MAKALELER > 21. YÜZYILDA MEMLEKETİMDEN KİTAP VE KÜTÜPHANE MANZARALARI
                        >TÜRKİYE’DE KADININ  BUGÜNKÜ KONUMU


Meltem TURAN EROĞLU

Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi İngiliz Dili Öğretimi ABD'nı bitirdi. Cambridge Universitesi’nden ICELT ( In-service Certificate in English Language Teaching) sertifikasını 2006 yılında aldı.  Halen Atılım Üniversitesi’de İngilizce Servis Dersleri Koordinatörlüğü’nde İngilizce Okutmanı olarak görev yapan Eroğlu,   Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde İngilizce Dili Öğretimi ABD'da  yüksek lisans  yapmaktadır.

 

21. YÜZYILDA MEMLEKETİMDEN KİTAP VE KÜTÜPHANE MANZARALARI

...Oysa ki benim için kütüphane diğer ucunda eğitim olan bir mıknatısın kutuplarından biridir. Kütüphane, eğitimin olmazsa olmazıdır. Çünkü eğitim bir grup öğrenciye bilgi aktarmaktan ibaret değildir. Eğitim öğrencilerin yeni bilgileri başkalarından almalarına değil de o bilgileri kendi kendilerine bulup, özümseyip eleştirmelerini ve yeni sentezlere ulaşmalarını da sağlamalıdır...

21. yüzyılda yaşamak… Günden güne sıkıntıları katlanarak artan bir dünyada yaşamak…Çok zor. Bir yanda bitmek tükenmek bilmeyen savaşlar, diğer yanda sonu gelmeyen yoksulluk, globalleşme, popüler kültür, ömrü üç beş gün olan şarkılar, filmler… Peki ya ülkemizde durum ne? Hiç fark yok. Neye harcıyoruz enerjimizi bu ülkede? Hipnoz edici özelliğiyle televizyon bir numaralı engel. Her gün yeni bir dizi, zaman öldürme aracı olarak çıkıyor insanların karşısına. Ve bol magazinli, polemikli programlar nefis bir sos ve garnitür niteliği taşıyor. Bu ne tezattır ki yine aynı bu hipnoz aleti bana ne kadar da gerekli bir alet olduğunu gösterdi.

Geçen Cumartesi sabahı kahvaltı sonrası kanalları dolaşırken NTV’de Tayfun Talipoğlu’nun Bam Teli programına rastladım ve iyi ki de rastladım. Tayfun Talipoğlu birkaç çocukla röportaj yapıyordu. Yanılmıyorsam şöyle bir soru sordu bir tanesine: “Sen kitap okuyor musun?” Çocuk: “Okumuyorum?” Talipoğlu: ”Neden?” Çocuk: “Çünkü uzun yazılar beni sıkıyor, yoruyor.” Ve çocukların verdiği yanıtlar üç aşağı beş yukarı aynıydı. Ama aslında programda haber yapılan önemli nokta başkaydı.

Manisa Koldere’de bir kütüphanenin açılışı vardı. Ancak bu kütüphaneyi açan, kendi imkanları ile yola çıkan ve sadece Bergama’da 8 köy ve 2 beldede kütüphane açmayı başaran Rasime Şeyhoğlu ve oğlu Recai Şeyhoğlu idi. Öyle sizin düşündüğünüz gibi çok da varsıl bir aile değiller. Tek istedikleri tıpkı “Eşekli Kütüphaneci* (bkz. Yrd. Doç. Dr. Cumhur AYDIN Atılım Üniversitesi Kütüphane ve Dokümantasyon Kütüphane Müdürlüğü Elektronik Bülteni, Yıl:1 Sayı:3) gibi kütüphaneye ulaşamayan halka, kitap ve aydınlık ulaştırmaktı. Ve açılış konuşmasında yaklaşık olarak şöyle deniyordu; “Bizim köy çocuklarımızın da Tolstoy, Marquez, Anton Çehov okumaya hakkı var ama onlar Tevfik Fikret, Behçet Necatigil de okuyacaklar, onlar hem bir dünya vatandaşı olup hem de uluslarına, vatanlarına sahip çıkacaklar. Bu olduğunda çocuklarımız hem evrensel hem de milli konularda daha fazla duyarlık gösterecekler.” İşte bu köy çocuklarımız kütüphanelere hayırsever Şeyhoğlu ailesi sayesinde  kavuşuyorlar.

Ancak her disiplinin belkemiği niteliğindeki  kaynaklar internette olmayabilir ve internet kaynaklarının yazarlarının konuya hakimiyetlerinden emin olamayabilirsiniz. Öğrencilerimizin bilgiye kütüphanelerde birinci elden ulaşmaları ve onu amaçlarına uygun bir şekilde kullanmayı başarabilmeleri en büyük beklentimizdir.

Peki üniversitelerde her gün gözünün bir kütüphane olan öğrencilerle bu mekanlar arasında nasıl bir ilişki var? Ve pek çoğu için kütüphane nasıl bir çağrışım yapıyor? Kışın ders çalışmak için en uygun yer? Hoca internet dışında bir kaynak istediğinde arada bir gidilen bir yer? Oysa ki benim için kütüphane diğer ucunda eğitim olan bir mıknatısın kutuplarından biridir. Kütüphane eğitimin olmazsa olmazıdır. Çünkü eğitim bir grup öğrenciye bilgi aktarmaktan ibaret değildir. Eğitim öğrencilerin yeni bilgileri başkalarından almalarına değil de o bilgileri kendi kendilerine bulup, özümseyip eleştirmelerini ve yeni sentezlere ulaşmalarını da sağlamalıdır. Elbette artık birçok bilgiyi bir dokunuşla internet ayağımıza getiriyor ve tabii ki öğrencilerimiz “Hocam, internet kaynağı kabul eder misiniz?” sorusunu soruyorlar. Ancak her disiplinin belkemiği niteliğindeki  kaynaklar internette olmayabilir ve internet kaynaklarının yazarlarının konuya hakimiyetlerinden emin olamayabilirsiniz. Öğrencilerimizin bilgiye kütüphanelerde birinci elden ulaşmaları ve onu amaçlarına uygun bir şekilde kullanmayı başarabilmeleri en büyük beklentimizdir.

...Ve bir kütüphaneye girdiğimde kitaplar üzerime üzerime geliyormuş gibi hissetmiyorum çünkü ben onların ortak dilini biliyorum. Ve asla hepsini okuyamayacağımı da. Ancak bir yüksek lisans ödevimde, işimle ilgili bir gereksinimde veya sadece zevk için bir şey okumak istediğimde nereden başlayacağımı biliyorum...

Kütüphane dendiğinde şöyle diyen insanları duymuşsunuzdur: “ruhum daralıyor, çok sıkılıyorum orada. Kendimi hemen dışarı atmak istiyorum”. Bunu söyleyen kişiler, ne yazık ki, havasız, nefessiz kalmalarının nedeni kütüphanenin rafları arasındaki gizemli dünyaya hiç girmemiş olmalarıdır. Oysa bu duyguyu daha bir ilkokul öğrencisiyken tatmış olmaktan mutluluk duyuyorum. Ve bir kütüphaneye girdiğimde kitaplar üzerime üzerime geliyormuş gibi hissetmiyorum çünkü ben onların ortak dilini biliyorum. Ve asla hepsini okuyamayacağımı da. Ancak bir yüksek lisans ödevimde, işimle ilgili bir gereksinimde veya sadece zevk için bir şey okumak istediğimde nereden başlayacağımı biliyorum.

Fakat yeri gelmişken şunun altını da çizmek zorundayım. Üniversite kütüphanelerinin başlıca işlevi  hizmet etmek için kuruldukları kurumların akademik ihtiyaçlarını karşılamaktır. Buna göre kütüphane her alanda olmasa da en azından üniversitedeki  bölümlerin öğrencileri için gerekli tüm temel kaynakları ve ders hocalarının kendilerini daha da geliştirebilmeleri ve kaliteli araştırmalar yapabilmeleri için ileri düzeydeki  kaynakları okuyucularına sunabilmelidir. Ve elbette teknolojinin son imkanlarından sonuna kadar da yararlanmalıdır, okuyucularına daha iyi hizmet verebilmek için.

...yeni nesillere önce kitap okumayı sevdirmek ve sonra bilgiye ulaşma ve kullanma becerisini kazandırmak. Sanıyorum bizim ülkemizin ve tüm 21. yüzyıl çocuk ve gençlerinin elzem ihtiyacı bu. Ancak o zaman her yaptıkları işi layıkıyla yapmayı öğrenebilecekler. Öyleyse üç beş demeden ulaşabildiğimiz kadar çocuğa, gence duyurmalıyız kitabın zengin bir zihinsel ve duygusal besin olduğunu...

Aslında elinde ne kadar kaynak olursa olsun önemli olan biraz da onun değerini anlamaktır onu sonuna kadar değerlendirmek ve başka kaynaklara gitmeyi başarabilmektir. Aslında sorun sadece görüldüğü gibi sadece kitaba ve bilgiye doyurulması gereken köy çocukları değil aynı zamanda elinin altındaki binlerce kitaptan zevkle ve sabırla yararlanmayı öğrenmesi gereken üniversiteli gençlerdir.

Öyleyse geriye tek bir şey kalıyor. O da yeni nesillere önce kitap okumayı sevdirmek ve sonra bilgiye ulaşma ve kullanma becerisini kazandırmak. Sanıyorum bizim ülkemizin ve tüm 21. yüzyıl çocuk ve gençlerinin elzem ihtiyacı bu. Ancak o zaman her yaptıkları işi layıkıyla yapmayı öğrenebilecekler. Öyleyse üç beş demeden ulaşabildiğimiz kadar çocuğa, gence duyurmalıyız kitabın zengin bir zihinsel ve duygusal besin olduğunu. Duyuramıyorsak yaşatmalıyız bunu onlara bir şekilde. Bir abla, kardeş, anne, abi veya öğretmen olarak…