10. YIL ETKİNLİKLERİ > Fotoğraf Sergisi
                                        >
Açılış Töreni
                                        >
Ödül Töreni


"CUMHURİYETTEN GÜNÜMÜZE ANKARA"

Üniversitemiz’in kuruluşunun 10. Yılı Kutlamaları çerçevesinde “CUMHURİYET’TEN GÜNÜMÜZE ANKARA” konulu fotoğraf sergisi açılmıştır. Sergi, VEKAM (Vehbi Koç ve Ankara Araştırmaları Merkezi) ve Üniversitemiz işbirliği ile ilk gün Devlet Resim ve Heykel Müzesi Konser Salonunda ve daha sonra Üniversitemiz Seyhan Cengiz Salonu fuayesinde açılmıştır.

Sergi 5 bölümden oluşmaktadır.

  1. Bölüm; 1920'li yıllar
  2. Bölüm; 1930’lu yıllar
  3. Bölüm; 1950’li yıllar
  4. Bölüm; 1960’lı yıllar
  5. Bölüm; 1980’li yılları

İçermekte ve o döneme ait bilgiler ve fotoğraflara yer verilmiştir. Aşağıda bu bilgiler ve fotoğraflardan bir kısmı yer almaktadır. 

1. BÖLÜM

1920’li yıllarda Ankara, öncelikle Kurtuluş Savaşı sırasında bütün etkinliklerin yer aldığı ve bugün simgesel değer kazanan mekan ve yapılarıyla öne çıkar. Yapı ve kentsel koşullar konusunda yaşanan yoksunluk ve yoksulluklar, kente yeni gelenlerin kalabilecekleri uygun sayıda konut ve Taşhan ve Gar Oteli dışında otel bulunmaması, milli egemenliğin oluştuğu ve savaşın yönetildiği yapıların bile farklı işlevlerden devşirilmesi, hızla artan kent nüfusunu zorlamıştır. İttihat ve Terakki Cemiyeti Kulüp yapısı, Milli Meclis olarak kullanılmış; Ziraat Mektebi, Taş Mektep ve Sanayi Mektebi, Genel Kurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Başkanlığı’nın birimlerine hizmet etmiş; Gar Kondüktör Binası Mustafa Kemal Paşa’yı ağırlamıştır. Savaşın zaferle sonuçlanması, başkentin Ankara’ya alınması ve 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in idare biçimi olarak benimsenmesi sonrasında Ankara’nın gereksinimlerini karşılamak üzere 1924 Lörcher Planı yaptırılmıştır. Buna göre Kale çevresindeki Eski Ankara’nın yanı sıra güneyde geliştirilen Yeni Şehir, hem yeni başkentin konut gereksinimini karşılayan, hem de kendini fiziksel ve toplumsal yeniden kurma becerisini kanıtlayan ilk adım olacak; yeni eğitim yapıları, yeni tören ortamları, yeni tarımsal üretim, yeni dinlence biçimleri bu kurulmadan paylarını alacaklardır.

2. BÖLÜM

1930’lu yıllarda Ankara’ya damgasını vuran en önemli unsur, bir önceki dönemin iradi toplumsal kararları olarak devrimlerin, hayatın her alanındaki etkileriyle kentsel mekana yansımalarıdır: Batı uygarlığını yakalama ve buna koşut kalkınma modellerini geliştirme hedefine sadık olarak, abecede gerçekleştirilen değişiklik ve okuma-yazma seferberliği, sırasıyla eğitim birliği, hukuk, sağlık, maliye, ekonomi, giyim ve kadın hakları gibi birbirleriyle iç içe alanlardaki devrim ve değişiklikler, kuşkusuz kentsel yaşamdaki yansımalarını bulacak, mimarlık ve çevre kültürünü de etkileyecektir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Modern Türkiye’ye doğru ilerlemenin söylemsel oluşumunda en önemli payı, mimari ürüne ve yeni başkente vermek gerekir. Sokaklar hızla değişmekte, her türlü altyapı, olanaklar ve görünümüyle çağdaş ve ‘Avrupalı’ bir kent yaratılmaya çalışılmaktadır. 1920’den 1928 yılına kadar kentin nüfusu dört katına yükselmiş, ikinci fiziksel plan olarak 1932 Jansen Planı devreye sokulmuştur. Planın kararlarına uygun biçimde, daha sonra Atatürk Bulvarı olarak anılacak kentsel prestij ekseni kurulur, üzerindeki yapılar yukarıda anılan ‘söylemsel arayışın kanıtsal nesneleri’ olarak belirirler. Atatürk’ün kurduğu İş Bankası da aralarında olmak üzere bankalar, bakanlıklar, Mülkiye Mektebi ve İsmet Paşa Kız Enstitüsü gibi önemli okullar ve Cumhuriyet’in Halk Evi, Etnografya Müzesi, Türk Hava kurumu gibi temel devrim kurumları, toplumsal ve kitlesel eğitimin mekanı olan sergievi, bu eksen üzerinde yer alır. Eksen, yeni parlamento ve bakanlıklar semti olarak geliştirilecek Vekaletler Mahallesi’nde son bulur. Kentin açık mekanlarında hızla yeni bir yaşam oluşmaktadır. Bahçeli Evler ve Güven Evler, 1935 yılında aynı anda, kooperatifçilik modeliyle üretilen konut mahalleri olarak ortaya çıkar ve “konut sorunu”na çözüm olmaya çalışırlar.

3. BÖLÜM

1950’li yıllar, savaş sonrası etkilerin azaldığı, ancak yeni politik ve ekonomik arayışlarla dışa bağımlı bir kalkınma anlayışına hız verildiği bir dönemdir.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve modern Türkiye toplumunun kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün 1938’den beri Etnografya Müzesi’nde geçici olarak defnedilen bedeni, 10 Kasım 1953 günü Anıt Kabir’e taşınacaktır: Anıt Kabir, artık toplumun ve Ankara’nın simgelerinden biri olacaktır. 1946’da geçilen “çok partili rejim”in sonucu olarak değişen iktidar ve toplum anlayışı, alınan dış mali, askeri ve ideolojik borç ve yardımlarla birleşince, başkentin çehresi ‘görünürde’ değişecektir. Kamusal alanın mihenk taşı olan Atatürk Bulvarı en olgun dönemine girmiş, sanki kentin ve ülkenin “candamarı” gibi akmaya başlamıştır: Gelişen eğitim düzeyi, alışveriş kültürü ve piyasa ekonomisi, buradan izlenebilmektedir. Dinlence anlayışı, Gölbaşı, Akçakoca ve Amasra benzeri çevre kasaba ve köyleri de kapsar hale gelmiş, iç turizm zenginleşmeye başlamıştır. Gençlik Parkı’nda 1953-1958 arasında her yıl düzenlenen Ankara Sergisi gibi fuar nitelikli girişim, anılmaya değer. Kentin üçüncü planı için 1954 yılında yarışma açıldığında nüfus 500 bin kişiyi bulmuş; ancak yarışmayı kazanan Yücel- Uybadın Planı 1957 yılında yürürlüğe girdiğinde, nüfus 600 bini aşmıştır. Bu artışın yarattığı konut baskısı, gelişen konut kooperatifleri üretimi ile kısmen çözülmüştür; bir önceki dönemin Bahçeli Evler deneyim bölgesi ‘oturmuşluk’ kazanmıştır. Ancak gecekondu üretiminin bir “sonuç gibi” görülmeyip “neden gibi” ele alınması düzensiz kentleşmenin dinamiğinin anlaşılmamasını getirecektir. “Montaj sanayi”, demiryoluyla kamusal ve toplu taşımacılığın bırakılıp şehir içi ve şehirlerarası ulaşıma yapılan yatırımlarla bireysel taşımanın teşvik edilmesi; tıpkı İstanbul’daki zamandaşları gibi, “görünüşü” iyileştirmek için ele alınan Bent Deresi ve Cenabi Ahmet Paşa Camisi çevresi “operasyon”ları, “görünürde” modern çalışmalardır. Aydınlanan genç ve demokratik oluşumun sahneye çıkışı için zaman yakınlaşmıştır.     

4. BÖLÜM

1960’li yıllar deyince, kentin fiziksel, ülkenin de toplumsal geleceğinden ‘daha umutlu olunan’ günler hatırlanır; en azından beklentilerle günlük çabalar bu yoldadır. 23 yıldır üzerinde çalışılan TBMM ya da Yeni Parlamento, 1961 yılında hizmete girer ve Ankara, yeni bir simge kazanır. Kentin gelişimi, başlangıçtan beri onu sıkıştıran ve çeperleyen çanak havzaya ulaşmış, onu zorlamaktadır. Kentin planlanmasında duyulan gerek üzerine kurulan Nazı Plan Bürosu, on yıl görev yapabilecektir. Bir önceki dönemin konut kooperatifleri eliyle çeperde genişleyip yayılan Ankara, merkezde rant baskısı altında yükselmiş ve “Yap-Yık” sürecini yeniden yaşamaya başlamıştır.

 

Önceki dönemlerim “Kira Evi” kullanımından destek alacak oluşum, bu kez “Kat Mülkiyeti” anlayışı ile hem yasallaşacak, hem de geçerlik kazanacaktır; böylece “ tek-tip”leşmiş apartman bloğu , parsel bazındaki yapı üretiminin ürün bazında motoru olacaktır. Kentsel hizmetlerin nitelik ve nicelik olarak artması, iki kez yıkılıp yapılan kentsel alanların artık “oturmuşluk” kazanması, ama nüfus artışı karşısında kentin işletilmesi ve örgütlenmesi konusundaki eski modellerin yenilenmemesi... Bunlar 1960’lı yıllara damgasını vuran konulardır. TCK ve DSİ gibi tekil ve küçük ölçekli, ODTÜ ve MTA gibi yaygın ve büyük ölçekli yeni yerleşkelerin kentsel coğrafyanın çeperlerinde ortaya çıkışı ne denli örgütlülük gerektiriyorsa, bunların “çağıracağı” hizmet akışı da o denli ön-örgütlenme gerektirmektedir. Oysa ikincisi, çözümsüz bırakılır: Hizmet alımının nasıl gerçekleşeceğinin kendi akışına bırakıldığı bir noktada, gecekondunun modern ve düzenli bir kentin yanında gelişerek. Marjinal ve “öteki” kentsel bölümleri yaratacağı bellidir. Öyle de olur.   

5. BÖLÜM

1980’li yıllarda ise, uluslararası kapitalin simgesi gibi gözükse de aslında formel-kurumsal oluşumların belgesi olan kalıcı ve yüksek yapıları, artık kentin silüetini etkileyecektir. Kent-içi trafik hızlanacak; Kızılay, Opera gibi kavşaklar, arkası gelmeyen metro girişimleri için kazılacak ve kapanacak; kent içinde kalmış olan dere ve çayların üstleri “açık kanalizasyona dönüştükleri” gerekçesiyle kapatılıp yol yapılacak; yerel yönetimin sosyal politikaları sonucunda kentsel hizmetlerin dağılımında bir ortak payda yaratılacak; yine yerel yönetimlerin elinde sivil toplumun geliştirilmesini amaçlayan yeni toplumsal araçlara dönüşen park ve açık alan düzenlemeleri sonucunda “sınırlar” ve “çitler” kaldırılacak, “yaya bölgeleri” oluşturulacak; konut kooperatifçiliği eliyle nicelik olarak çok başarılı olan bir kent parçası,

Batıkent yaratılacaktır. Bütün bunların ötesinde, önceki on yılların olumlu ve planlı Ankara’sından kalan izler de hızla silinecektir.