahoo.com

Evrensel.28.12.2008;2690.s., 10.s.

68’liler buluştu


Bir yıl daha bitti, bitiyor. İnsanlar, bir gecede matematiksel olarak bir yaş daha alacaklar. Biraz daha yaşlanacaklar durup dururken. Bu yazı da bu yılın son yazısı olacak. Yaşlanmadan öncenin yani. Kimse kusura bakmasın bu son yazıyı kendime ayırdım. Bana, yalnızca bana. Biraz daha yaşlanmadan yaşadığım bir mutluluğa tarih düşürmek için...
“Şurası göz göze geldiğimiz yer” der ya şarkı, ben de ilk göz göze geldiğim insanlarla buluştum aralık ayının 20. gününde ve o göz göze geldiğimiz günlere gittik hep birlikte. Yıllar, yıllar öncesine. Öyle böyle değil, çok yıllar öncesine. Kırk dört yıl öncesinin de bir ay öncesine. O yıllarda 1 kasım geldi mi üniversiteler öğretime başlardı. Biz de göz göze gelmeye o 1 kasımda başlamıştık işte.
Yurdun çeşitli yerlerinden kopup, okumak için Ankara’ya gelen gençler, kasımın soğuk günlerinde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Kütüphanecilik Bölümü’nün birinci sınıfında ilk kez birbirlerini görmüşler, ilk kez göz göze gelmişlerdi. O ilk bakışlarda bir tedirginlik, bir çekingenlik, bir yabancılık vardı kuşkusuz. Biraz da yalnızlık. Dört yıl sonunda, hemen bitirenler ve bitiremeyenler olsa da hepimiz o bilinen 68 kuşağındandık. Çünkü, yıl 1968 idi ve öğrenci olayları başlamıştı. O olayı yakından yaşadık. Ve daha neleri…
Kırk yıl sonra yine bir Ankara kışında, aralık ayının kar bekleyen soğuk bir cumartesi gününde, Hacettepe Üniversitesi Beytepe Yerleşkesi’ndeki Beyaz Ev’de bir kez daha göz göze geldik. Ama bu kez diz dize oturduk. O ilk karşılaşmanın çekingenliği, ürkekliği yoktu ve onlar hiç yaşanmamıştı sanki. Nazım “İlk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan, giyin, kuşan, benze bahar ağaçlarına…” demiş ya, biz de bahar ağaçları gibiydik ve küçük bir orman oluşturmuştuk. Ve ilk göz göze geldiğimiz günkü bakışlarımızı takıştırmamıştık gözümüze, yüzümüze. Yüzümüzde güller açıyor, gözümüzden sevgi taşıyordu.
Bütün bu güzellikleri, yoğun bir duygusallık içinde yaşayınca “yaşlanmak böyle bir şey olmalı” diye düşündüm.

 Biz de yaşlanıyor muyduk ne!.. Yoksa yaşlanmış mıydık ne!.. Biraz daha “büyümüştük” diyerek konuyu yumuşatayım, çünkü hanımlar çoğunlukta. Sanki, gündüzlerin acımazsız yaşam kavgasında değil de, salt gecelerin dingin karanlığında yaşamış gibiydik. Saçlarımıza ak düşmüş olsa da, coşup giden gönlümüze bir ad bulmuştuk. “68’liler buluşmuştu” demişti, o da bizimle birlikte 68’li olan hocamız; ama benim KÜT-DER’den başkanım, YENİ YAYINLAR dergisinden patronum ve Kültür Bakanlığı’ndan genel müdürüm olan Prof. Dr. Özer Soysal. Adını o koysa da o günü tümüyle Sezen Doğancı’ya borçluyduk. Yüreğine, emeğine sağlık bu buluşmayı tek başına başardığı için.
Bu arada enişteler, enişte de neymiş, düpedüz damatlar alınmasınlar, kırılmasınlar, bozulmasınlar ve de vızıldanmasınlar eşlerini, ilk göz göze geldiğimiz gün bildiğimiz soyadlarıyla anacağım. Hadi, onlarınkini de ayraç içinde belirtivereyim. Ne de olsa damadımız oluyorlar. Yengelerin, özür dilerim gelinlerin soyadı değişiminde etkileri olmadığından onlar için ayraç açmama gerek yok kuşkusuz. Ama yine de sevgiyle analım onları da, ne olur ne olmaz. Hele bu yaştan sonra.
Tüm arkadaşların, hiç değişmemiş olduğunu durup durup belirtmelerini korkuyla(!) karşılayan hocamızın konuşmasıyla başlayan günde, sınıfın neşe kaynağı, tadından yenmez oğlanı Coşkun Saygı’nın (erkek olduğu için soyadı değişmemiştir), dede olduktan sonra daha bir tatlanmış, o tat da şeker olarak kendisine geri dönmüştü. İzmirlilerden Sevin Doğan (Sezgin) ve Ahmet Gürlek’yazı ve yazınla uğraşır olmuşlar. Hasan Duman da araştırıyor, yazıyordu. Ama asıl yazarımız Tuncer Cücenoğlu işleri yüzünden gelememişti toplantıya. Okşan Kıratlı (Çevikus) resimle uğraşırmış da, 20 yıldır sergiler bile yaparmış. Daha birinci sınıfta koca soyadı taşımaya başlayan ve bu nedenle de damat soyadıyla bildiğimiz Meral Öztürk torunu büyütmüş olsa da ne kaynanaya benziyordu, ne nineye. Pek çok kişi torunlanmıştı üstelik. Biz torunsuzlar, ben, Hülya Kutlay ve Nilüfer Özbek (Ünal) hemen bir karşı cephe oluşturduk. Ama karşısı daha kalabalıktı. Sermin Aypar (Kekeç), Hicran Özandaç (Özgün), Nesrin Erulaş (Çevik), Neşe Başbay (Öcal), Becehat Ercenk (Elkovan), Yıldız Fışkın (Yılmaz) ve duygularını kağıda döküp bize duyurmayan Sevin Koçak (İlgün) vardı karşı yanda da.
Hocamız Prof. Dr. Osman Ersoy ve arkadaşlarımız Adile Pehlivanlı, Fatma Gül Vural ve Leyla Turgut artık bizimle olamayacaklardı. Demek, önümüz sıra gittiğini sandığım ölüm yanımıza gelmişti artık. Gelirse gelsin, ne yapalım. Üstelik “nereden gelirse gelsin, sefa geldi, hoş geldi.”
Biz kütüphaneci 68’liler mutlu bir buluşma gerçekleştirmiş, kırk yılın birikimi bir coşkuyla 2008’i uğurlamış olduk. Mutlulukla… Sevgiyle… Bu sevginin hepimize ve herkese yansıması umuduyla, yeni yılın benim 68’lilerime, tüm 68’lilere, 68 ruhu ve bilinci taşıyan herkese ve ülkeme sevgi, mutluluk ve barış getirmesini dilerim. Umarım getirir... 


ÜNAK TÜRK  HUKUK KÜTÜPHANECİLERİ PLATFORMU
1. ANKARA TOPLANTISI (30/01/2009)

Üniversitemiz kütüphanecilerinden Pınar Demirtaş ve Gökçe Ercan'ın da katılımıyla Bilkent Üniversitesinde gerçekleştirilen toplantı hakkında bilgi aşağıda yer almaktadır.

ÜNAK TÜRK  HUKUK KÜTÜPHANECİLERİ PLATFORMU 1. ANKARA TOPLANTISI (30/01/2009)

Ünak Türk Hukuk Kütüphanecileri platformu 1. Ankara toplantısı 30.01.2009 tarihinde Bilkent Üniversitesi Merkez Kütüphanesi’nde yapıldı. Toplantı Anayasa Mahkemesi, Atılım Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi, Çankaya Üniversitesi, Gazi Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi’nin katılımlarıyla gerçekleşti.

Uluslararası Hukuk Kütüphaneleri Derneği’nin 2009 toplantısı 11-15  Ekim 2009 tarihinde İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde yapılacaktır. Bu derneğin amacı farklı ülkelerdeki farklı hukuk sistemlerini incelemektir. Bu nedenle bu toplantı her sene farklı bir ülkenin ev sahipliğinde yapılmaktadır.

Ankara toplantısının yapılış amaçlarından biri Ekim 2009 tarihinde İstanbul’da yapılacak uluslararası konferansın konu başlıklarını saptamak ve bunun hakkında fikir alışverişi yapmak oldu. Bunun yanı sıra toplantının ana konuları olan armağan kitapların dijitalleştirilmesi, online hukuk sözlüğü ve hukuk süreli yayınlar rehberi hazırlama başlıkları konuşuldu.


AVRUPA KÜTÜPHANESİ

Milli Kütüphane'den alınan bilgiye göre ;

Avrupa Birliği Milli Kütüphanelerinin oluşturduğu Avrupa Kütüphanesi projesi arayüzüne http://www.mkutup.gov.tr/ adresinden erişebilirsiniz,

Bu proje 48 Milli Kütüphanedeki bilgi kaynaklarına tek bir arayüzden 28 dilde erişimine imkân tanımak amacıyla oluşturulmuştur. Bu proje CENL (Avrupa Milli Kütüphane Başkanları Konferansı) organizasyonuca yürütülmektedir.

Milli Kütüphane’nin proje kapsamına dahil edilmesi ile ilgili Nisan 2008’de başlatılan çalışmalar Şubat 2009 itibariyle sonuçlandırılmıştır.

Artık Türkçe olarak Avrupa Kütüphanelerdeki bilgi kaynaklarına tek ara yüzden erişilebilmektedir.