Sayı:7/Yıl 2 Haziran/2007
ISSN: 1306-3472


Sahibi:
Prof.Dr. Abdurrahim Özgenoğlu
Yayın Kurulu :

Prof.Dr. İsmail Bircan
Prof.Dr. Oya Batum Menteşe
Uzman Nilüfer Ünal
Editör:  Nilüfer Ünal
             3 Ayda bir yayınlanır.

NURSUN EREL, GAZETECİ


Üniversitemizin 10. yıl kutlamaları etkinlikleri kapsamında Fen-Edebiyat Fakültesi tarafından düzenlenen “Küreselleşmenin Medyası, Medyanın Küreselleşmesi, Günahlar ve Fırsatlar, Nasıl Bir Medya” konulu panele, panelist olarak Ali Bilge, Faruk Bildirici, Nursun Erel, Doğan Tılıç katılmışlardı.
( Panelin görüntüleri, “Kurumsal Arşiv” sayfamızda izlenebilir. )
Panel sonrası verilen kokteylde Sayın Erel’le görüşme imkanım oldu ve kendisinden “e-bültenimiz” için söyleşi yapmak talebinde bulundum. Beni kırmadılar ve yoğun programına rağmen çok kısa bir sürede de bu söyleşiyi gerçekleştirdik.

Söyleşimizdeki ilk sorumuz aşağıdaki satırlarda da okuyacağınız gibi “kendinizi nasıl tanımlarsınız” idi. Bu soruya yanıt olarak Sayın Erel şöyle diyor; “bir meslektaşıma sordum dört özelliğimi söylesin diye, o da dışa dönük, enerjik, işini seven, çalışmaktan yorulmayan birisidir Nursun dedi, ancak yanı sıra galiba ben oldukça duygusal, hatta duygularıyla çok hareket eden birisiyim de…”
 


 

Sayın Erel kendisini böyle tanımlıyor ama ben söylenilen tanımlara katılarak şu cümleleri de ilave etmek istiyorum. Sayın Erel, biraz mahcup, son derece mütevazi, güler yüzlü ve kültürlü başarılı bir kadın. İki kitabı var. “Hamamböceği Sendromu, İstanbul: Remzi Yayınevi, 2004” ve “Tansu Çiller'in Siyaset Romanı; Ali Bilge ve Nursun Erel, Ankara Bilgi Yayınevi, 1993”. Bu kitaplarla ilgili geniş bir tanıtımı bu sayımızın, “Yayın Dünyası” başlıklı sayfasında bulabilirsiniz.

 

NURSUN EREL, Ankara'da doğdu. Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin, Basın Yayın Yüksekokulu-Radyo TV Bölümü'nü bitirdikten sonra, gazetecilik mesleğine Anadolu Ajansı'nda başladı.

İş yaşamı:

Anadolu Ajansı: 1980-1982 İç Haberler, stajyer muhabir.

TERCÜMAN: 1982-1989 Ekonomi muhabirliği

Maliye Bakanlığı (Bakan Adnan Kahveci):1989-1991 Danışman

Başbakan Yardımcılığı (Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller)-1991 Danışman

CUMHURİYET: 1993-1995- Siyasi Muhabir

MİLLİYET: 1995-1996- Siyasi Muhabir

KANAL D TV:1996-2004 Ankara  Temsilcisi, siyasi muhabir, siyasi haberler editörü.

NOKTA Dergisi:2004-2005 Ankara Temsilcisi.

THE NEW ANATOLIAN: 2006-2007 Editör, siyasi muhabir.

TRT RADYO 1:  2004-2007 Bağımsız yorumcu.

Önemli siyasi röportajlara imza attı, ga­zetelerde yayınlanan dizileri de araştırmacı gazeteciliğe başarılı örnekler kazandırdı. Japonya ve ABD'de gazetecilik seminerlerine katıldı. Erel son 7 yıldır gazetecilik deneyi­mini ekrana taşımakta. Dünyanın her yerindeki, pek çok önemli olayı izleyerek Türk izleyicisine ekrandan yansıtan Erel, dünya liderleriyle yaptığı özel röportajlarla da tanınıyor. Erel evli ve iki erkek çocuk annesi.

Kontakt adresi: nursunerel@yahoo.com 

… Halkımızın doğru haber alma hakkı, holdinglerin, tekellerin çıkarlarının süzgecinden geçerek tırpanlanıyor bence. şu sırada Türk basınının içinde bulunduğu en büyük tehlikeyi yasal engellemelerden çok tekelleşmede görmek gerekir bence…

Kendinizi nasıl tanımlarsınız?

Kendimi tanımlamam doğru olur mu?' diye düşündüm, bir meslektaşıma sordum dört özelliğimi söylesin diye, o da dışa dönük, enerjik, işini seven, çalışmaktan yorulmayan birisidir Nursun dedi, ancak yanı sıra galiba ben oldukça duygusal, hatta duygularıyla çok hareket eden birisiyim de…

Siz, ulusal ve uluslararası arenada çok önemli bir konuma sahipsiniz. Ancak gözlemlerimize göre, bilim erkektir, bürokrasi erkektir, siyaset erkektir, gazetecilik erkektir. Erkekler dünyasında, bir eş, bir anne ve başarılı bir kariyere sahip kadın olarak, böyle bir konuma nasıl geldiniz?

Sorunuzdaki pek çok övgüye teşekkür edeyim önce ama, biraz haklı biraz haksız bir yorumlama bu bence, Neden? Hatırladığım kadarıyla okul yıllarında (SBF Basın Yayın Yüksek Okulu-Radyo TV Bölümü) kızların sayısı erkeklerden fazlaydı ama meslekte bu çoğunluğu koruyamadık. Bence bu biraz da kadın meslektaşlarımızın tercihlerinden kaynaklandı. Benim ilk işyerim Anadolu Ajansı oldu. Ajansta hatırı sayılır sayıdaydı kadınlar. Büyük olasılıkla is güvencesi, hafta sonu izinleri, yıllık izinler hatta annelik sürecindeki izinlerin güvenceli olması nedeniyle Ajans da görev almayı daha çok tercih etmişlerdi. Ancak daha sonra çalıştığım gazetede bu sayı neredeyse 100 'de 2 gibi bir orana düştü. Çünkü gazetelerde çalışma koşulları çok daha ağırdı, iş güvencesi yok gibi bir şeydi, günlük çalışma saatleri uzun, ortam stresliydi. Sanıyorum bu gibi nedenler kadınları gazetelerde çalışmaktan alıkoydu. Ancak ben bu koşulları anlatırken 80'li yıllardan söz ediyorum. Sonraki yıllarda koşullar çok daha iyileşti ve daha çok sayıda kadın gazeteci gündemde olmayı başardı. Aile yaşamımıza gelince, galiba bana ve mesleğime çok değer veren bir eşim olduğu için şanslıydım, bu sayede çocuklarımızı bütün zorluklara rağmen yetiştirebildik. (Hamamböceği Sendromu-Nursun Erel- 2004-Remzi Yayınevi-İstanbul.)

Siz, Körfez savasını takip ettiniz, Irak’ta bulundunuz. Savaş alanında hayatınızı riske atıyorsunuz, risk alıyorsunuz ve çevrenizdeki acılara tanık oluyorsunuz. Psikolojik olarak etkileniyor musunuz?

Evet tabii ki, çevrenizde yaşanan trajediden etkilenmemek mümkün değil. Ama gazetecilik mesleği bir zamanla yarış mesleğidir. Dolayısıyla duygusal durumunuz işi yapmanıza engel olamaz, o günkü haberi ya da o dakikadaki bülteni kurtarabilmek için her durumda mutlaka ayakta kalmak, haberi toparlamak durumundasınızdır çünkü. Ben bu durumu Hamamböceği Sendromu isimli kitabımda detaylarıyla dile getirmiştim.

Herkes savaş muhabiri olabilir mi, ya da savaş muhabiri olabilmek için farklı kriterler vardır denebilir mi?

Savaş muhabirliği kavramı neredeyse son yüzyılda mesleğimizin önde gelen dallarından biri olmuş. Bu sayede pek çok savaş trajedisi, soykırımlar, hatta yasak silahların kullanımı, belgelerle, fotoğraflarla kayda geçirilebilmiş. Tabii ki çok sayıda zorluk, risk hatta ölüm tehlikesi de savaş muhabirliği tanımının içindedir. Risk alma yeteneği bu dalda muhabirlik yapabilmenin ön koşullarından biridir ama galiba biraz maceraperest bir ruh da gerektirir bu meslek. Bir de komik gelebilir ama kolay nezle olan, yemek seçen, titizlikten vazgeçemeyen birinin bu mesleği yapabilmesi kolay görünmüyor bana. Bulunulan koşullardaki tuvaletleri, açlığı gidermek için atıştırılan yiyecekleri detaylarıyla burada konu etmek istemem doğrusu…

…Tansu Çiller, siyasete atıldığında başarılı bir kariyeri zaten geride bırakmıştı. Tanınmış bir profesördü. Ancak ne yazık ki siyasette aynı başarıyı gösteremedi. Kişisel, engellerinin bu sonuçta etken olduğunu düşünüyorum…

Bir ara Sayın Tansu Çiller’in danışmanlığı görevinde bulundunuz. Gerek kariyerinde gerekse anne ve eş olarak Tansu Çiller nasıl bir kadın sizce?

Tansu Çiller, siyasete atıldığında başarılı bir kariyeri zaten geride bırakmıştı. Tanınmış bir profesördü. Ancak ne yazık ki siyasette aynı başarıyı gösteremedi. Kişisel, engellerinin bu sonuçta etken olduğunu düşünüyorum. Biz değerli meslektaşım Ali Bilge ile birlikte kaleme aldığımız kitapta bu konuyu irdelemiştik. (Tansu Çiller'in Siyaset Romanı- Ali Bilge-Nursun Erel, 1993-Ankara Bilgi Yayınevi.)
Anne ve eş olarak Tansu Çiller'i değerlendirebilmem ise biraz güç, çünkü kendisiyle aile ortamında hiç beraber olmadım, bütün birlikteliğimiz devlet bakanlığı göreviyle sınırlı kaldı.



Nursun Erel, Benazir Butto’yla

Sizin Benazir Butto ile de bir röportajınız var. O da çok güçlü bir kadın. Biraz da O’nu anlatabilir misiniz?

Benazir Butto ile günlerce çok çeşitli ortamlarda birlikte olduk. Kendisiyle söyleşiler yapmanın ötesinde, yaşadıklarını ve çevresinin ona tepkisini gözlemleme olanağım oldu. Adeta sürgünde olduğu Dubai'de ve Pakistan'da mahkemelerde yargılanışı sırasında… Benazir çok iyi eğitim almış, hırslı, kararlı ancak duygusallıktan uzak bir politikacı olarak göründü bana. Babası Zülfikar Ali Butto, erkek çocukları da olmasına rağmen Benazir'i politikaya teşvik etmiş. Anlatılanlara göre Zülfikar Ali Butto, idam edilmeden önceki son gecesini kızı Benazir'le geçirerek ona politikadan hiç geri adım atmamasını, hatta politikada önemli bir noktaya gelerek kendi intikamını mutlaka almasını vasiyet etmiş. Baba Butto'nun bu tutumunun Benazir üzerindeki etkisi kaçınılmaz. Ancak bence Benazir'i politik yaşamında pek çok kadın politikacıyı olduğu gibi kötü evliliği asıl olumsuz etkilemiş ve başarısız sonunu hazırlamış…Asaf Zardari'nin paraya düşkünlüğü ve ilkesizliği Benazir'e siyaseten çok büyük eksiler getirmiş ve hatta politikadan silinmesine yol açmış denilebilir.

Tekrar Bayan Erel’e dönmek istiyorum, bayan Erel, kariyeri ile eş ve anneliği nasıl dengeliyor?

Bu bir tek benim için değil bütün çalışan kadınlar için söz konusu olan bir durum. Ne yazık ki çoğu kez meslek ve aile yaşamımızı büyük zorluklar ve en önemlisi suçluluk duyguları ile savaşarak yaşadık ama doğrusu bu yaşamda keyif de çoktu. Eşimle birlikte çok yoğun çalıştığımız zamanlarda çocuklarımızı almak üzere okullarına hatta anaokuluna geciktiğimiz çok olmuştur. Bir keresinde bir uçak kaçırma olayı nedeniyle Esenboğa'da saatlerce süren yayınlar nedeniyle çocukları almaya çok geç saatlerde gidebilmiştim. Eşim de şehir dışındaydı. Onların karanlıkta basketbol sahasının kenarında oturmuş kara kara düşünen halleri hiç gözümün önünden gitmez. Ancak her ikisi de şu anda başarılı birer üniversite öğrencisi. Bu noktaya gelmek kolay olmadı ama şimdi çok sevinç duyuyorum. Ayrıca yaşamda mesleki ve özel konularda hiçbir şeyi eksik bırakmamış olmak da harika bir tatmin bence.


Nursun Erel, Fransız seçimleri sırasında Fransa’da

Siz hem yazılı basında hem de görsel basında başarıyla görev yapıyorsunuz. Basının topluma karşı olan sorumluluklarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ne yazık ki tam olarak bu sorumluluklar yerine getirilemiyor bence. Halkımızın doğru haber alma hakkı, holdinglerin, tekellerin çıkarlarının süzgecinden geçerek tırpanlanıyor bence. şu sırada Türk basınının içinde bulunduğu en büyük tehlikeyi yasal engellemelerden çok tekelleşmede görmek gerekir bence.

Bir gazeteci olarak, inançlarınızla yaptığınız iş arasında çatışma yaşadınız mı?

Oldu…Son derece sarsıcı bir yolsuzluk haberine epey uğraşarak ulaşmıştım. Ancak o sırada çalıştığım günlük gazetede bu habere epey tereddütle yaklaşıldı, bunun gerekçesi yolsuzluğun gazetenin sahibi ile bir bağlantısı olabileceği endişesiydi. Ancak bizim patronun bu yolsuzlukla ilgisi olmadığı anlaşıldıktan sonra haber kullanılabildi. Bu durum beni çok sarsmıştı. Sonradan da 'keşke bu gazetede çalışmasaydım' dediğim oldu ve zaten o gazetedeki çalışma sürem de 1.5 yılla sınırlı kaldı.

Çok yoğun bir temponuz var. Bu tempo içinde mutlaka unutamadığınız, siz de derin izler bırakan anılarınız vardır. Unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Filistin Lideri Yasser Arafat'la özel röportaj için Ramallah'a gitmiştim, röportajı tamamlayıp, Kudüs'e dönerek görüntülerin ham montajını yapıp İstanbul'a geçtik. Çok yorucu bir gündü, akşam otele dönüp, tam ayaklarımı uzatmıştım ki, televizyonlardan İsrail tanklarının Ramallah'a ilerlediği haberleri akmaya başladı. Büyük zorluklarla kameramanımla birlikte tekrar Ramallah'a 7-8 kilometre yürüyerek Ramallah'a geri döndük (Hamamböceği Sendromu.) Çatışmaların tam göbeğine düşmüştük, her şey adeta bir filmin sahnesinde yaşanıyor gibiydi, ne yazık ki aynı dakikalarda bir İtalyan meslektaşımız öldürüldü, biz uzun süren korkulu yürüyüşümüzün sonunda bir televizyon stüdyosuna sığınmayı başardık. 48 saat boyunca o stüdyoda mahsur kaldık ama o sırada binanın pencerelerinden çekimlerimizi yapabiliyor, görüntülerimizi geçebiliyorduk. Çatışmalar neredeyse bizim burnumuzun dibinde cereyan ediyordu, hatta yayınların yapıldığı stüdyonun camına da iki kurşun isabet etti. Bu bir televizyon gazetecisi için olağanüstü şanstı. Sonunda büyükelçiliğimizin bir zırhlı aracı gelerek kameramanımla beni binadan çıkardı. Büyükelçilik arabası yaklaşırken rüzgarla dalgalanan Türk bayraklı fors hiç aklımdan çıkmaz…

Bu keyifli sohbet için size çok teşekkür ederiz.

Site Haritası | Sayılar | Kütüphane Ana Sayfası | Atılım Üniversitesi | Ana sayfa | İletişim