Sahibi:
Prof.Dr. Abdurrahim Özgenoğlu
Yayın Kurulu :

Prof.Dr. İsmail Bircan
Prof.Dr. Oya Batum Menteşe
Uzman Nilüfer Ünal
Editör:  Nilüfer Ünal
             3 Ayda bir yayınlanır.

Prof. Dr. Yılmaz Özkan

KRİZ

Prof. Dr. Prof. Dr. Yılmaz Özkan
Atılım Üniversitesi
İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi

Birisi kriz lafı edince hep 1929’la ilgili assosiyonlar ortaya çıkıyor. Yani 1929’dan bu yana başımıza gelen en önemli geriye gidiş tanımlamasıyla başlayan bir algılama dünyasında yaşıyoruz. Bizim kriz meselesiyle ilgilenmemizin tarihi 4-5 ay öncesine gidiyor. Gazi Üniversitesindeki ve Atılım Üniversitesindeki arkadaşlarımızın oluşturduğu bir grup önce bir soruyla yola çıktık, bu soruyu kendi aramızda konuşurken. Dünyanın yaşamakta olduğu kriz ortamı kapitalist ekonomik sistemin kendi parçası olan onun ayrılmaz dinamikleri arasında bulunan iktisadi krizlerden biri midir, değil midir? Birinci sorumuz bu idi, ikinci sorumuz ise belki daha önemli ve daha ciddi bir soru. ABD ‘de bu kriz patladığında ilk algılamalar sürprizmiş gibi, öngörülemezmiş gibi bir hava ortaya çıktı. ABD’deki bütün bu mekanizmalar, Merkez Bankası, Hazine,Yatırımcılar, Bankalar, Finans Sektörü nasıl oldu da böyle bir şeyin geldiğini fark edemedi? Hareket noktamız bunlar oldu.

Bu aşamadaki hipotezimiz şöyle şekillendi: Bu ortaya çıkan durum kapitalizmin dinamiklerinden ortaya çıkan bir sonuç değildir. Öyleyse nedir? ABD’de olup bitenleri ve dünyaya yayılış sürecini anlayabilmek için iki uç durumu kısaca tanımlayalım. Herkesin bildiği gibi bu ABD’de başladığında bu Mortgage Krizi diye lanse edildi. Mortgage ipotekli kredi mekanizmasının adı. Üretim sektöründekiler konut üretiyorlar, üretirken kredi kullanıyorlar, üretilen konutları halka arz ediyorlar. Bu konutları kimler alıyor? Dar ve sabit gelirli diye tanımlayabileceğimiz ücretli, maaşlı kesimin insanları. Bu sistemin ABD’de ortaya çıkmasının tarihi 1938’lere ve öncesine gider. Sebebi su. 1929 krizinin dünyada yarattığı çalkantılar, kapitalizmin rekabet içinde bulunduğu bir başka ekonomik sistem karşısında zayıflaması anlamına gelebileceği için, komünizmle yarışabilmek için, kendi sabit gelirli kitlelerinin kötü fikirlere kapılmamasını ve kapitalizmin yarattığı olanaklardan yararlanmasını öngörüyordu sistem! Dar ve sabit gelirlilerin biriktirerek falan konut sahibi olmaları kesinlikle mümkün olmadığı için böyle bir kredi mekanizması oluşturulmuş. Battıklarında özelleştirilmiş halleriydi. Bizlerde nasıl olup ta ABD Hükümetinin bu kadar parayı bu kurumlari kurtarmak için verdi diye sormuştuk? Bunun cevabı bu açıklamam da yatıyor, onlar zaten kamunun malıydı ve itirazlar olsa da çok büyük bir tepki ile karşılaşmadı.

Son anda, çöküş anında nasıl işliyordu sistem? Sözleşme evi almak isteyenlerle finans kuruluşları arasında yapılıyor. Kişi borçlanıyor ama evine geçip oturuyor, hem ev taksitini hem de faizini ödüyor. Üç yıllık sabit faiz ve %1 faiz oranı var. Bu kredileri kullanan Amerikalıların yıllık gelirleri 25 000 ila 60-70 000 dolar arasında değişir. 300 000 dolar kredi kullanan böyle bir aile yılda 3 000 dolarda faiz ödüyor demektir. Mortgage kredisi kullananların iş ve gelir durumlarında radikal bir değişiklik olmadığı halde, ne oldu da bu aileler ödemede güçlük çekmeye başladılar? Birinci neden faiz piyasalarındaki gelişmeler nedeniyle, dört ay gibi kısa bir sürede faiz oranı %4 gibi değerlere tırmandı. Bu durumda yıllık faiz farkı, deminki örnekte 9 000 dolara çıktı. Normal bir Amerikalının gelirinden ayırmak zorunda olduğu para birden bire dört misli arttı. Bu hesabı karşılamak çok büyük bir kesim için zorlamalar yarattı. Bir başka gelişmeyi kesinlikle izleyerek buna eklememiz lazım. ABD’de petrolün dört kusur litresi yani bir galonu 25 sentti, kahir beladan beri. ABD’deki ailelerden hiçbirisi aylık harcamalarının arasına petrolü yazmaz. 1 dolar verdiğinizde 16 litre benzin alıyorsunuz. Birdenbire, yine çok kısa bir süre içinde petrol fiyatı 4 dolar 25 sente çıktı. Bu durumda bu artışı da Amerikan ailesi bütçesine yazmak zorunda kaldı. Bu gelişmeler Amerikalı olmanın belirleyicisi olan ‘ev sahibi ve araba sahibi’ olma ilişkisini kopardı. Olumsuz duyguların nedeni bu iki değişikliğin çok kısa sürede yaşanmasında yatıyor. Önce Mortagage piyasasında ödeme güçlükleri sonra da kriz denilen durum ortaya çıktı. Bunun nasıl çıktığını da biraz irdelemek gerekiyor.

Nasıl oluyordu da üretilen her ev için hazır Mortgage Kredisi bulabiliyordu herkes? Bizdeki benzerliğe de dikkat çekeyim. Bankalarda likit bilmem ne fonları var, yüzlerce. Ona benzer bir sistem bu. Diyelim bir bankanın 100 lira kredi dağıtma kapasitesi var. Çağırıyor kendi kasabasındaki, şehrindeki insanları gelin arkadaş kredi vereceğim diyor. 100 liralık kredisini en güvenilirlere veriyor. Yüz lirası bitince yeni kaynak yaratmadıkça yeni kredi veremez. Ya sermayesi artacak ya da birileri gidip buraya para yatıracak, bankanın yeni kredi kapasitesi ortaya çıkacak. Tam 100 liranın sonuna geldiğinde Bankanın kapısını birisi çalıyor. Diyor ki, senin yüz liralık kredi riskin var ya Mortgagedan, bu kredi riskini bana satar misin diyor? O da allah allah neden satmayayım ki diyor. Al sana yüz lira yatırıyorum, Mortgagedan elde ettiğin gelirin yüzde bilmem kaçını bana ver. Bu kapıyı çalan bu işi neden yapıyor? Bir; aldığı bu riski menkul kıymetleştiriyor. Yani arkadaşlar ben beş bankadan bu kadar sağlam kredi riski satın aldım, bunu size parçalara bölerek satıyorum. Ve çıkardığı menkul kıymetin tamamen karşılığı var. Elindeki sözleşmelerin yüzde yüzünü karşılıyor. Hiç bir sakatlık yok içinde. Mortgage kredisi kredi türleri içinde gerçekten teminatı en sağlam olanlardan bir tanesidir. Çünkü %10-30’u zaten ödenmiş oluyor başlangıçta, çok düşük fiyatla satılmak zorunda kalınsa bile yine de verilen kredinin karşılığı alınmış olunuyor. Başkaları gelip, bizim likit fon aldığımız gibi o fon paylarını satın almaya başlıyorlar. Buradaki gelirlerin çok zıplaması mümkün değil ama giderek ABD’de bu bir değerlendirme kapısı olmaya başlıyor. Ancak her aşamada karşılığı var bunların.

Peki bu kadar ciddi miktarlardaki yatırım kapasitesini oluşturacak para nereden geldi? İki şeye baktık. Belirli bir süre geriye giderek, dünyada ülkelere göre emisyon hacmindeki gelişmelere baktık. Orada atlamalı-zıplamalı, göze çarpacak şekilde birdenbire fırlayan bir değişiklik gözlemlemedik. Büyüme oranıyla emisyon arasındaki ilişkide bir kopma yok. Dolayısıyla emisyon aracılıyla akıl almaz oranda para yaratılması söz konusu değil. Bazen ABD için şu söylenir. ABD karşılıksız, istediği kadar para basabilir. Tabiki bu doğru değil. Amerika para basabilir ama her cent karşılığında borçlanması koşuluyla. Borcu artıyor ABD’nin ama karşılıksız bir kuruş para basmıyor. Pekiii... ABD piyasasında yağar gibi birdenbire ortalığı kaplayan bu paranın başka bir kaynağı olmalı? Ne emisyon hacminin artması ne de dünyada ortaya çıkan büyümenin bazı kaymalara yol açması söz konusu? Krizin olduğu anda görebileceğiniz hiç bir şey yok. Bunu anlamak için en az beş yıl öncesine gitmek gerekiyor. Beş yıl öncesinde yine birdenbire dünyada o zamana kadar olmayan bazı şeylerin gerçekleşmeye başladığını görüyoruz. Bunların başında petrol fiyatları geliyor. Petrolün fiyatında akıl almaz oranda zıplama şeklinde değişimler yaşanmaya başlıyor. Dünya şimdiye kadar iki defa petrol şoku yaşadı. Birincisinde petrol fiyatlarında şok yaratan gelişme 2.5 dolardan 10 dolara çıkması nedeniyle oldu. İkinci petrol şoku da 10 dolardan 20 dolara çıkmasıdır. Ama buraya baktığımızda misli görülmemiş bir değişiklik tespit ediyoruz.

Bu da olabilirdi. Bu beş yıllık radikal fiyat artışı, kapitalizmin pazar ilişkilerinde ortaya çıkan değişikliklerden kaynaklansaydı yani üretimde azalma ya da talepte artış olsaydı bu da makul, anlaşılır görülebilirdi. Ama öyle olmadı, arz ve talepte hiç bir radikal değişiklik yokken fiyatlar radikal biçimde değişmeye başladı. Peki fiyatı arttıran nedir? Kapitalizmde bu nasıl oluyor? Temel ana dinamik Pazar Mekanizması ve fiyat oluşturma sistemi nasıl oluyor da arz ve talepten kaynaklamayan ve bu nedenle de kapitalist fiyatlandırma mekanizması sayılamayacak bir dalganın içine giriyor? Bunu anlamamız lazım yoksa sonuçlarını çözemeyiz.

Bu dahi önemli olmayabilirdi! Petrol ihracatın nedeniyle el değiştiren para normalde 250 milyar dolar civarında, yılda. Bu tahribat yaratmadan, yerleri var harcanabiliyor. Suudi Arabistan, Katar ve diğerleri bunu yapabiliyor. Derken ama bu son beş yılın başlangıcından itibaren petrol fiyatlarındaki artışın ortaya çıkardığı akıl almaz bir patlama oluyor. Toplam beş yıllık kümülatif ortalama, yıllık 1 trilyon dolarlardan 7.5-8 trilyon dolarla ulaşıyor bu miktar. 8 trilyon nereden geliyor ve bu parayı nereden çıkarıyorsunuz dışarı. Demiştik, ülkelerin emisyon hacimlerine baktığımızda, öyle zıplamalar yok. Peki bütün bu ülkeler bu artışı hangi kaynaklardan karşılıyorlar? Bir bu. İki, göreceli kısa zamanda ortaya çıkan bu para kayması nasıl bir etki yapacak? On trilyon dolar ama bir özelliği var. Bitip tükenecek bir şey değil. Sürekli eklenen, herkesin yani o parayı kazananın bunu elde edileceğine olan güveni hiç bir biçimde ortadan kalkmayacak. Sürekli petrol fiyatlarındaki artış bu parayı büyütüyor. Bu para nereye gidiyor?

Bu parayı nereye yatırabiliriz? Bazı gazete haberlerinden, magazinden bu paranın neredeye gittiğini anlıyoruz! Abbrovic İngiliz Kulübü satın alır, bilmem kim 100 metrelik yat yaptırır. Ama onlarla bitebilecek miktarlar değil ki bunlar. Başka bir yol bulunmalı, yoksa cebinize sokup dolaştırılabilecek bir miktar değil bu. Onun üzerine var olan sermaye ve finans piyasalar bunlara yer açmaya hazır olmadığı için biraz da kaba kuvvetle yer açılıyor! Bir telefonla istediği parayı verebilecek, çünkü herkes elindeki kağıtları paranın, neye yatırabilirim diye o yatırımcıdan bu yatırımcıya , brokera koşuyor. İşte türev kağıtları dediğimiz, mortagedan kaynaklanan o fonlara dönüşen risk kağıtlarının devri de bu dönemde başlıyor. Bunlara finans kuruluşları yetişemiyorlar. Çıkardıkları gün hepsi satılıyor, çünkü bu yeni talebin çıkardığı ciddi bir getiri düzeyine geliyor bu kağıtlar. Dünya kadar para var ortada, tek iş gariban Amerikalıdan mümkün olduğu kadar mortage kağıdı getirip, bir kere, iki kere, beş kere riski satarak, menkul kıymetleştirmek. İşte zincir bu

Bu zincire “saadet zinciri” denmesine katılmıyorum. Şu nedenle, her aşamasında karşılığı var!100 liralık fonun talep artışı nedeniyle değeri 1100 dolara çıkıyor ancak yüz dolarlık karşılığı var fonun, bunu alan da biliyor, satan da! Günün birinde bu iş sona erer, kimsenin aklına gelmez mi, gelmiyor! Çünkü insanların kapitalizmin dinamiklerine ve mekanizmasına güvenleri sürdüğü için. Niye bir şeyin fiyatı oluşuyorsa, arzla talep ilişkisindendir diye! Petrol için de aynı. Petrol fiyatındaki bu değişmenin bir ortağı daha var. Baktığımız zaman analizlere, bu ortağı çok ciddiye almamız gerektiğini düşünüyoruz.

Petrol fiyatı arttıkça petrol pompa fiyatı da artıyor, bu artışta ciddi bir ortak var. Hükümetler. Hükümetler çok ciddi oranda vergiler alıyorlar. Bu artış onların da işine geliyor, çünkü gelirleri artıyor! Petrol fiyatları arttıkça maliye Bakanları zevkten dört köşe olmaya başlıyorlar! Bütün ekonomilerde böyle oluyor, bütçeler rahatlıyor. Bizde etkisi çok açık görünür, bizde vergi oranı yaklaşık %60 dolayındadır. Bizim bütçe fazlalarının başladığı dönem de bu dönemdir, son beş yıl içinde. İşte böyle bir ortak çıkıyor. Bundan kimse rahatsız olmuyor ve kimse de bunun sonunda ne olacak diye düşünüyor! Dünyadaki hemen her ülke için durum aynı, örneğin İngiltere. Enflasyonda bazı kıpırdamalar oluyor ama, ayrıca büyüme oranlarında ciddi bir duraksama ve geriye dönüş izlenmeye başlıyor. Ancak buna bir çare düşünelim aşamasına kimse gelmiyor! Enflasyonu tutarız, büyümeye de bir çare buluruz diye düşünülüyor, çünkü petrol fiyatlarının 200 dolar olması gibi fıkralar anlatılmaya başlanıyor dünyada.

Peki petrolün arzı ve talebi arasında bir fark oluşmamasına rağmen nasıl oluyor da, fiyatı böyle artıyor? Çünkü birinci neden, bizim saptadığımız, bulduğumuz birinci neden, kapitalizmin fiyatlama mekanizmasının dışında farklı bir oluşum ortaya çıkıyor. Bu petrolün kendi yarattığı dünyada, arz ve talepten bağımsız, kendi kendini ajite eden yeni bir fiyatlama mekanizması ortaya çıkıyor. İkincisi, o fiyat artışının nereden geldiğine baktığımızda başka bir saptama yapmamız gerekiyor. Mesela petrolün fiyatı 98 dolarken, bugün örneğin Roterdamdan 98 dolara varil fiyatı alabilirken, eskiden çok fazla görülmeyen, birdenbire geleceğe yönelik bir petrol ticareti başlıyor. Yani, 6 ay sonra bana 1 milyon varil petrol lazım, bana kim fiyat verir diye soruyorum, ben bunu sorunca bu fiyat artışı normal aktüel pazar ilişkisinin dışına çıkıyor ve orada bambaşka geleceğe ilişkin petrol alışverişinin ortaya çıkardığı bir petrol fiyatlandırma mekanizması beliriyor. İşin ciddi tarafı, bu müthiş kütleye –petrol ticaretinden fazladan ortaya çıkan paraya- hiç bir şey yetmiyor. Ne türev kağıtları ne de başkaları. Bunlar artık yeni yatırım kaynakları aramaya başlıyor. Yine beş yıl içinde geriye gidip baktığımızda temel hammaddelerinin fiyatlarında çok ciddi bir sıçrama döneminin başladığını görüyoruz. Demir fiyatları, çimento fiyatları, pirinç fiyatları. Neden mesela buğday değil de pirinç. Çünkü bunların hem çok aceleleri var hem de öyle ufak tefek hesaplarla uğraşacak halleri yok. Buğday herkes üretiyor, kimine yetiyor kimine yetmiyor ama piriçte başlamasının temel nedeni olarak düşündüğümüz sey K. Kore'nin durumudur. Hem ABD’nin K.Kore'yle ilgili tereddütleri var. Nükleer silah falan değil ama başka şeylere var!

Herkes her yere malını götürüyor,satıyor. Biz bu dalganın başladığı dönemde dünyadaki küreselleşme sürecinin sona erdiği kararına vardık. Yani biz bunu karar altına aldıysak kimse bozamaz ama gene de onun aşamalarını biraz gözden geçirmemiz lazım! Bir. Küreselleşmenin temel engellerinden biri kapitalizme rakip bir ekonomik sistemle birlikte yasaması. Yani komünizm varken, onların kapitalist ekonominin küreselleşmeye ciddi biçimde engeller oluşturduğu açık. Sermaye ve malların serbestçe dolaşamadığı büyükçe bir bölüm. Çin, Hindistan ve Afrika. Küreselleşme işleri doğru düzgün yürümüyor. 1989’da rakip ekonomik sistem çöküyor ve sonraki on yıl dünyanın hızla küreselleştiği bir dönem. Bu kapitalizm açısından çok optimum dönem. Bu arada pürüzler ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Örneğin Irak ve Afganistan. Küreselleşme sürecine on dakika bile engel olurlar diye müdahale ediyorlar. Bu ara ekonomik yavaşlama başlıyor ABD’de. Her savaş ABD ekonomisi için büyüme ve refahının gelişmesi açısından olumlu olmuş. Böyle bir ezberleri var! Fakat ABD’nin gelişme çizgisinde ilk defa bir şey oluyor. İlk defa Irak Savaşı yük oluyor ekonomiye. Ekonomide talep yaratmıyor, üstüne üstlük kendi kaynaklarını harcıyor, savaşı kazanamayacağını anlayınca da politik ve siyasi açıdan olumsuz sonuçlar ortaya çıkıyor. Iki savaşta çok ciddi bir biçimde küreselleşme tamamlandığı halde dünyanın sahipsiz olmadığını cümle aleme gösteriyor. Bu ortamda yaklaşmaya başlanan mortgage sorunları ABD’yi etkisi altına alıyor. Kafaları dağınık, bu dağınıklık altında kriz de şaşkınlığa yol açıyor!

Merkez Bankası ve Hazine’nin ilk tepkilerinden böyle bir şeyi beklemedikleri anlaşılıyor. ABD yönetimi değişmek üzereydi onun için radikal şeyler düşünmedi denilebilir ama bu doğru değil. Orada temel yörünge esastır. İlk tahribat yaratan patlamalar ortaya çıktığından beri konu anlaşılmıyor. Avrupa'da yaşananlar bile gözardı ediliyor! Bırakalım İngiltere'de irili ufaklı çöküşleri, İsviçreli bir bankanın (UBS) sıkıntıya düşmesi bile alarm zillerinin çalması şeklinde değerlendirilemiyor! İsviçreli bir bankanın batması dünyanın tepetaklak olduğu anlamına gelir! İsviçreliler; dokuz defa paranın üstüne düğüm atan, sağlamcı adam bunlar. İlk finans kuruluşu kurtarılma istemi İsviçre’de. Bu da atlanıyor. Bu bile ciddi bakışı sağlayamıyor. Bu tür türev kağıtlarına İsviçre tutucu davranan bir bankacılık sistemi vardır.

Bir baksa ilginç gelişme de şudur. ABD’de, Avrupa'da batanlara bakılınca da tsunaminin önünde durulamayacağını anlamak gerekirdi, kavramak gerekirdi. Batanlar Avrupa'da, Amerika'da kredi derecelendirme kuruluşlarından sürekli 3-A alanlar. Hem fiyatlandırma mekanizması –bazı ana mallarda-çöküyor, hem de 3-A’ ların (kapitalizmin ana dinamikleriyle derecelenen kuruluşların) reytinginin bir anlamı kalmıyor! Bunlar taş gibidir dünyayı kurtarır denilenler. Kapitalizm bir köşede kendi dinamikleriyle dururken, bir baksa köşede bu dinamikleri tarumar edebilecek bir büyük, güçlü yapı ortaya çıkıyor!

Dünya şimdi bambaşka bir petrol şokunun içinde. Sahiden ortaya çıkan yeni ve sürekli beslenen, petrol 87’e inse de, sürekli beslenen, özgün karar mekanizmaları olan, kapitalizme karar mekanizmalarına ihtiyacı olmayan, ona da tabi olmayan bir büyük yapılanma, oluşum.
Şimdi bunun ehlileştirmesi mümkün müdür, değil midir bunu araştırıyor kapitalizm. Öte yandan petrol ticaretinin oluşturduğu bu muazzam paralar, birilerinin cebinden refahından çıkıyor. Yineliyorum. Sorun, kriz; örnek olarak efektif talep yetersizliğinden çıkmış bir kriz olsa yedi yıkanmış olurdu, krizi yaşardık, o da çekip giderdi! Ama bu öyle değil. Bu kriz bizi bırakıp gitmeyecek! Bu öyle bir kriz ki, kapitalizmin kendi krizini yaşamasına bile izin vermiyor! Kapitalizmin içinde olsa, herşey onun dinamiklerine tabi olsa, bu bekleyen paraların ne yapacağını öngörebiliriz; ne yapar klasik tufanın dinmesini bekler bu potansiyel ve güvenli limanlara sığınır. Ama bu yeni oluşum beklemek zorunda değil! Yani getirisindeki azalma onun kütlesine eklenmeye devam edecek nehrin yanında hiç bir sey. Kağıtla filan derdi yok onun. Nerede saklayacaksın? Abu Dabide bir banka var, ne kadar yeri kaldı bilmiyorum, ama bunlar trilyon dolarlar. Bu bekleme bile onlar açısından çok avantajlı. Baksanıza! İşte ABD’nin bunca derdi varken, parası iki haftada yüzde otuz kazandı. Yani petrolcülerin bir sey yapması gerekmiyor. ABD’nin derdi mal satamamak , doları onun için aşağıda tutuluyordu, dış ticaret açığını azaltacak! Ama şimdi tam tersi oldu!.

Finans krizinden bana ne? Otomobil fabrikası, ekmekçideki kriz çok önemli. Çok kısa süre sonra, bütün dünyada işsizlik vb. etkilerini çok daha fazla göreceğiz. (Krizin işsizlikle ilişkisi yoktu ama sonucu işsizlik olacak!) Bu kişi, dünya Çok ama Çok zorlu geçirecek. Çok üşüyeceğiz. Maaşını, işini kaybedenler. Kapitalizmin kendi dışında oluşan bu farklı mekanizmayla birlikte oynayabilir miyiz? İlk adımlar böyle göstermiyor. İlk iş başa bela finans kuruluşların kurtarılmasıydı. İşe yaramadığı görüldü!

İşe yaramadı dahası. Bu paralar nereden geldi? Garip Amerikalının, garip İngilizin bilmem kimin cebinden alınan paralarla oldu. Şimdi şu sıra konuştuğumuz miktar 4 trilyon dolar dolayındadır. Tabiki orada durması da mümkün değil, hala devam edecek. 4 trilyon nereden geldi? Elbette birden bire reel üretim alanından çekildi!Diyorlar ki kimse kimseye kredi vermiyor? Ya nasıl verecek kimse kimseye. Sen 4 trilyonu çekmişsin o piyasadan zaten petrol gelirlerinin kümilatifi de bilmem ne trilyonu bulmuş. Para yok ki ortalıkta. Para olmamasının nedeni budur. Reel sektörde kim kime para verecek? Olsa verecek! Hani para nerede? Şimdi batan kuruluşa verilen paranın tekrar ortaya çıkması lazım? En büyük çaba o dur zaten ne diyor, siz korkmayın verin, üreticilere kredi verin korkmayın verin diye söylüyor ikide birde Merkez Bankası Başkanı , Hazinenin adamı da söylüyor, İngiltere'deki de söylüyor. Üretimi bitirir miymiş, yapar mıymış, yapmaz mıymış bu aşamada önemli görünmüyor ki , kendi paçasını kurtarma yolunda O, kapitalizmin üretim ve dağıtım mekanizmasının işlemesi için gerekli olan yağa, yani sürtünmeyi önleyecek olan eleman ortada yok çünkü!. Kamunun ortaya çıkardığı bu kaynaklar ve destekler katiyen bu yönde kullanılamıyor o nedenle işte, Amerikan Başkanı 200 milyarı verdik diyor ya piyasalar rahatlayacak. Bir gün halkı kandırabiliyorlar, ertesi gün borsalar yükselme oluyor ama bir gün sonra bu yetmez bir daha bir daha deniyor. Yeni taleplerle ortaya çıkıyor.

Hiç birisi içinde yaşadığımız tehlikeli durumu anlatmaya yeterli değil. Fiyatların artması, borsanın düşmesi bilmem nesi. Hiç ben sahiden kendi hesabıma önemsemiyorum bunları. Önemsediğim ama, piyasaların ya da arz talep mekanizmasının, fiyat oluşturmayı sağlayan yapısında akıl almaz bir tahribat ortaya çıktı. Borsaların düşmesi vb. bir işaret olmaktan çıktı. Kapitalizmin kendi mekanizmaları yürütme özelliklerini yitirdiler. İşte asıl büyük tehlike, tahribat bu. Ne fiyat fiyat, ne derecelendirme derecelendirme. Hiç bir şeye güven kalmadı. Nasıl bu kendi mekanizmasını yaratan güçler kapitalizmin mekanizmasına dahil edilir biraz daha kafa yorulması lazım.

Kapitalizmin sonu gibi laflar edemem. Katiyyen. Kendi dinamikleriyle bu işten kurtulabilir mi, bilmiyorum zor görünüyor. Birlikte göreceğiz! Dünyanın tek bir milli ekonomiye dönüşmesi, küreselleşmenin sonu. Bunu söyleyebilirim işte. ABD dünyayı yönetmiyor artık, onun işaretlerini kimse önemsemiyor. Son Nobel niye verildi sahibine? Bence neden şu: Adam şunu diyor: Açıkça bu söylemiyor, söyleseydi zaten Nobeli vermezlerdi ona!. “Aklınızı başınıza alın ey gelişmiş ekonomiler. Daha önce çıkardığınız tanımlar geçerliliğini yitirdi. Gelişmiş Ekonomiler-az gelişmemiş ekonomiler bu ezberler bozuldu. (Kanada-ABD her şeyleri aynı, nasıl olup ta ekonomide sattıkları-aldıklarında yüzde altmış birbirine bağlılar?) Gelişmemiş ekonomilerin üstüne çıkamazsınız, bu işinize yaramayabilir. Bu gidilse daha çok tufanlar yaşayabilirsiniz. Gelişmiş ekonomiler sözüm sizedir. Önlem alın!

En son. Türkiye ne yapmalı? Diye birkaç laf edeyim. Türkiye sahiden az tahribatla kurtulabilir. Dış borçlar, açıklar. Döviz yükselmesi. İhracat-İthalat dengesi değişiyor.Bunlar önemli de, bu büyük fırtınada ikinci derecede önemli. Türkiye iç üretimi destekleyerek, iç tüketimi destekleyerek bu tufandan en az zararla kurtulabilir.. Enerji ve temel girdiklere zammı engelleyerek. Tüketimin azalmasına kesinlikle izin vermeyerek, bütçe disiplini vb. laflara boş vererek! Üretim-tüketim daralırsa, sonuç daha da kötü olur.