Sahibi:
Prof.Dr. Abdurrahim Özgenoğlu
Yayın Kurulu :

Prof.Dr. İsmail Bircan
Prof.Dr. Oya Batum Menteşe
Uzman Nilüfer Ünal
Editör:  Nilüfer Ünal
             3 Ayda bir yayınlanır.

Başak ORTA, Öğrenci

Pelin Şahin

EN İYİ ÖĞRENCİ OKUR, BAŞAK ORTA

Bu sayımızın konuğu, Başak Orta. Başak, Üniversitemiz İktisat Fakültesi 2. sınıf öğrencisi. Akrabalarından biri kütüphaneciymiş ve onun aracılığı ile kütüphaneyle tanışmış. Eylül, Ekim ve Kasım aylarında kütüphaneyi en çok kullanan öğrenci oldu ve “En İyi Öğrenci Okur” seçildi.

Kütüphanemiz “Ödünç Verme Birimi” sorumlusu Pelin Şahin, kütüphaneler, Üniversitelerde eğitim-öğretim sistemi konularında Başak Orta ile söyleşi gerçekleştirdi.

Aşağıda onunla yapılan söyleşi yer almakta. Zevkle okuyacağınızı umuyoruz.

SÖYLEŞİ: PELİN ŞAHİN
E-mail:
puzel@atilim.edu.tr

“…Türkiye'de ilkokuldan itibaren insanlara birçok şey ezberletilmeye çalışılıyor. Yani önümüze bazı olaylar, durumlar, teoriler konuluyor ve bunlar doğru deniliyor, araştırmadan incelemeden "Bunu böyle kabul et" diyorlar ve sorgulamadan, soru sormaktan korkarak üniversiteye geliyoruz ve belki de bu yüzden düşüncelerimizi açıklamakta, derslerde sunum yapmakta bu kadar zorlanıyoruz…”

Sayın Orta, Eylül, Ekim ve Kasım aylarında kütüphaneyi en çok kullanan araştırmacımızsınız. Bize kendinizi tanıtır mısınız?

Adım Başak Orta. 1981 yılında Merzifon'da doğdum. Atatürk Lisesi'nden mezun oldum. Ankara Ziraat Fakültesi'ne girdim. 3.sınıfta geçirdiğim bir rahatsızlıktan dolayı okulu bırakmak zorunda kaldım. İyileştikten sonra tekrar sınava girdim ve şimdi İktisat Fakültesi 2.sınıfta okuyorum.

Neden Atılım Üniversitesi ve neden bu bölüm? İdealleriniz neler?

Aslında sınava girdiğimde amacım matematik okumaktı ama o sene puanlar birden yükselince pek fazla seçeneğim kalmamıştı. Daha önce ne Atılım Üniversitesinin adını duymuştum ne de iktisat okumak gibi bir niyetim vardı.

Tabiri caizse, gözüm kapalı yaptığım bir seçimdi. Şu andaki en büyük isteğim ise herhangi bir uzatma yapmadan zamanında okulu bitirebilmek.

Eğitime ilk başladığınız yıllardan itibaren kütüphaneyi sık kullanır mısınız, kütüphaneden yararlanarak araştırma yapmanın size ne gibi getirileri var?

Kütüphaneyi kullanma, Ziraat Fakültesi'ne girmemle başladı. Kütüphaneden yararlanmanın en büyük avantajı; aynı anda pek çok kitaptan faydalanabilmek, aradığım bir şey hakkında oldukça kapsamlı bilgilere ulaşabilmektir ki, internette çoğu zaman bu bilgiler ya dar kapsamlı ya da yanlış olabiliyor.

Size göre kütüphanemiz ile öğrencilerin iletişimi nasıl? Kütüphaneyi rahat kullanabiliyorlar mı? (Kendi gözlemlerinize dayanarak)

Kütüphane görevlileri gerekli yardımı yapıyorlar; ama kütüphane küçük. Bazı zamanlar ders çalışmak için yer bulunmuyor. Masa, sandalye sayısının yani ders çalışma alanlarının yeterli olmadığını düşünüyorum.

Kütüphanemizin abone olduğu elektronik kaynakları kullanıyor musunuz?

Hayır, o konuda bilgim yok.

Genel olarak eğitim sistemimizi değerlendirirseniz, nasıl bir eğitim sistemine sahibiz?

Türkiye'de ilkokuldan itibaren insanlara birçok şey ezberletilmeye çalışılıyor. Yani önümüze bazı olaylar, durumlar, teoriler konuluyor ve bunlar doğru deniliyor, araştırmadan incelemeden "Bunu böyle kabul et" diyorlar ve sorgulamadan, soru sormaktan korkarak üniversiteye geliyoruz ve belki de bu yüzden düşüncelerimizi açıklamakta, derslerde sunum yapmakta bu kadar zorlanıyoruz.

“… Almanya'da bir kütüphanenin açılış saatinde yaşlısı, genciyle kapıda uzun bir kuyruk oluştuğunu görmüştüm ve kapılar açılır açılmaz insanlar içeri hücum ediyor ve ellerine küçük alışveriş sepetleri alıyorlardı. Bu sepetlere en azından bir kaç dergi, kitap, CD koyuyorlardı. Ayrıca kütüphaneden belli bir süre kullanmak için tablo da alıyorlardı. Kütüphane oldukça geniş, iyi aydınlatılmış ve bitkilerle doluydu. insana birşeyler okumak, öğrenmek şevki veren bir ortamdı. Bir de bizim ülkemize bakıyorum da insanlar kütüphane kavramından bile ne kadar uzaklar…”

Hayalindeki kütüphane nasıl olmalı?

Öncelikle kütüphaneler özgür olmalı ve yazarlara karşı objektif bir tutum sergilemelidir. "Falanca yazarın görüşleri şöyle, o yüzden kitaplarını bulundurmayalım" zihniyeti terk edilmelidir. Atılım Üniversitesi'ne bu objektif tutumu sergileyebildiği için teşekkür ederim, bu sayede çoğu kütüphanede bulunmayacak değerli eserlere ulaşmak mümkün oluyor. Bunun dışında kütüphaneler en azından 23:30'a kadar açık bulunmalı ve özellikle de hafta sonları kapanmamalıdır. Çünkü insanlar en çok hafta sonları boş vakte sahip oluyorlar. izlediğim bir belgeselde, Almanya'da bir kütüphanenin açılış saatinde yaşlısı, genciyle kapıda uzun bir kuyruk oluştuğunu görmüştüm ve kapılar açılır açılmaz insanlar içeri hücum ediyor ve ellerine küçük alışveriş sepetleri alıyorlardı. Bu sepetlere en azından bir kaç dergi, kitap, CD koyuyorlardı. Ayrıca kütüphaneden belli bir süre kullanmak için tablo da alıyorlardı. Kütüphane oldukça geniş, iyi aydınlatılmış ve bitkilerle doluydu. insana bir şeyler okumak, öğrenmek şevki veren bir ortamdı. Bir de bizim ülkemize bakıyorum da insanlar kütüphane kavramından bile ne kadar uzaklar. Ülkemizde (bizim Üniversite de buna dahil) okuyucu sayısı o kadar az ki, ben bile kütüphaneye ilk gittiğim zaman görevliler bana şaşkın şaşkın bakmış, hele kitap almak istediğimde o kadar çok soru sormuşlardı ki kendimi bir şey çalan hırsız gibi hissetmiştim.

Almanya'da çekilen belgeseli izledikten sonra, 2. Dünya Savaşından sefil bir şekilde çıkan bir ülkenin nasıl daha sonra Dünyanın en güçlü ülkelerinden biri olduğunu anlamıştım.

Bugün Almanya'da üniversite okuyan kuzenim ayda 4 kitap okuyor, üniversite bittiğinde birkaç dili akıcı olarak konuşabiliyor, okulun yüzme takımında bulunup altın madalya kazanabiliyor ve gezmesinden, eğlencesinden taviz vermeden bunları yapabiliyorsa ve ben de bir üniversite öğrencisi olmama rağmen kuzenimin yanında sıradan bir vatandaş gibi kalıyorsam ya bende bir eksiklik var ya da eğitim sistemimizde çok ciddi sorunlar var demektir.

Genelde üniversite eğitimi için ne düşünüyorsunuz?

Hz. Muhammed'in bir sözü vardır; "Bütün kötülüklerin kaynağı cehalettir." Kötülükleri, savaşları, adaletsizlikleri yenmek için önce cehaleti yenmeliyiz. Cehaleti yenmenin en önemli yollarından birisi de her anlamda kaliteli üniversiteler kurabilmektir. Bugün Almanya'da üniversite okuyan kuzenim ayda 4 kitap okuyor, üniversite bittiğinde birkaç dili akıcı olarak konuşabiliyor, okulun yüzme takımında bulunup altın madalya kazanabiliyor ve gezmesinden, eğlencesinden taviz vermeden bunları yapabiliyorsa ve ben de bir üniversite öğrencisi olmama rağmen kuzenimin yanında sıradan bir vatandaş gibi kalıyorsam ya bende bir eksiklik var ya da eğitim sistemimizde çok ciddi sorunlar var demektir.

Kütüphane konusuna gelmişken kütüphane ile ilk tanışmanız ne zaman oldu ve üniversitemiz kütüphanesi hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Akrabalarımdan biri kütüphaneciydi ve biz O'nu iş yerinde ziyarete gitmiştik sanırım o zaman 9 yaşlarındaydım ilk defa o zaman kütüphaneyle tanıştım. Kütüphanenizden beklediğim bir Bilkent -ODTÜ seviyesinde geniş içerikli bir kütüphanenin zaman içinde oluşturulmasıdır. Bir üniversitenin sadece kütüphanesiyle bile adını duyurabileceğine inanıyorum o yüzden kütüphaneye verilen değer üniversiteye verilen değeri gösterir.

Son olarak adını "e-bülten" koyduk ama kısa sürede kapsamlı bir dergi haline geldi. Artık adının değişmesi gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye'de ilk defa bir üniversite kütüphanesi böyle bir yayını gerçekleştiriyor. Bu konu da sizin görüşlerinizi de almak isteriz.

Bülteni takip etmiyorum ama ad hakkında önerilerim var: "Atılım'ın Ayak Sesleri" ya da "Atılım'dan Esen Rüzgar" gibi...

Söyleşiyi kabul ettiğin için çok teşekkür ederiz. Bugünün anısına Maksim Gorki’nin Benim Üniversitelerim kitabını kabul etmeni rica ediyorum.

Çok teşekkür ederim. Lütfen kitabı imzalar mısınız.