Sayı:8/Yıl 2 Eylül/2007
ISSN: 1306-3472


Sahibi:
Prof.Dr. Abdurrahim Özgenoğlu
Yayın Kurulu :

Prof.Dr. İsmail Bircan
Prof.Dr. Oya Batum Menteşe
Uzman Nilüfer Ünal
Editör:  Nilüfer Ünal
             3 Ayda bir yayınlanır.

PROF. DR. HALİL ÜLKER, İŞLETME FAKÜLTESİ DEKANI

 

 

Sayın Hocam, Üniversitemizin 10. yılını kutladığımız bu yılda, yoğun programınıza rağmen, bizi kabul ettiğiniz için öncelikle size teşekkür etmek isteriz.  Önce sizi okuyucularımıza tanıtmak istiyoruz.  Bize kendinizi tanıtır mısınız.

 

Rica ederim. Kurum içi iletişimin her türü çok önemlidir. Bir katkım olabilirse sevinirim.

Ben bir Cumhuriyet öğretmeniyim. Ankara’da 1947’de doğmuşum. Tüm eğitim basamaklarını yine aynı kentte tamamladım. İftiharla söyleyebilirim ki idealist öğretmenlerin öğrencisi oldum. Sadece öğretim değil, eğitimde verdi bu eli öpülesi hocalar, bizim kuşağa. Gerek ulusal gerekse evrensel değerlerin ışığında sorumluluk, idealistlik ve farkındalık kazandırdılar. Şair, yazmış yazmış sonunda “Birkaç nazma sıkışmış bir ömrü heder” diyor. Tabiki heder değil, ama benim yaşamımda eğitim süreci içinde geçti. Önce farklı disiplinlerde eğitim ve uzmanlık, sonra yine değişik alanlarda öğreticilik ve yöneticilik Can Yücel’in söylediği gibi “gözüm saatle hep yarışır gibi yaşadım” ama inanın bu yaşamın içinde daha çok öğrenci, okul, toplum daha az ben vardım. Saat ayarı çoğu kez gençler için yapıldı. Tedavülden kalkmadan böyle bir söyleşi imkanı verdiğiniz için teşekkür ederim. 

Ülkemizde üniversite sayısı, -devlet ve vakıf üniversiteleri olmak üzere- gittikçe  artmaktadır. Bu bağlamda Üniversite nedir, topluma ne kazandırır?

Ülkemizdeki üniversite sayısı 100’ü geçti ama üniversitelere toplum olarak gerekli özeni göstermediğimiz kanaatindeyim. Yumurtasız omlet olmaz. Belirli kaynakları esirgeyerek iyi üniversite oluşturulamaz. Üniversite etimolojik olarak evrensel değerlerin üretildiği, paylaşıldığı, izlendiği, kurumlardır. Türkiye’de üniversitelerden beklenen 3 görev vardır: Eğitim-Araştırma-Kamusal hizmet. Başka bir ifade ile üniversiteler, hem bilgi üretme hem mevcut (üretilmiş) bilgileri toplayıp uygun hedef kitlelere aktarma, hemde toplumsal sorunlara çözüm üretmelidir. Bugün Türkiye’de bunları tam anlamıyla üniversitelerin başarabileceğini söylemek zordur.

Üniversitelerde eğitim ve öğretim sisteminde nasıl bir model uygulanmalı? 

Türkiye’deki üniversitelerin bilinçli olarak oluşturulmuş bir modeli yok. Daha çok Anglo Amerikan sistemine öykünülüyor. Ama tabi üçüncü sınıf bir kopya. Mukayeseli eğitim sistemiyle bu tür kopyalama çabaları, eğitim tarihimizde çok uygulandı. Sonuç ortada. Oysa model teorileri ortada. Eğitim, bireysel, ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel hedeflerini ulusal ve evrensel boyutta tanımladığınız vakit modeliniz ortaya çıkar. Bunu Türk eğitimcileri yapmak zorundadır. İthal uzmanlarla olmaz. Ayrıca tanımlanmış bir model içinde farklı tarzda üniversiteler de oluşabilir.

Çukurova Üniversitesi Öğretim Üyeleri, üniversite öğrencileri ile yaptıkları bir araştırmada, gençlerin üniversitede olaylara bakış ve sorun çözme yönünde eğilimlerinin değişmediği ve neredeyse üniversiteye geldikleri değer yargılarıyla mezun oldukları sonucuna varmışlardır. Sizce, üniversitede “eğitim ve öğretim” neyi öğretmeyi hedeflemelidir? 

Antropoloklar, insanların doğuşta bir toplumsal barbar ve sadece biyolojik varlıklar olduğunu; sosyalizasyon (kültürleşme-sosyalleşme) süreciyle gerçek bir insana dönüştüğünü söyler. İnsanların iki ciddi sosyalizasyon dönemi vardır. Bunlar 0-6, 18-25 yaşlar arasındadır. Çocukluk daha genel bir sosyalleşme, gençlik ise daha ayrıntılı ve derinliğine bir sosyalleşme dönemidir. Üniversite ikinci dönem sosyalleşme sürecinde, çok önemli bir katkı sağlar. Yükseköğretim bu bağlamda iki süreci yerine getirmekle sorumludur. Eğitim ve öğretim. Türk üniversitelerinde iyi kötü öğretim yapılıyor. (Alan uzmanlığı kazandırılıyor.) Ama eğitim yok gibi. Yani içkin ve aşkın değerlerin kazandırılması, EQ ya ilişkin bir çaba yok. Daha çok kortekse olgusal bilgiler yükleniyor. Çünkü eğitim sistemimizde bir eğitim politikası ve modeli yok. Eğitimi, yurt dışında üretilmiş bilgileri Türkçe’ye çevirip gençlere aktarmak zannediyoruz. Bu yanlış. Bilgiden çok, bilgiye ulaşma yolları, bilgiye karşı olumlu tutum, bilgiyi kullanma önemli hale gelmiştir. Bunların kazanılması ise iyi planlanmış bir karakter eğitimi ile sağlanır. Bunu yapamıyoruz. Bu nedenle üniversite gençliği okula başladıkları değerlerle okuldan ayrılıyorlar. Dünyada artık eğitim programları önemsenmiyor, kazandırılacak bilişsel-duyuşsal-psikomotor yetkinlikler öne çıkartılıyor. Bu bağlamda eğitimin gençlere vermesi gereken şeyler: Durumu veri olarak almama, sorgulama, karar verebilme, sorun çözme, takım oyunu oynayabilme, empati, toplumsal sorumluluk kısaca kendi yaşamında aktör olabilmedir.  

Üniversitelerin iki görevi, bilimsel araştırma ve yüksek öğretimdir. Ancak yıllardır bilimsel araştırma görevi en üst düzeyde tutulmuş, öğretim görevi her zaman ikinci bir fonksiyon gibi görülmüştür. Sizce bu görüş doğrumudur? 

Türk üniversitelerinin araştırmayı öne çıkarttıklarına katılmıyorum. Tam aksine üniversiteler, orta öğretimin yaptığı gibi gençlere bir telaş içinde bilgi aktarmakla meşguller. Araştırma ve yayın faaliyetleri her açıdan yetersiz durumda. Tabi önemli bir diğer konuda araştırma sayısı kadar onların işe  vuruk ve yaşamla ilişkisi olmasıdır. 

Ünlü düşünür Kant, üniversiteleri hukuk, tıp ve ilahiyat fakültelerinden oluşan üst fakülte ve felsefe fakültesinden oluşan alt fakülte olarak ikiye ayırır. Bu görüşü günümüze uyarladığımızda, üniversitenin yol haritası nasıl olmalıdır?  

İ. Kant’ın görüşünü bugüne taşırsak. Bilgiden önce ve daha çok bilginin felsefesi öne çıkartılmalıdır. Bilginin önemi, kaynağı, etiği v.b. konular. yani epistomoloji, fenomoloji gibi konular. Yoksa para göz hekimler, iki taraflı çalışan avukatlar, ders anlatmayan öğretmenler yetiştiririz.  

Üniversitelerimizde kütüphanelerin yeri ve önemi hala anlaşılmamıştır. Bu YÖK raporunda da görülmektedir. Yükseköğretim Kurumu’nun hazırlamış olduğu 2023 vizyonu Stratejik raporda; kütüphanelerin kalitesinin artırılması için “Türkiye’de üniversitelerdeki öğretimin kalitesini geliştirmek için kütüphanelerin koleksiyonlarını ve verilen kütüphanecilik hizmetlerinin kalitesini geliştirmek gerekmektedir. Bunun için de uzman kadrolara gereksinme vardır, denilmektedir. Sayfa 194.” Sizce bu görüş, kütüphanelerin nitelikli hizmet verebilmesi için yeterlimidir? 

Kütüphanelerin, üniversite etkinlikleri içindeki önemi olağanüstü fazladır. bizdeki uygulama yani kütüphanelerin yeterince öne çıkartılmaması, öğretmen odaklı eğitim nedeniyledir. Oysa öğrenci odaklı projeye dayanan eğitim anlayışı kütüphane ve araştırmayı öne çıkartır. Kütüphaneler, üniversitelerde bir destek birim değil, doğrudan eğitim birimi haline dönüşmüştür. Bu nedenle de kütüphanecilik, geleneksel rol-davranışının çok ötesine geçmiş, bilgi yöneticiliğine dönüşmüştür. Bu nedenlerle kütüphaneci ve kütüphanelerin olağan üstü desteklenmeleri gereklidir. 

Nasıl bir yöneticisiniz, kendinizi nasıl değerlendirirsiniz ? 

İnsana öncelik veren bir yöneticiyim. Önce nezaket ve empati. Hayatımda en çok insan ve insan ilişkilerindeki düzeysizlikler rahatsız etmiştir beni. Genellikle bizim yöneticilerimiz, bilinç altı takıntılarının ve başarısızlıklarının rövanşını almak için kaprisli ve olumsuz davranırlar. Hayır demek problem yaratmak onları tatmin eder. Belki bu genel tutuma reaksiyonel bir tavırdır benimki. 

Yönetici problem çözer öncelikle. Bunun için de kendisini sorunun sahibi gibi görmelidir. Bu anlayışla refleks olarak insanların sorunları üzerine atlarım. İnsanlar genellikle sorunları olunca gelir çözdürürler, ama teşekkür etmeye vakitleri olmaz. Hatta yeni bir sorunları olana kadar sizi görmezler bile. Giderek sizden beklentileri arttığı için bir aşamada  çözüme gücünüz yetmezse sizden kötü kimse olmaz.  

Kısaca empatik ve diğerkam bir yönetici olduğumu sanıyorum. Ancak diğer insanların sorumluluğunu  sürekli olarak yüklenmek insanı yoruyor. Bir de tabii, bu yakınlık içtenlik tek taraflı olursa insan kullanıldığını düşünüyor bir süre sonra. Yine de insanları çok seviyorum. Keşke imkanlarım çok olsa da, onlarla daha çok şeyleri paylaşsam.

Yıllardır üniversitelerde hizmet veriyorsunuz, unutamadığınız bir anınız var mı? 

Gençlerle yeni şeyler öğrenmek her gün yeni ufuklara açılmak gibi bir şeydir. Bir çok dinamik insan, bir grup oluşturmuşsa sınıfta, siz de yaratıcı biriyseniz, sınıfta her gün yenilikler, sürprizler oluşur. Bunu iyi becerdiğim söylenir öğrencilerimce. Kimi “Ölü Ozanlar Derneği”ndeki, kimi “Elveda Mr. Cips” deki öğretmene benzetir. Mezuniyetlerinden sonra da ararlar beni. Bu nedenle unutamadığım anım pek çok, ama unutamadığım öğrencilerim var. Bunları saymayacağım, diğerleri alınır. Ama insan sevgisi olmayan öğretmenlik yapmasın derim. İyiki de öğretmen olmuşum, iyiki de öğrencilerim var. Tekrar doğsam yine öğretmen olurum. Çok zor, fakat harika bir meslek. Binlerce çocuğumla kendimi çok zengin hissediyorum. Erich Maria Remarque’ın insanları seveceksin, talimatına uyarım. İnsanları çok seviyorum. 

Sayın Hocam, bizleri kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz.

Bu görüşmeyi lütfettiğiniz için ben de size çok teşekkür ederim.

Site Haritası | Sayılar | Kütüphane Ana Sayfası | Atılım Üniversitesi | Ana sayfa | İletişim