Sahibi:
Prof.Dr. Abdurrahim Özgenoğlu Yayın Kurulu :
Prof.Dr. İsmail Bircan
Prof.Dr. Oya Batum Menteşe
Uzman Nilüfer Ünal
Editör:  Nilüfer Ünal
             3 Ayda bir yayınlanır.

Kütüphanecilikten
 
İstanbul’a dünyanın en büyük
kütüphanesi

 

Zaman Gazetesi, 03 Ekim 2007 tarihli sayısnda, “İstanbul’a dünyanın en büyük

kütüphanesi” başlığıyla aşağıdaki haberi geçti.

ANKARA - 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olmaya hazırlanan İstanbul’a dünyanın en büyük kütüphanelerinden biri kurulacak. Kütüphanenin kurulması için Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık koordineli bir şekilde çalışmalara başladı. Avrupa Kültür Başkenti olma yolunda hazırlıklarını sürdüren İstanbul, bu kütüphane ile kültürel niteliğini de artırmış olacak. Kütüphanenin açılması için Başbakanlığın bir süre önce çalışma başlattığı öğrenilirken Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görevine gelmesinin ardından bu proje Çankaya Köşkü ile de paylaşıldı.
Eski Kültür Bakanlığı müsteşarı olan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, projeyi Cumhurbaşkanı Gül’e detaylarıyla aktardı. Projeyi çok beğenen Gül, kütüphanenin açılmasının Cumhurbaşkanlığınca da desteklenmesi talimatını verdi. Çalışmaları hızlandırılan kütüphane projesinin dünyanın sayılı projelerinden biri olacağına dikkat çekildi. İskenderiye ile yarışacak Rami Kışlası’nda! yapılması düşünülen kütüphanenin, Mısır’da bulunan dünyanın en ünlü kütüphanesi İskenderiye Kütüphanesi ile yarışır nitelikte olması planlanıyor. Bunun için güncel kitapların yanı sıra Türk ve dünya tarihini de tanıtan kitapların toplanıp tasnif edilmesi kararlaştırıldı.
   

Bu projeyi, tüm meslektaşlarımız üzüntüyle karşıladılar ve çeşitli yorumlarıyla da üzüntülerini dile getirdiler. Milli Kütüphanede uzun yıllardır çalışan değerli  meslektaşımız Feridun Büyükyıldız’da aşağıdaki yorumuyla üzüntülerini dile getirdi. Ancak yazısının en çarpıcı kısmı Milli Kütüphane ile ilgili bölümüydü. Büyükyıldız şöyle diyordu; “…Maalesef şimdiye kadar hiç bir iktidarın Milli Kütüphane üzerine "büyük projeleri ve büyük iddaları olmamıştır...” 

Aşağıda; yorumun tamamını okuyabilirsiniz.

 

Türkiyenin hangi bölgesine ve hangi büyüklükte olursa olsun bir kütüphane kurulması elbette biz Kütüphanecilere büyük mutluluk verir.

 

Ancak Kütüphane konusunda ençok kafa yoracak, şapkayı önüne koyup düşünecek meslek grubu da yine Kütüphaneciler olmak zorundadır.

 

Haberi okuduktan sonra insan ister istemez "Kütüphanede büyüklük" kavramını düşünmeden edemiyor.

Nedir büyük kütüphane olmanın ölçütü. Büyük binamı? Büyük salonlar mı? Büyük kafeteryalar, hatta içinde büyük sinemalar mı? Büyük çini salonlar mı? Büyük depolar mı, depo dolusu kitaplar mı ?  Büyük paralar dökerek mevcut tüm yayınları almak mı? 

 

 Ya paha biçilemeyen, nadir eserler el yazmaları, yılların birikimi ?

 

 Haddim olmayarak büyük kütüphane olmanın bir kaç özelliğine değineyim.

 

Büyük kütüphane; ülkede yayınlanan tüm yayınları, gazete, dergi, broşür, kartpostal, davetiye, takvim, CD ortamındaki yayınlar, notalar, paralar, pullar, hatta taş plakları, derleyebilen, dünya standartlarında Kütüphanecilik kuralları dahilinde kataloglayıp sınıflayabilen ve hizmete sunabilen kütüphanedir. Büyük kütüphane; nadir eserleriyle el yazmalarıyla ülkenin tarihi, kültürel  birikimine sahip çıkan, gözü gibi muhafaza eden, gerektiğinde hizmete sunabilen olmalıdır.

 

Büyük kütüphane olabilmek için,  bütün bunları bugünden yarına yapmayı hedeflemek yetmiyor. Kütüphaneleri büyük yapan Osmanlıdan hatta

Selçukludan teslim aldığı mirası, bilgi birikimini, koleksiyonunu, nadir eserlerini, günümüze taşıma becerisini gösterebilmekle mümkündür.  

 

Tarihi ve kültürel mirasa dair "büyük işler", geçmişin mirası yok sayılarak yada mevcut durumun doğru tahlilleri yapılmadan  gerçekleştirme çabaları eksik kalacaktır. 

 

 Nedir bu mevcut durum ve bu ülke hiç bir zaman büyük kütüphane çıkarmamış mıdır?

 

Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Meclis Kütüphanesi, İl Halk kütüphanesi olmasına rağmen Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi  ve ismini sayamadığım ilgi bekleyen bir sürü büyük kütüphane vardır.Bu kütüphaneler içinde atbaşı gitmeyi, önderlik yapmayı, en iyisini başarabilmeyi milli bir görev olarak üstlenmiş olan ise Milli Kütüphane' dir

 

Büyük olma iddaasını 29 Mart 1950 tarihinde kabul edilen kuruluş kanunuyla birlikte 58 yıldır sürdürme çabasında olan Milli Kütüphane,  kartpostaldan, para ve pullara kadar, binlerce nadir eser el ve yazmalarını dünyaya online sunmaya kadar çalışmalarını sürdürmektedir. Yıllardır derleme görevide dahil, günde 14 saat çalışarak, hergün binlerce okuyucusuna hizmet vermektedir. Sadece okuyucularına değil ülkenin mevcut bütün kültürel alalarında faaliyet göstermekte, yayın çıkarmaktan tutunuz edebiyat söyleşilerine kadar, konferanslardan, uluslar arası temsile kadar mevcut imkanları doğrultusunda elinden geleni yapmaktadır.  

 

Maalesef şimdiye kadar hiç bir iktidarın Milli Kütüphane üzerine "büyük projeleri ve büyük iddiaları" olmamıştır. Ekonomik olarak en zor durumda olan ülkelerin dahi Milli Kütüphanede görev yapan Kütüphaneci sayısı 150 yi buluyor iken Milli Kütüphanede Kütüphaneci sayısı maalesef 13 ü aşamamaktadır.  Bütçesi hiçbir zaman istenilen ölçüde ayrılmamıştır. Özerk olmayan yapısı nedeniyle kendi projelerini kendi mesleki anlayışı doğrultusunda gerçekleştiremeyen, siyasi iktidarların değişmesiyle yönetim kadrosu her zaman değiştirilen bir kurum durumunda bırakılmıştır.    

 

Dünya Milli Kütüphaneleri ile kıyaslandığında personel sayısı, imkanları ve bütçesiyle durumu çokta parlak görülmemesine rağmen, Türkiye'nin ve ortadoğunun en büyük kütüphane olma iddiasını sürdürme çabasındadır.

 

Manzara bu iken, "dünyanın en büyük kütüphanesini İstanbul'a yapacağız" iddiası insanı düşündürüyor. Demokratik toplumların meclisleri tekdir, merkez bankaları tektir, milli kütüphaneleri tekdir ve alternatif kurumlar kurma sevdasına düşmezler. İstanbul dünyanın en güzel şehridir, ancak payitahtlığı geçmişte kalmıştır. Ankara gönlümüze, tüm kurumlarıyla birlikte  29 Ekim 1923' te tahtını kurmuştur.

 

Devletin yüksek makamlarının Ankara'da 58 yıldır görevini yerine getirmeye çalışan Milli Kütüphane'nin ismini dahi anmazken "en büyük kütüphane" söylemlerini bir kütüphaneci olarak uzaktan izlemek insanı üzüyor. Kütüphanecilik alanında eğitim veren üniversite kürsüleri olmasına rağmen, kütüphanecilik alanındaki icraatlarda hiç fikirlerinin sorulmuyor olması insanı üzüyor. Alternatif kurumlar, birleştirmeler, ayırmalar yaşanırken bunlara şahit olmak insanı üzüyor.

 

Selam ve Saygılarımla

Feridun Büyükyıldız

 

Sayın Büyükyıldız’ın yukarıdaki  yorumuna TKD Genel Başkanı Ali Fuat Kartal’dan

cevap geldi. Aynen yayınlıyoruz.

 

 

 

İşlerimin yoğunludan dolayı “İstanbul'a Dünya’nın En Büyük Kütüphanesi” konusunda bazı bilgileri sizlerle ancak paylaşabileceğim.

Bu proje ile ilgili olarak Kültür ve Turizm bakanlığı geçen sene İstanbul’da bir toplantı yaptı. Toplantıya; Üniversitelerin Bilgi ve Belge Bölümleri temsilcileri, Mimarlar, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Başkanı temsilcisi, İstanbul İl Kültür Müdürü, o dönem ANKOS Başkanı, İstanbul’daki bazı Üniversitelerin Daire Başkanları, Kütüphaneler Genel Müdürü, Milli Kütüphane Başkanı temsilcisi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mustafa İsen ve TKD Başkanı olarak bende davetli idim.

Sanırım, yukarıda saydığım katılımcıların dışında da katılanlar vardı. Gün boyu süren toplantıda, katılımcılar, kütüphane hakkındaki düşüncelerini aktardılar.

Bakanlık bu konuda çalışma grupları kurarak katılımcıları bilgilendirecekti. Ancak bugüne kadar bu konuda TKD’ye herhangi bir bilgi gelmedi.     

Türkiye Gazetesinde 03/12/2007 tarihinde “İstanbul'a Dünya’nın En Büyük Kütüphanesi” adlı haberi de  Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri olan Sayın Mustafa İsen’in yaptırdığını düşünüyorum.

Saygılarımla bilgilerinize sunarım.

 

SON SÖZ:

Derneklerin görevi, üyelerini ve meslektaşlarını bilgilendirip konu etrafında beyin

fırtınası yapmak ve ortak fikirler üreterek bu ortak düşüncelerle toplantılara katılmaktır.

Derneklerin kuruluş nedeni Toplumun sesini  siyasi erk’e ulaştırmak değil midir? 

Sayın Kartal, böyle bir toplantının davetini aldığında keşke üyelerini bilgilendirip

düşüncelerini de alarak o toplantıya katılsaydı.

 

Bunun da ötesinde Sayın Kartal’ın yanı sıra birçok kütüphanecinin o toplantıya

katılması ama tartışma listesinde hiçbir yorumda bulunmamaları.

 

Sizlere  sunduğumuz HABER, YORUM VE TKD BAŞKANI’nın cevabı

sonucunda, olayın bizi üzen en acı yanı da burası.