Sayı:8/Yıl 2 Eylül/2007
ISSN: 1306-3472


Sahibi:
Prof.Dr. Abdurrahim Özgenoğlu
Yayın Kurulu :

Prof.Dr. İsmail Bircan
Prof.Dr. Oya Batum Menteşe
Uzman Nilüfer Ünal
Editör:  Nilüfer Ünal
             3 Ayda bir yayınlanır.

KIZILAY MEYDANI

Cumhuriyet Gazetesinin 28 Eylül 2007 Cuma günü yayınlanan Ankara Ekinde, Kültür Bakanlığı tarafından Ulus semtinin yeniden projelendirildiği ve çalışmalara başlanılacağı haberi yer alıyordu. Mimarlar Odası Ankara Şube Sekreteri Yeşim Uysal, “1950’li yıllara ait yapılar da korunmalı” başlıklı yazısında, “Ulus’un tarihine yakışır bir görüntüye kavuşturulmasını  biz de çok isteriz. Ancak burada  yenileme çalışması yapılacaksa Ulus Çarşısı gibi 1950’li yıllara ait yapıların da korunması gerekiyor. Çünkü o binalar da Türkiye’nin yakın tarihine ışık tutuyor” diyerek tarihi binaların korunması gerekliliğini vurgulamakta.

Son 15 yıldır Ankara’da tarihi binalar birer birer yok oluyor. Başka bir deyişle, 1920’li yıllardan itibaren Ankara’nın cumhuriyet ideolojisini ve ulusal ideallerini yansıtan binalar yok oluyor ve yerlerine çok katlı alışveriş merkezleri, oteller veya konutlar inşa ediliyor.

Birkaç örnek; Keçiören Bağlarının yok edilmesi (gecekondu Islah/Sağlıklaştırma adı altında), Kavaklıdere Şarap Fabrikası arazisi, Kavaklıdere'ye adını veren bağlar yok edilerek yerine KARUM ve HİLTON ve SHERATON’ın yapılması (1986-87), Ankaralının anıları olan PİKNİK'in yıkılması, MİLKA Pastanesinin yıkılarak yerine İş merkezi yapılması, EBK(Et Balık Kurumu) arazisinin yok edilerek (ki burası AOÇ(Atatürk Orman Çiftliği)'nin kent merkezine kadar giden yeşil kamanın bir parçasıdır) üzerine MİGROS’un  yapılması, YENİ SAHNE’NİN yıkımı, HAVAGAZI FABRİKASININ yıkılması (GECEYARISI 14-15.06.2006).

Ve bu sayımızda hikayesi anlatılan  KIZILAY BİNASI’NIN yıkılması ve yerine meydana yakışmayan devasa binanın oturtulması.

Can Dündar, Milliyet Gazetesinin  11 Temmuz 2006 tarihli sayısında şöyle diyor, “….Kızılay: Utanç meydanı Benim hafızamda tahribat, 1979'da Kızılay binasının yıkılışıyla başladı. Geniş bahçe içindeki bu üç katlı bina başkentin simgelerinden biriydi. Üstelik 1930 öncesi yapılmış tüm binalar gibi "tarihi eser" olarak tescilliydi. Ama Yüksek Anıtlar Kurulu'nun çoğunluk olmadan yaptığı bir toplantıda apar topar "Tarihi eser değildir" kararı çıkarıldı ve bina bir günde yerle bir edildi. Yerine devasa bir beton yığını konduruldu. Kentin tam merkezindeki bu kaçak yapı, alışveriş merkezi olacaktı; mahkemeye düşünce Ankara'nın göbeğinde çürümeye terk edildi.
Karşıdaki Güven Park da dolmuş durakları arasında kayboldu.
Yolunuz düşerse bir bakın ve Londra'nın, Roma'nın, Moskova'nın meydanlarıyla kıyaslayın.
Bir başkentin kalbi bu kadar mı zevksiz, bu kadar mı albenisiz, görgüsüz olabilir?

Gazi Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Dergisi’nde Prof. Dr. Nur Çağlar, Doç. Dr. Zeynep Uludağ ve Öğretim Görevlisi Adnan Aksu tarafından yayınlanan “HÜRRİYET MEYDANI: BİR KENTSEL MEKANIN YENİLİK VE DÖNÜŞÜM ÖYKÜSܔ başlıklı araştırmalarına yer verdik. Zevkle okunacağına eminiz.

Ancak araştırmadan bazı  paragrafları da dikkatinize sunmak istiyoruz.

                  ….kent, değişen oyuncular ve onların değişen rolleri ile başlayıp biten iç içe geçmiş çok çeşitli öykülerin sahnesi olmaktadır. Kentliler, çağlar boyunca gelişen ve serpilen kültürleriyle bu sahnenin bütünleyici parçasıdır….  Kentin 82 yıl öce başlayan öyküsünde tüm kentsel mekanlar geçmişten kopuşu yansıtmak, güne tanıklık etmek ve geleceğe aktarılmak üzere inşa edilmişlerdir. Ankara’da, bozkır toprağında, geçmişten kopmuş, geçmişe dair izleri barındırmayacak yeni bir yaşam, yeni bir toplumsallık, yeni bir gelecek tasarlanmıştır. Meydan bu yeniliğin, ilk tanığı ve yeni mekansal

                  kurgusuna bir örnektir. Geçen zaman içinde meydanın ‘yeni olma’ durumu tüm kent gibi değişip dönüşmüştür.  Tıpkı Italo Calvino’nun [3] belirttiği gibi “meydana bakan biri

                  diyalogun her perdede değiştiğini anlar.” Kanıtları geçmiş zaman içinde aramak olasıdır. Ancak geçmişe dair izler hızla silinmektedir. Hürriyet Meydanı geçmiş, şimdi ve geleceği bir arada barındırmaktadır. Günü anlamak ve gelecekle ilgili kestirimlerde bulunabilmek için geçmişi öğrenmek gereklidir. Bu bağlamsal çalışmanın temel söylemini, bu öyküye esas olan kanıtları, tarihi dokümanlardan, meydanın zaman-mekan kurgularını anlatan yazılardan, makalelerden, resimlerden, günlük yaşama ait anılardan okuduk ve yerinde bıraktığı izleri sürerek bulduk. O izlerin bizi götürdüğü yerlerde durup düşünerek meydanı tarihsel yöntemle tekrar okuduk.

Site Haritası | Sayılar | Kütüphane Ana Sayfası | Atılım Üniversitesi | Ana sayfa | İletişim