Sayı:7/Yıl 2 Haziran/2007
ISSN: 1306-3472


Sahibi:
Prof.Dr. Abdurrahim Özgenoğlu Yayın Kurulu :
Prof.Dr. İsmail Bircan
Prof.Dr. Oya Batum Menteşe
Uzman Nilüfer Ünal
Editör:  Nilüfer Ünal
             3 Ayda bir yayınlanır.

Kütüphanecilikten
 
Kütüphanecilik Haftası Meçhul Kütüphaneci Görmeyenlerin ışığı olun, kitap seslendirin İlgisizliğin Fahrenheit 451'i Teknoloji kütüphaneye ilgiyi artırdı

Teması ‘Tarih boyunca Kütüphane ve Kütüphaneci’ olarak belirlenen 43. Kütüphane Haftası 26 Mart-1 Nisan 2007 tarihleri arasında çeşitli etkinliklerle kutlandı.

43. Kütüphane Haftası etkinlikleri, Ankara Küçük Tiyatro’da yapılan törenle başladı.

Türk Kütüphaneciler Derneği Genel Başkanı Ali Fuat Kartal da kütüphanelerin önemine dikkati çekerek, “Bugün tabelasında Kültür ve Turizm Bakanlığı yazan birçok Halk Kütüphanesi 250-300 kitap ile bodrum katlarında, kütüphaneci olmayan kişilerle hizmet vermektedir” dedi.

Törene katılan Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, konuşmasına İstanbul’a “İstanbul Kütüphanesi” adıyla dev bir kütüphane kuracaklarını açıklayarak başladı. Bunun İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür Başkenti olacağı etkinlikleri kapsamında yapılacağını belirtti.

Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Ahmet Arı, geçen yıl kapalı olan 257 kütüphanenin hizmete açıldığını, 162 bin 552 yazma eserin 135 bin 581’inin dijital ortama aktarıldığını bildirdi. Arı’nın açıkladığı verilere göre, “Kütüphaneler için” başlıklı kampanyada 108 bin kitap ile bilgisayar ve donanım malzemesi sağlandığı ve bina onarımı gerçekleştirildi.

Ayrıca, “Türk Edebiyatının Dışa Açılımı: TEDA” projesi kapsamında 2005 ve 2006 yıllarında toplam 108 eserin 33’ü farklı dillerde yayımlandığını, “Eve Teslim Kitap Projesi”, İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi Restorasyon ve Araştırma Merkezi’nin Kitap Hastanesi’ne dönüştürülmesinin ve “Her Üniversitede Bir Kültür Kitaplığı” projelerinin ise devam ettiğini belirtti.

Konuşmaların ardından Bakan Atilla Koç, “Kütüphaneler İçin” kampanyasına destek veren kişi, kuruluş ve yayımcılara teşekkür plaketlerini verdi.

Bir Kütüphane Haftası daha başkentin bir çok köşesinde  panel, sergi, söyleşi ile kutlandı ve  geleneksel  kütüphaneciler yemeği ile son buldu.

Açılışta yapılan konuşma ve gösterilerden derlediğimiz görüntüleri aşağıda izleyebilirsiniz.

TÜRK KÜTÜPHANECİLER DERNEĞİ GENEL BAŞKANI ALİ FUAT KARTAL’IN HAFTAYLA İLGİLİ DEĞERLENDİRMESİ :

43. Kütüphane Haftası, 26 Mart – 1 Nisan 2007 tarihleri arasında, tüm yurtta kutlanmıştır. Emeği geçen tüm kütüphane çalışanlarına teşekkür ederiz. TKD Genel Merkezi, Haftaya ilişkin değerlendirmeleri özenle dikkate almıştır. 44. Kütüphane Haftası organizasyonu için gerekli olan önlemleri şimdiden alma eğilimi belirmiştir. Olumlu ya da olumsuz her türlü eleştiri, altı çizilerek tartışılmış ve dikkate değer bulunmuştur.
 
Değerli liste üyeleri, TKD’ye ve O’nun şahsında haftaya yönelik eleştirileri yanıtlama gereği doğmuş; bu bağlamda, hem bilgi verme, hem de düşüncelerimizi aktarma fırsatı çıkmıştır. Bunlar;
 
1- “Kültür Bakanlığı’nın etkisinden kurtulma” eksenli uyarıları önemli buluyoruz. Ancak Bakanlığın açılışın Küçük Tiyatro’da yapılması (teknik nedenlerle)  dışında bir talebi olmamıştır. İki farklı kurumun işbirliğinde bu tür taleplerin olacağı kuşkusuzdur. TKD, bu isteği asgari ölçülere indirmiş ve haftanın özüne ilişkin bir sakınca doğurmayacağı kararına varmıştır. Kültür Bakanlığı’na maddi ve yönetimsel bir bağımlılığımız, söz konusu değildir. Mesleğimiz ve TKD için hayati bulacağımız herhangi bir müdahale olduğu zaman gerekli tepkileri vereceğimizden kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Ki değişik konulardaki basın açıklamalarımızı web sayfamızın http://www.kutuphaneci.org.tr/web/node.php?id=296 adresinde görebilirsiniz.
Kaldı ki, 400’ü kütüphaneci olmak üzere 3000 kişinin çalıştığı bir kurumu gözden çıkarmak kolay/doğru değildir; gereği de yoktur. Bu ilişki, kütüphane ve kütüphaneciler olduğu sürece devam edecektir.

2- Hafta boyunca, çok değer verdiğimiz bazı meslektaşlarımızın da arasında olduğu ve ÜNAK’ın dışlandığına ilişkin değerlendirmeleri üzüntüyle izlemiş bulunmaktayız. ÜNAK, Üniversite ve Araştırma Kütüphaneleri’nin şemsiyesi altında çalışan meslektaşlarımızın oluşturduğu seçkin bir mesleki örgütümüzdür. Bu anlamda, TKD-ÜNAK ilişkileri ve işbirliğinin saygıdeğer bir eksende yürümesi kaçınılmazdır. Bu yönde ortak çalışmalarımız olduğu bilinmelidir. Kendileri, Kütüphane Haftası Kutlama Komitesi’ne davet edilmişlerdir. Ancak, ilk toplantıya katılmalarına karşın daha sonra icabet etmemişlerdir. Yine de katkıları için teşekkür ederiz. Kütüphane Haftası’nın açılışında konuşma yapmaları konusuna gelince, bu geleneksel bir uygulama değildir. 16 yılda üç kez konuşmuşlardır. Gerekli görülürse, her yıl konuşabilirler. Ancak, önemli olan konuşmaları değil, görüşlerinin bir şekilde Kütüphane Haftası’nda dile gelmesidir. Bu elbette sağlanabilir.
 
Değerli üyeler, bazı kişi ve kurumların, TKD’ye yönelik, dedikodu düzeyinde telkin ve imalarda bulundukları duyumlarını almaktayız. Yazılı olarak dile gelmediği sürece yanıt verme eğilimi içinde değiliz. TKD, tarihsel geçmişi ve birikiminden aldığı gücü, geleceğe yönelik tasarımları ile bütünleyen, kişilere bağlı olmayan bir yörüngede ilkeli, kararlı ve sağlam adımlarla yürüme düşüncesi içindedir. Hiç kimse 58 yıllık bir geçmişi, kişisel amaç ve çıkarları uğruna yönetme gücüne sahip değildir. Yönetimler, bugün var, yarın yokturlar. Ama TKD, ebediyen varolacaktır. ÜNAK’la işbirliğimiz, mesleki alanda olduğu kadar, kurumsal birikimlerimizi paylaşma düzeyinde de mümkün olabilir. Kapımız sonuna kadar açıktır ve açık kalacaktır.

3- Değerli üyeler, TKD çatısı altında başlayan Sürekli Çalışma Grupları’nın gelişmesini takdirle karşılamaktayız. Halkla İlişkiler Çalışma Grubu (HİG), Milli Kütüphaneler Çalışma Grubu, Bilişim Grubu ve Düşünce Özgürlüğü Çalışma Grubu oluşmuş ve çalışmalarına devam etmektedirler. HİG, Kütüphane Haftaları’nın vazgeçilmez gruplarından birisi olmuştur. Hem kendilerine hem de yeni kurulan guruplara teşekkür ediyoruz.

4- Hafta boyunca gözlemlediğimiz bir başka gelişme de, kişisel ve kurumsal katkıların beklenen düzeyde olmadığıdır. Geniş katılımlı etkinliklerin olması, sadece etkinlikleri düzenleyenler için değil, katılımcıların mesleki ilgi ve alakalarının göstergesi bakımından da altı çizilmesi gereken bir olgudur. Kütüphane Haftaları, meslek mensupları açısından bir düğündür, bayramdır. Düğünlerine, bayramlarına sahip çıkmayanların sonu meçhuldür.

5- Değerli liste üyeleri, TKD yönetimi, Türkiye odaklı mesleki sorunlarını çözme iddiasında değildir. Çözme çabası içindedir. Böylesine büyük sorumlulukları bir avuç insana yüklemek, haksızlıkların en büyüğü değil midir? Çabamıza bir katkı beklentisi dışında ne isteyebiliriz ki? Sizlerden beklentimiz, tüm açıklığıyla, varlığını ve duruşunu belirlemiş TKD yönetimine destek vermenizdir. Bu aynı zamanda kendinize vereceğiniz bir destektir.
Bilgilerinize saygıyla sunulur.

Meçhul Kütüphaneci

Pazartesi, Nisan 9th, 2007

Ferhat Özen

Yıl 1939,  Erzincan… 1939’un 27 Aralık gecesi,  Erzincan için felaket gecesidir. Saat 23.30. Bütün şehir uyuyor.Tek bir kişi var uyumayan…Şehir kütüphane memuru…Onu bu gece uyku tutmamış,  lojmandan kütüphaneye geçmiş,  gündüzden kalan işlerini tamamlıyor. Cehalete karşı savaşta yaralanmış kitapların orasını burasını onarıyor,  yaralarını sarar gibi,  yeniden cehaletle savaşa hazırlıyor onları (derken)… Bir an korkunç bir gürültüyle ve çığlık çığlığa tarihinin en büyük felaketine uyanamıyor bile Erzincan… Kuzey Anadolu Fay Hattı en büyük depremlerinden biriyle ilk anda yarısını yerle bir ediyor Erzincan’ın… Şehir kütüphanesi de yıkılan binalar arasındadır. İlk büyük sarsıntıda,  yıkılan kütüphane lojmanında kalan kütüphanecinin eşi,  çocukları,  anne ve babası ölür. ( 8.0 büyüklüğündeki Depremde 32.962 kişi ölmüştü) Kütüphane görevlisi,  kütüphanede çalıştığı sırada tüm ailesinin öldüğünü görür ve bilir. Kendisi istese kaçıp kurtulabilir. Sarsıntılar aralıklarla sürmekte,  kütüphanenin sağlam kalan bölümleri de yıkılmaya devam etmektedir. Ailesini tümüyle yitirmiş olmanın korkunç acısına karşın,  yıkıntılar altından kurtarabildiği kitapları sandıklara yerleştirmeye başlar. Kitapların çoğu el yazmasıdır. Başka kopyalarının bulunması mümkün değildir. (Bu yazmalar arasında Şeyh Galibin el yazısı da vardır.) İkinci büyük sarsıntıyla Erzincan haritadan silinir. Meçhul kütüphaneci de kaçıp kendini kurtarabilecekken,  kitapları kurtarmak istediği için yıkıntıların altında kalarak ölür.
 
Kimliği “meçhul” kalan bu kütüphanecimizin kurtardığı kitaplar,  Ankara’da Milli Kütüphaneye gönderilir. Onun kurtarmak için hayatını verdiği kitaplar,  araştırmacıları aydınlatmaya devam ederken,  kendi yaşamıyla ilgili bilgiler Erzincan depreminin enkazı altında yitip gider.
 
Daha kötüsü ise onun anısına,  Aydınlanma Devriminin çılgın Türklerinden biri olan bu Meçhul Kütüphaneci anısına,  bir anıt dikilmemesidir… Daha on dört yıl önce bu kütüphane memurunun öyküsünü aktaran Metin Erksan soruyor ve şöyle diyordu haklı olarak: “Kimdir bu memur? Bu memurun anısına bir yazıt,  bir anıt bile yok. Bu toplum,  bu etikle (ahlak felsefesi) yaşayamaz,  ölür.”

Kütüphanecilik Haftasının bir işe yaramasını istiyorsak, meçhul kütüphanecinin anısına bir anıt olsun dikilmesi için Kütüphaneciler Derneği, Kültür Bakanlığını bu yönde zorlayıcı girişimlerde bulunmalıdır. Bulunmazlarsa kütüphanelerin,  kitapların aydınlatamadığı

31.03.2007

Görmeyenlerin ışığı olun, kitap seslendirin

A.A. Görmeyenlerin ışığı olun, kitap seslendirin Milli Kütüphane, görme engelliler için kitapları seslendirecek, onların “gözü olacak” gönüllüler arıyor.

Kimi zaman evinizde, kimi zaman otobüste, belki yatmadan önce, belki uzanarak, belki kahvenizi yudumlayarak kitap okuyorsunuz. Sizin okuduğunuz satırları göremeyen, yeni çıkan bir romanın sözcükleri arasında dolaşamayacak durumda olanları hiç düşündünüz mü? İşte onlar görme engelliler, belki de hiç düşünmeden görmezden geldiğimiz insanlar onlar.

Milli Kütüphane Başkanlığı, görme ve okuma engellilere yönelik hizmet verebilmek için sesli kitap okumak isteyen gönüllüleri bekliyor. Bu iş için gönüllü olan kişiler, Bahçelievler'deki Milli Kütüphane Başkanlığına başvuruyorlar.
Ses tonu ve diksiyonu düzgün, Türkçeyi iyi konuşan bu kişiler, kütüphane içinde oluşturulan stüdyoda kitap okuyorlar. Gönüllülerin okudukları kitaplar, kasetlere kaydediliyor, çoğaltılan kasetler ise okuma engelli kişilerin hizmetine sunuluyor.

Milli Kütüphane Başkanı Tuncel Acar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gönüllü okuyucuların, görme engeliler için roman, şiir, hikaye ve çeşitli eğitim kitaplarını okuduklarını ve bunları kasede kaydettiklerini söyledi. Kitaplarının hepsinin gönüllüler tarafından okunduğunu belirten Acar, “Milli Kütüphane'nin 'Konuşan Kitaplık' bölümünde sesli kitap arşivimize katkıda bulunmak isteyen ses rengi kulağa hoş gelen diksiyonu ve okuması düzgün gönüllülere ihtiyacımız var” dedi. Acar, bu kriterlere uygun olan gönüllülerin, belirli bir test aşamasından geçirildikten sonra gönüllü okuyucu olarak kabul edildiğini söyledi.

Gönüllülerin, bu iş için mutlaka kütüphaneye gelmesi gerekmediğini belirten Acar, “Sesli kitap okuma evden de yapılabilir. Okuyucular, kitapları evde bilgisayar ortamında okuyabilir ve bunu CD'ye kaydedip bize gönderebilirler” dedi.

“SESLİ KİTAPLAR İNTERNETTEN DE DİNLENEBİLECEK”

Kayıtların, 1991 yılında Ankara OR-AN Lioness Kulübü tarafından bağışlanan kayıt stüdyosunda yapıldığını ifade eden Acar, şunları kaydetti:
“Şu an için sesli kaset kitap sayımız 1100 ve bu kitapların oluşturduğu kaset sayısı ise 'master' ve 'copy' olarak yaklaşık 10 bin adet civarında. Ayrıca sesli kitap CD sayımız ise 100 civarında.
Bu yıl içerişinde de kaset ortamındaki sesli kitaplar, dijital ortama aktarılacak. Daha sonra ise sesli veriler, wap ortamında görme engellilerin hizmetine sunulacak. Kullanıcıların getirdiği flaş bellek ya da CD'lere sesli veriler kopyalanabilecek.”
Acar, okutulan sesli kitapların güncel yayınlardan oluştuğunu ve kullanıcıların taleplerine göre belirlendiğini söyledi. Acar'ın verdiği bilgiye göre, Turgut Özakman'ın “Şu Çılgın Türkler”, Nermin Bezmen'in “Sır”, Nazım Hikmet'in “835 Satır”, Murathan Mungan'ın “40 Oda”, Zülfü Livaneli'nin ”Mutluluk”, Dostoyevski'nin “Hz. Muhammed”, Emre Kongar'ın “Kızlarıma Mektuplar”, Can Yücel'in “Sesini Kaybetmeyen Şiir”, değişik türde çocuk kitapları, KPSS eğitim bilimleri, KPDS dil kitapları ve üniversite hazırlık kitapları okutulan kitaplar arasında yer alıyor.

NASIL YARARLANILIYOR?

Görme engelliler, kaset ve CD'lere okunmuş olan kitapları, Konuşan Kitaplık'tan dinleyebiliyor ya da seçtiği bir sesli kitabı ödünç alıp eve götürebiliyor.
En önemlisi ise Milli Kütüphane'ye hangi kitabı okumak istediğini belirterek müracaat eden okuma engellilere, kargo ya da posta aracılığıyla talep ettiği sesli kitap adresine ücretsiz olarak teslim edilebiliyor.

KIZININ KİTABINI SESLENDİREN ANNA                                                  

“Baba ve Piç” in yazarı Elif Şafak'ın annesi Şafak Atayman (58) da görme engelliler için sesli kitap oluşturulmasında gönüllü olarak çalışanlar arasında. Kısa bir süre edebiyat öğretmenliği yapan ardından Dışişleri Bakanlığı'nda ateşe olarak çalışan Atayman, emeklilik günlerini görme engelliler için kitap okuyarak değerlendiriyor.
Gönüllü okuyuculuğa kısa süre önce başladığını belirten Atayman, “Yaklaşık olarak 5-6 aydır sesli kitap okuyorum. Gönüllü okuyuculardan Jale Anıl ile yapılan bir röportajı okudum ve çok duygulandım. O an benim de bir şeyler yapmam gerektiğini düşündüm ve müracaat ettim” dedi.
Atayman, görme engellilerin, yaşamlarında bir çok problemle kendilerinin baş etmek zorunda kaldığını ifade ederek, şöyle konuştu:
“Görme engelli arkadaşlarımız için ufak da olsa bir şeyler yapabilmek mutluluk veriyor. Çoğu zaman yarının ne getireceğini düşünmeden yaşıyoruz. Oysa bir gün, biz de görme engellilerden biri olabiliriz. O nedenle duyarlı olmalı ve elimizden geleni yapmalıyız.”
Şu anda kızı Elif Şafak'ın “Baba ve Piç” adlı kitabını seslendirdiğini ifade eden Atayman, görme engelliler için kızının tüm kitaplarını kendisinin okuyacağını belirtti. Atayman, Elif Şafak'ın, kendisine destek verdiğini ve kimi zaman yazılarıyla bu konuya dikkat çekmeye çalıştığını söyledi.

“SESİMİ TANIYORLAR”               

Gönüllü okuyuculardan Jale Anıl (59) ise sesli kitap okumaya 1998 yılında başladığını ve her gün saat 09.30-14.00 arasında stüdyoya girdiğini kaydetti. Bugüne kadar yaklaşık 1500 kasetten oluşan 104 kitap okuduğunu ifade eden Anıl, ”Genellikle tez kitapları okuyorum. Çünkü, görme engelliler için, Braille ile sadece ilköğretim kitapları basılıyor. Üniversiteye hazırlık ve master kitaplarına ulaşılamıyor. Bu da eğitimine devam etmek isteyen engellilerimiz için büyük bir problem” dedi.

Anıl, seslendirme çalışmaları sırasında yaşadığı iki olayı şöyle aktardı:
“Bir gün stüdyoda tez okuyordum. Bir ara dışarıya çıktım. Çok sayıda görme engelli arkadaşımız vardı. Neden burada olduklarını sorduğumda, 'Bugün dolduracağınız kaseti bekliyoruz' dediler. Yani, özellikle bu tür kitaplara ihtiyacı olan çok kişi var.

Bir başka gün, Kızılay'da yürürken görme engelli birini gördüm ve ona gideceği yere kadar yardım edebileceğimi söyledim. Bana ismimin Jale olup olmadığını sordu. Öyle şaşırdım ki sesimi tanıyorlar. Bana 'Sizi sesinizden tanıyorum. Okuduğunuz kitapları dinliyorum. Şu an da Bir Çift Yürek'i okuyorum' dedi. Bir insanı hayatta bundan daha mutlu edecek ne var ki...”

“GAZETECİLİK YAPMAK İSTERDİM”

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünü bitirmesine karşın kütüphaneci olarak çalışan, görme engelli Ramazan Bakırcı (36) da ilköğretimden sonra eğitimine devam edebilmek için başta kitap bulamamak gibi problemlerle karşılaştığını söyledi.
Karma lisede eğitim alırken, alt sınıftaki öğrencilerin gönüllü olarak kendisine ders kitaplarını okuduğunu ve üniversiteye böyle hazırlandığını ifade eden Bakırcı, “Mezun olduktan sonra gazetecilik yapmak isterdim. Ancak böyle bir imkanım olmadı. Çok seçeneğimiz olmuyor” diye konuştu.

29 Mayıs 2007

Doğan HIZLAN  dhizlan@hurriyet.com.tr

İlgisizliğin Fahrenheit 451'i

KANSAS (ABD) kaynaklı bir A.A. haberini özetlemeliyim:

"ABD'nin Missouri eyaletinde bir sahaf, kitap okuyanların sayısının giderek azalmasını protesto için kitaplarını yakmaya başladı.


Dükkánını açtığından beri on binlerce kitap toplayan ve çoğunu satamadığı kitapları elden çıkarmak isteyen Tom Wayne, kütüphanelere bağışta bulunmak istedi. Ancak kütüphaneler yerleri olmadığı için kitapları almak istemeyince Wayne, bunu protesto için kitapları yakmaya karar verdi. Wayne, dükkánın önünde kitapları ateşe verirken, 'Bu, Amerika'da düşünce dünyasının cenaze törenidir' dedi.

Wayne, son yıllarda insanlar, televizyon ve interneti daha çok kullandığı için kitap müşterisinin azaldığından yakındı.

İtfaiye, kitapların izinsiz yakıldığı gerekçesiyle 'yangın'ı bir müddet sonra söndürdü. Ancak Wayne, gerekli izni alacağını ve 20 bin dolayındaki kitabı aylık periyotlar halinde yakmaya devam edeceğini söyledi."

* * *

NE
zaman kitap yakma cümlesini duysam ya da okusam, aklıma Ray Bradbury'nin yazdığı François Truffaut'nun sinemaya aktardığı Fahrenheit 451 gelir.

Fahrenheit 451, kitabın yanma ısısıdır.

Faşist yönetimlerde, toplu yakma çılgınlığını anlatıyordu film.

Nobel Edebiyat Ödüllü Elias Canetti'nin başyapıtı Körleşme romanının kahramanı Profesör Kien de kitaplarını ateşe verir.

Belki de Profesör Kien'in bu sözü, bütün okuyanlar için geçerlidir: "Ne kadar kitabınız varsa o kadar yalnızsınız."

Wayne'in de, Kien'in de ruh halini çok iyi anlıyorum. Kitap sevenin, kitaba ilgisizliğe tahammülü yoktur. Hele gidişatın düzelmeyeceğine inandığında büsbütün umutsuzluğa kapılır.

Kitapların satın alınmaması, bir sahaf için bir kábus. Asıl kötüsü, trajik olanı, kitapları bağışlayacak bir yerin, bir kişinin, bir meraklının, bir kütüphanenin bulunmaması.

Birçok dostumu kara kara düşündüren bir konu.

Kütüphanelerde yer yok, Anadolu üniversitelerinde yer olsa da başka şehirde yaşayanlar gene de kitaplarıyla aralarındaki duygusal bağdan kopamıyorlar. Kitaplarıyla ayrı şehirlerde yaşamak bir özleme yol açıyor.

Yazar dostlarımın çoğu bu problemi çözemiyorlar.

Özel kitaplık binalarının yapılmasını, bağışlayanların adına bölümler açılmasını öneriyorum.

* * *

WAYNE
çağımızın uyarı ateşini yakmış.

28 Mart 2007

Teknoloji kütüphaneye ilgiyi artırdı

Erzurum'daki İl Halk Kütüphanesinden teknoloji kullanılarak sunulan imkanlar sayesinde yararlanan kişi sayısında artış yaşandığı bildirildi.

El yazma eserlerle birlikte toplam 62 bin yazılı kaynağın bulunduğu kütüphaneden hizmet alan kişi sayısında, 10 yıl öncesine oranla yüzde 50 oranında artış kaydedildi.

Kütüphane Müdürü Ahmet Ruşen, kütüphanelerinden, 1997 yılında 60 bin kişi, 2005'te 128 bin, 2006 yılı sonu itibariyle ise 136 bin okuyucunun yararlandığını bildirdi.

Günlük ortalama 500 kişiye hizmet verdiklerini belirten Ruşen, hizmet alan kişi sayısındaki artışın teknolojiye yapılan yatırım sayesinde gerçekleştiğine dikkati çekti.

Kütüphanedeki 9 bin 776'sı tarihi el yazma ve basma eser olmak üzere 62 bin kaynaktan 32 bin eserin kataloğunu internet ortamında kayıt altına alarak ”e-kütüphane.org” adresi üzerinden yayınladıklarını belirten Ruşen, şunları kaydetti:

“Halkımıza sunduğumuz hizmetteki kaliteyi teknolojiyi kullanarak her geçen yıl daha da iyileştiriyoruz. Hizmet çeşitliliğini artırıyoruz. 10 yıl önce bir vatandaşımız ihtiyaç duyduğu kaynağı bulmak için kütüphanemize kadar gelerek tarama yapmak zorunda kalıyordu. Şimdi ise istediği eserin bizde bulunup bulunmadığını söz konusu internet adresine girerek tespit etme imkanı var.”

651 EL YAZMA ESER BİLGİSAYAR ORTAMINA AKTARILDI

Ahmet Ruşen, kütüphanede 651 el yazma eser bulunduğunu, bu eserlerin de daha fazla kişi tarafından paylaşılması için bilgisayar ortamına aktarıldığını kaydetti.

İnternet ortamında “www.yazmalar.org” adresi üzerinden yayınladıkları el yazma eserlerine internet sayesinde Türkiye'nin her yerinden ulaşma imkanı sunduklarını kaydeden Ruşen, şöyle devam etti:

“Tarihi 300-500 yıl öncesine dayanan, Osmanlıca, Arapça ve Farsça yazılı el yazma eserleri, internet ortamında yayınlandıktan sonra yoğun ilgi gördü. Özellikle bilim adamlarının ilgi gösterdiği bu eserleri ayrıca CD'lerle kayıt altına aldık. İsteyene, el yazma eserlerini CD olarak verebiliyoruz. Bu olanaklar sayesinde kütüphanemizden yararlanan kişi sayısını son 10 yıl içinde yüzde 50 oranında artırmayı başardık.”

Ruşen, son yıllarda Türkiye'de kitap okuyan kişi sayısında giderek azalma olduğu düşünüldüğüne de işaret ederek, “Bu durum Erzurum için söz konusu olamaz. Bunun böyle olmadığı kütüphanemizdeki istatistikler de gösteriyor” diye konuştu.

Kütüphanelerinden 2005 yılında 10 bin 90, geçen yıl ise 12 bin 500 kişinin ödünç kitap aldığını kaydeden Ruşen, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu rakamlar, ilimizde kitap okuyan kişi sayısında azalma değil artış olduğunu gösteriyor. Kütüphanemizden ödünç kitap alan kişi sayısında artış yaşanıyor. Bu artış sürecini devam ettirmeye çalışacağız. Bunun için teknoloji kullanımının yanı sıra kaynaklarımızı sürekli zenginleştirmeye çalışıyoruz. Piyasaya yeni çıkan kitapları kütüphanemizde de bulabilirsiniz. Bunun da kütüphanemize gösterilen ilginin artmasına önemli bir etkisi var.”

“KÜTÜPHANELER GÜNLÜK YAŞAMIN BİR PARÇASI OLACAK”-

Kültür ve Turizm İl Müdürü Fikret Öztürk de kütüphanelerin verdiği hizmeti çok önemsediklerini belirterek, bu hizmetten yararlanan kişi sayısını daha da artırmak amacıyla yeni çalışma başlatacaklarını bildirdi.

Kütüphanelerin sadece kitap okunan mekan olarak kullanılmasının doğru olmadığını ifade eden Öztürk, şöyle dedi:
“Kütüphanelere bulundukları bölgede birer faaliyet ve etkinlik merkezi olma misyonlarını da kazandıracağız. Merkezi konumda olan halk kütüphanelerinde internet merkezleri kuracağız ve değişik kültür sanat programları düzenleyeceğiz. Bu şekilde kütüphaneler günlük yaşamın bir parçası olacak ve daha fazla ilgi görecek.”

Site Haritası | Sayılar | Kütüphane Ana Sayfası | Atılım Üniversitesi | Ana sayfa | İletişim