Sahibi:
Prof.Dr. Abdurrahim Özgenoğlu
Yayın Kurulu :

Prof.Dr. İsmail Bircan
Prof.Dr. Oya Batum Menteşe
Uzman Nilüfer Ünal
Editör:  Nilüfer Ünal
             3 Ayda bir yayınlanır.

TİMSAL KARABEKİR YILDIRAN

TİMSAL KARABEKİR YILDIRAN, Kurtuluş Savaşı Doğu Cephesi Komutanı General Kazım Karabekir’in 3 kızından en küçüğü.

1999 yılında eşi Atilla Köymen Yıldıran ile İstanbul’da Kazım Karabekir Kültür Merkezi’ni, 2003 yılında da Kazım Karabekir Vakfı ve Müzesini kurdu.

Bugün, Anadolu’yu il il, ilçe ilçe dolaşarak Kurtuluş Savaşı yıllarına ışık tutuyor ve babası Kazım Karabekir Paşa’yı kendi gözlemleriyle ve araştırmalarıyla anlatıyor. Kazım Karabekir içinde “yetimlerin babası” deniyor, bu cümleyle ilgili olarak Sayın Karabekir aşağıdaki anısını anlattı bizlere.

“Kazim Karabekir Paşa, babaları Ermeniler tarafından katledilen Türk çocuklarını toplayıp, onlardan bir ''Yetimler Ordusu'' kurmuş. Yetimler ordusunda 4 bin erkek, 2 bin de kız çocuğu varmış. İleride ''Biz kimin çocuğuz?'' sorusuyla karşılaşmamak için de onların şecerelerini bile bularak bir yere kaydettirmiş.

Çocukları sağlık durumları ve yeteneklerini göre çeşitli sınıflara ayırmış. ''Sen matbaacı, sen terzi olursun'' demiş. Terziliği öğrenen çocuklar, askerlerimize artık kaput (elbise) bile dikmeye başlamışlar. Matbaacılık öğrenenler de, Sarıkamış'ta ''Varlık'' adlı 15 günde bir yayınlanan bir gazete çıkarmışlar. Bu gazete bir bakıma Milli Mücadele'nin sesi oluyor. Hem halkı bilinçlendiriyor, hem de yüreklendiriyormuş. Bir tarafta Kurtuluş Savaşı veriliyor, diğer tarafta da bu çocuklar gazete çıkarıp, karanlıkla-cehaletle savaşıyorlar. Yetim çocuklar cılızlıktan kurtulup, iyileşmeye başlayınca adları da ''Gürbüzler Ordusu'' olmuş. “

Aşağıda Sayın Timsal Karabekir Yıldıran’la yapılan söyleşi yer almakta.

Nilüfer Ünal: Timsal Hanım Üniversitemize hoş geldiniz

Timsal Karabekir Yıldıran :  Çok teşekkür ediyorum.

Nilüfer Ünal: Bize aşağıda çok güzel bir konferans verdiniz. Çok duygulandık, hüzünlendik, hırslandık. Bütün duygular bir araya geldi. Ama sizinle tanıştık, mutlu olduk. Bunun için öncelikle teşekkür ederim, size. Ve bizi kırmadınız, bültenimiz için söyleşiyi kabul ettiniz. Size çok çok teşekkür ederiz.

Timsal Karabekir Yıldıran : Ne demek, Nilüfer Hanım, ben size teşekkür ediyorum. Nazik davetiniz için ve beni gençlerle buluşturduğunuz için ben size teşekkür ediyorum.

Nilüfer Ünal: Aşağıda sizi dinlerken, ben sizi merak ettim. Biraz bize kendinizden söz eder misiniz, ne yapıyorsunuz?

Timsal Karabekir Yıldıran : Hiç başka özelliği olan biri değilim.

Nilüfer Ünal: Mutlaka vardır, ben buna kuvvetle inanıyorum.

Timsal Karabekir Yıldıran : Şöyle, her Türk evladının taşıması gereken yüreği taşıyorum. Yani onun dışında kendimi milletime, vatanıma adamışım. Ama tabi ki vatanım, milletim şuan benden ölmemi istemiyor, Allah o günleri göstermesin, ama yaşamımın da amacı bilhassa gençlere ulaşabilmek. Benim gördüğüm kadarıyla çok güzel gençler yetişmekte. Ama bu arada sıkıntılı şeyler yaşayan gençlerimizde var. Yani kim olduğunu, ne olduğunu, ne yapması gerektiğini bilmeyen bir kaosun içinde de gençlerimiz var. Yani en azından onlara bir hatırlatma olarak, “senin damarında asil kan var, omuzlarındakinin farkına var, ha” demek gerekiyor zannediyorum zaman zaman. İşte benim yaptığım sadece bu, elimdeki bütün zenginlik babamın arşivinden derlediğim fotoğraflar. Bunun yanında asla öyle bir akademisyenlik falan.. keşke, ama olmadı. Yok öyle bir sıfatım. Kazım Karabekir Vakfını kurduk, ablam başkan, ben kurucu üyeyim, vefat eden ablamın kızı da kurucu üye. Vakfımızın esas amacı babamızın müzesini açmaktı. Çünkü bakın, müzeyi nereden akıl ettiniz diyorlar, bazen bize. Müzeyi babam bize kelimesiz vasiyet etti. Bir odası vardı, burası benim müzem derdi ve o odaya biz böyle hani büyük huşu içinde saygıyla girerdik. İnşallah geldiğiniz zaman sizlerde göreceksiniz.

Nilüfer Ünal: İnşallah.

Timsal Karabekir Yıldıran : Çanakkale’de çadırına düşen şarapnel parçasını bile almış getirmişti. Babamın isteği, Gençliğe bir köprü olaraktan müzeciliği ve orada (Kurtuluş Savaşında) yaşananı bugünün gencine aktarabilmek. Bizimde yaptığımız Allah’ın izniyle bu, Allah onu bize nasip etti. Müzemizi açtık, vakfımızı kurduk. Vakfımız tabi daha çok yeni çalışması gereken çok iş var, fazlada bilinçli değiliz galiba bu konuda. 35 çocuğumuz var, çoğunun babası yok. O çocuklarımıza ama ilkokuldan üniversiteye, hatta üniversite sonrası ihtisas yapanlarımızda var, yüksek lisans yapanlarda var. Bu çocuklarımıza ufak bir katkımız oluyor, burs olarak. Yani yüreğimiz Türkiye Cumhuriyetine hizmet etmektir.

Mezunlarımız var. Mesela iki tane Konya Selçuk Üniversitesinde iki çocuğumuz var. Onlar ihtisas sınavlarına girdiler ve tıbbiye sınıf birincisi olarak götürüyorlar, eğitimlerini. Ya çok güzel çocuklarımız, pırıl pırıl evlatlarımız daha ilkokula gitmeden babasız kalmış bazı yavrularımız var. Onlara da öyle bir hak tanıdık.

Nilüfer Ünal: Evet. Değerli devlet adamımız, babanız Kazım Karabekir içinde yetimlerin babası deniyor. Siz onun yolunda, babanızın yolunda gidiyorsunuz, o çok insan yetiştirmiş. Aşağıda da söz ettiniz, sizde onun yolunda gidiyorsunuz.

Timsal Karabekir Yıldıran : Hani bu birazcıkta karıncanın lafı gibi, hani Kabe yoluna düşmüşte, hani gidemezsin yol uzun demiş, olsun yolundayım ya demiş. Bizde babamızın yaptığını asla yapamayız, ama onun yolunda gayret ediyoruz.

Nilüfer Ünal: Size büyük başarılar, kolay gelsin.

Timsal Karabekir Yıldıran : Sağ olun, sağ olun.

Nilüfer Ünal: Her şey gönlünüzce olsun. Ben bir de şunu merak ediyorum. Evet, siz çok küçüktünüz o dönemler ama, belki biraz babanızdan Kurtuluş Savaşıyla ilgili anılar kalmış olabilir. Bu anıları bizle paylaşabilir misiniz?

Timsal Karabekir Yıldıran : Tabi, şimdi benim çok büyük şansım, yaşım küçüktü, o dönemde. Ben babamı 7 yaşında kaybettim. Ama hani o beşi bir yerde dediği O yüce insanların, Atatürk hariç, Atatürk’ü maalesef görmedim. 41 doğumluyum. Ama Ali Fuat Paşayı, Refet Paşayı, efendim Rauf Orbay’ı, İsmet İnönü yani bunlarla Cafer Tayyar, Ben onların içinde büyüdüm. E tabi onların konuşmasalar bile geldikleri, çok örnekler vardı. Dolayısıyla yani babamla teke tek hani şunu bana demişti, diyecek kadar fazla hatıram yok. Ama konferansımda da da belirttiğim gibi Mesela 1946’da Rusların toprak talebi oluyor, Türklerden. Kars’ı, Ardahan’ı istiyorlar ve boğazlardan hak istiyorlar. O zaman hani bunu radyodaki spiker -aynen kulağımda- Kazım Karabekir diyor, Kılıcını kınında oynattı; Boğazlar, Türk’ün Boğazı; Kars, Ardahan bel kemiğidir; verecek bir karış toprağımız yok, dedi.

Yani onlar bize duruşlarıyla, varoluşlarıyla hani vatan sevgisini, Türk olarak, olmak gereken örneği onlar bize verdiler. Hani Türk evladının nasıl olması gerektiğini onların duruşları bize verdi.

Nilüfer Ünal: Evet, evet, evet. Birde o bir o beni çok etkiledi. Aşağıda sözünüz var, “Cihan yıkılsa, Türk yılmaz.” Benim felsefem bu dediniz. Bu beni çok etkiledi. Biraz daha açabilir misiniz?

Timsal Karabekir Yıldıran : Tabi. Şimdi zaten ümitsizlik dinimizde de yok. Ümitsizlik kalmak asla yok. En zordan bile yani insan kendi aklıyla, gücüyle, Allah’ın yardımıyla bir yerlere çıkabiliyor, geliyor. Ama bu “Türk yılmaz” bizim hakikaten hayat felsefemiz. Çok yeni bir örneğini size anlatacağım. Bir buçuk yıl önce büyük bir ameliyat geçirdim.

Nilüfer Ünal: Geçmiş olsun.

Timsal Karabekir Yıldıran : Ve ameliyattan çok iyisin diye kaldırdılar. Protez ameliyatıydı. Doktor şöyle iki üç adım yürü bakayım, dedi. Aa bir kırık daha var, bir daha ameliyat olacaksın. O ameliyatın ertesi gün tekrar ameliyata yatmak, benim moralimi sıfırladı. Şimdi yürümem de lazım. Doktor diyor ki koridorda şu kadar adım atacaksın. Elimde yürüteç Türk yılmaz, Türk yılmaz; Cihan yıkılsa, Türk yılmaz dedim, ayağa kalktım. Allah’a şükür iki katta çıktım mı? Yani yılmak yok.

Babamla ilgili bir hatırasını daha isterseniz anlatayım

Nilüfer Ünal: Lütfen ….

Timsal Karabekir Yıldıran : Şimdi tabi çocuklar çok gözlemci oluyor.

Yani çocuğun gözünden kolay kolay bir şeyler kaçmıyor. Babam zaten aile olarak, kendi babası, kendi annesi zaten hatıralarında anlatır. Yani nerede bir yoksul çocuk var, nerede bir ihtiyacı olan biri aile var, daima onları himayesine almış. Babam bunu bize falana yardım edin diye yöneltmedi. Örnek olarak davranışıyla gösterdi. Mesela bir bayram günüydü, babamın çok güzel yeşil gözleri vardı. O bayram gününde de o yeşil gözlere çok uyan yeni bir kıyafet, kazak giymiş. Bu arada kapı çalındı. Eski bir askermiş, paşam açım çıplağım diye geldi ve benim o çocuk gözümün önünde babam sırtındakini çıkarıp o insana verdi. Tabi ki onu vermekle kalmadı, o insanın hayatında nasıl bir değişiklik yaptı, onu ben bilemem. Ama yani paylaşmayı, vermeyi, sevgiyi bize gösterdi. Mesela çok farklı bir insandı, babam. Hani ben bugün en çok noksanını duyduğum şey böyle bir insanla şu yaşımda keşke karşılaşıp sohbetini yaşayabilseydim. Mesela çok üzgün, kırgın, sıkıntılı olduğu zaman, bir gonca gülle odasına kapanırdı. Yani daha sonra böyle tasavvufun kıyısından geçtiğim zaman o en küçücük yaratılanda galiba yaradanı görüyordu. Ve bütün sıkıntısını, rahatsızlığını oraya aktarıyordu ve atmış olarak terü taze evet “Türk yılmaz” diye o odadan çıkıyordu.

Nilüfer Ünal: Sizi çok yorduk Timsal Hanım, çok teşekkür ederiz

Timsal Karabekir Yıldıran : Rica ederim ben size tekrar teşekkür ediyorum. Yalnız çocuklar adına bir son mesaj olarak, izniniz olursa, eskiden ben diyordum ki, 7’den 77’ye şu vatana sahip çıkın. Yani bayrağınıza, toprağınıza, ezanımıza 7’den 77’ye, bu sözü yeterli görmüyorum. 78 olsam, sahip çıkmayacak mıyım? Diyorum ki, beşikten mezara. Çünkü, bu mukaddes topraklar çok zor şartlarda kanla, göz yaşıyla bize miras olarak bırakıldı. Kolay harcanmasın. Yani her Türk evladına benim vasiyetim beşikten mezara kadar sahip çıkın, sımsıkı tutun Türkiye’ye sahip çıkalım.…..

Nilüfer Ünal: Toprağımıza sahip çıkalım.

Timsal Karabekir Yıldıran : Başka değerimiz yok. Başka vatanımız yok. Bu emanet bizim ve bizden sonralara aktarmamız gereken çok yüce bir görev.

Nilüfer Ünal: Unutursak da, unutmayalım da bir Çanakkale’ye gidelim.

Timsal Karabekir Yıldıran : Çanakkale’ye yüreğimizle gidelim

Nilüfer Ünal: Orayı bir görsünler, gençler, çok teşekkür ederim.

Timsal Karabekir Yıldıran : Ben size teşekkür ediyorum.

Nilüfer Ünal: Sağ olun, varolun.

Timsal Karabekir Yıldıran : Sağ olunuz.