Ustalar > Mustafa Güzelgöz.
                  > Duygu Asena  


İKİ USTANIN ARDINDAN

 

Geçen sayımızda bu bölümde kaybettiğimiz iki değerli ustadan söz etmiş ve şöyle demiştik; “Yaşam yolculuğunda kimi yolcular çok hızlı yol alırlar, üretirler, dinamiktirler ve yaşamları son bulduğunda arkalarında çok şey bırakmışlardır. Ürettikleriyle anılırlar,  Unutulmazlar.”  Bu sayımızda bu cümleye şunları da eklemek istiyoruz. Öyle kahramanlarımız vardır ki, mesleklerinde yeni ufuklar açarlar, inatçıdırlar, yaratıcıdırlar, toplumu uyandırırlar.

MUSTAFA GÜZELGÖZ; Nazım Hikmet’in dizeleriyle,

                        “Topraktan okuyup

                            Kitapsız bilendir”

Liseyi okumamış, kütüphanecilik eğitimi görmemiş ama, yenilikçi, yaratıcı, özverili çalışmalarıyla Anadolu’nun aydınlanmasında emeği geçen 77 ülke arasında yaratıcı hizmetiyle dünyada birinci olan kütüphaneci. Bir duayen.

 VE

DUYGU ASENA

"TÖRE CİNAYETLERİ HABER OLUYORSA ONUN PAYI VAR”

Ayşeler uyanın Alileri uyandırın';

Yukarıdaki sözler, Yazarımızın,  Kadınca'da bir dönemi başlatan yazısının başlığı.

 

MUSTAFA GÜZELGÖZ,

Bu sayımızda da önce size gerçek bir masal anlatacağız. ….Masal diyoruz çünkü, yaratıcılıkta sınır tanımayan, inatçı, bir o kadar da tuttuğunu koparan  bir kütüphaneci 

Ve masalımızı, “Biz kütüpheciler adam yerine konmuyoruz, kimse bizi saymıyor  diyen ve dağınık, kirli bir kütüphanede otururken gelen devlet büyüklerinin bu manzarayı görmesi ve kütüphaneciyi azarlamasıyla feryat figan eden meslektaşlarımıza” ithaf ediyoruz. 

Bu masalı lütfen “EŞEKLE GELEN AYDINLIK-MUSTAFA GÜZELGÖZ; HAZ. AYDIN İLERİ-TAYFUN TALİPOĞLU, 2006, Mephisto Yayınları.192 s.” kitabından okuyunuz. Aşağıda o kitaptan alıntılar var. Ayrıca Sayın Tayfun Talipoğlu’nun  rahmetli Güzelgözle Bam Teli Programı için yapmış olduğu söyleşiyi de izleyebilirsiniz.  Bu görüntülerin bir kısmını Sayın Talipoğlu’nun hoşgörüsüne sığınarak yayınlıyoruz. 

MUSTAFA GÜZELGÖZ

BİR ÇAĞDAŞ MASAL KAHRAMANI 

Mustafa Güzelgöz, 1921 yılında Ürgüp’te doğar. İlk ve orta öğrenimini Ürgüp’te bitirir. Askerlik hizmetini tamamladıktan sonra, İstanbul’a gitmeyi hedefler ama ailesi, onun Ürgüp’te kalmasını ister. Ürgüp’ün o zamanki kaymakamı Fahri Çıvgın’ın teklifiyle 1944 yılının Temmuz ayında 40 lira aylıkla “Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi”ne memur olarak atanır.  

Öncelikle, kendisinden önce çalışanlar tarafından “bu basma ve yazma kitaplar okunmaz” diye bir binanın rutubetli odasına atılan 2300 adet yazmayı depodan çıkarır. bütün yazmaları, cüzleri tek tek güneşe çıkartarak kurutur, tek odalı bir kütüphaneye bunları yerleştirerek gelecek kuşaklara hazırlar.  

EŞEKLERLE KÜTÜPHANE FAALİYETİ ; Dünyada ve Türkiye’de ilk kez yapılan “eşek sırtında köylere gezici kütüphane hizmeti” 

….Doktor hastalarına bakıyor, öğretmen çocuklarını okutuyor, veteriner hayvanlarını iyileştiriyor vb örnekleri sıralayarak kendisinin de bu köylünün yararına bir şeyler yapıp köylüden bir sandalyede alabileceğini düşünür. …. 

Güzelgöz, başta Ürgüp Kaymakamı olmak üzere birçok memurla birlikte bir köye adına “selector” denilen buğday temizleyicisinin açılış törenine gider. Köylüler ayağa kalkıp gelenleri karşılar bu sırada herkesin altına bir sandalye verilir; doktora, ziraatçıya, veterinere, sağlık memuruna, ortaokul müdürüne, öğretmene, nüfusçuya… Sonrasında da bir ikram faslı başlar. Köylü tanımadığı Güzelgöz’e bir sandalye bile sunmaz. Bir memur arkadaşı Güzelgöz’ le sandalyesini paylaşır. 

Güzelgöz bu olayı yaşadıktan sonra düşünür ve köylüye hak verir.  Hürmet edilen,sandalya tutulan, ikramlar sunulan diğer memurların hepsinin bu köylüye az çok bir yararı dokunduğunu düşünür. Doktor hastalarına bakıyor, öğretmen çocuklarını okutuyor, veteriner hayvanlarını iyileştiriyor vb örnekleri sıralayarak kendisinin de bu köylünün yararına bir şeyler yapıp köylüden bir sandalyede alabileceğini düşünür.  

“İnsan kitaba gideceğine, kitap insanın ayağına gelmelidir”  diyen Güzelgöz, yolları olmadığı için şehre gelişi zor olan köylülere kitabı kendisi götürmek ister. Motorlu araçların gitmesinin mümkün olmadığı köylere eşek sırtında kitap götürmeyi planlayarak uygulamaya koyar. Bakanlıktan kadro tahsisi ister, kabul edilir. 

Güzelgöz, 200 TL’lik kadro için işe alınacak kişinin en az ilkokul mezunu olmasını ve eşeği olması şartını arar. Bunların içinden Bekir Koca’yı seçer……..  Bu köylere kitabı götürecek olan eşekler için sandıklar yaptırır ve her biri 90-100 adet kitap olan iki sandığı eşeğin semerine yerleştirir ve düşer yollara.  

İlk durağı Karlık köyüdür.  

Köylünün okuma alışkanlığının oluşması için ilk önce; Karacaoğlan, Aşık Garip, Hazreti Ali’nin Hayber Kalesi Cengi gibi kitaplar götürür. Daha sonraki zamanlarda halkın yararına olacak tarım, hayvancılık v.b. konularda kitaplar bulundurulur. Okuma zevki gelişen köylüler zaman içinde tarih, tarihi romanlar, dini kitaplar, tarım ve sağlık konularında kitapları ve Dünya klasiklerini okumaya başlarlar.

Özellikle Karain köyünde Balzac okunmaya başlamıştır.

KÖY KADINLARI KÜTÜPHANEYI DAHA AZ KULLANIYOR 

Köylü kadınların geleneklerden dolayı erkeklerin yoğun olduğu yerlere gitmeme eğilimi ve işlerinin yoğunluğu kütüphaneye gelmemelerinin nedenlerinden bazılarıdır.  

Erkeklere oranla kütüphaneye çok az gelen yore kadınlarını kütüphaneye nasıl çekerim  diye düşünen Güzelgöz, iyi bir formül bulur.

(Yıllık okuyucu sayısı: 24.000; kadın okuyucu sayısı: 2000) 

Kütüphanelere dikiş makineleri alarak kadınların kütüphaneyi daha çok kullanmalarını sağlamayı planlar. …… Kütüphanenin tatil olduğu Salı günlerini sadece kadınlara açar..   

Eşekli Kütüphane sistemiyle Bakanlığın ve dünyanın ilgisini çeken Güzelgöz kadınları da kütüphaneye çekmenin yollarını planlarken şöyle diyor;  

“Baktım kadınlar gelmiyor, demir parmakların ardından bakıyor; içeri giremiyorlar. O zamanlar Zenith marka  dikiş makineleri yeni çıkmıştı. Hemen bu kuruma bir mektup yazdım Reklamlarını da yapacağımı belirterek her kitaplığa birer dikiş makinesi istedim. İyi insanlarmış; tez vakitte bir Singer, dokuz tanede Zenith marka dikiş makinesi yolladılar. Makineleri kütüphaneye yerleştirdim. Masaların üstlerine Ören Bayan’ın dikiş nakış örneklerini içeren broşürler koydum Sonra da köyün erkeklerini toplayıp onlarla konuştum. Salı günleri hanımın buraya gelecek, burada oturacak dedim….. Beklemeye başladım. Gencecik güzel güzel bayanlar, çeyizlerini düzmek üzere kütüphaneye gelmeye başladılar.”                               

 VE GÜZELGÖZ’E ULUSLARARASI ÖDÜL 

1963 yılında Amerika’da yapılan  bütün dünya ülkelerinin yaratıcı insanlarının yarıştığı bir yarışma düzenlenir. Türkiye’nin de yarışmaya aday bildirmesi istenir. Yazı Devlet Planlama Teşkilatına ulaşır. DPT yetkilileri Güzelgöz’ün yaptığı çalışmaları düşünerek yarışmaya onun katılmasına karar verir…. Evrakların yarışma yetkililerine ulaştırılmasından kısa bir sure sonra Amerikan Haberler Merkezi’nden 3 kişi incelemeler yapmak üzere Ürgüp’e gelir. Konuklar köyün muhtarını da yanlarına alarak Güzelgöz’ü hiç işe karıştırmadan incelemelere başlarlar. 

Köyde eşeğin sırtında gitmekte olan köylüyü durdurup ona bir kitap uzatarak kitap okumasını isterler, köylü okumaya başlar. Daha sonra sırasıyla köylü kadınlara, yaşlılara, gençlere kitap uzatırlar ve kimden uzattıkları kitabı okumasını isteseler hep olumlu sonuç alırlar.  Bu rapora, inceleme esnasında çektikleri birbirinden ilginç ve güzel fotoğrafı da ekleyerek yarışma jürisine sunarlar. 

Yarışma sonuçlanır ve Güzelgöz, “The Lane Bryant Uluslararası İnsanlık Hizmetinde Gönüllü Takdirnamesi” ni alır.  

21 Kasım 1963 tarihinde bütün dünya ülkelerinin yaratıcı insanlarının eserleri toplanır. İlk eleme sonrasında geriye beş aday kalır. Bu beş adaydan geriye en kuvvetli iki aday İtalya ve Türkiye’nin adaylarıdır. 

İtalya’nın adayı, ülkesindeki köprüaltı çocuklarını okutmuş, yetiştirmiş, üniversiteyi bitirmelerini sağlamış onların topluma kazandırılması için uğraşlar vermiş. Jüri üyelerinin yarısı büyük ödülün İtalyan adaya verilmesinden yana. Son ana kadar oyunun kimden yana olduğunu söylemeyen jüri başkanı Dwight Cooke söze şöyle başlar 

“Benim oyum Türkiye’ye. Eğer İtalyan adayın eğittiği, yetiştirdiği çocuklara eşekle kitap gitseydi köprüaltı çocukları olmazdı. Türkiye’den katılan aday köprüaltı çocukları olmasın diye çalışmalar yapmıştır.”

Ve Türkiye birinci olur. Güzelgöz, olanaksızlıklardan dolayı gidemediği ödül töreninin sonucunu kütüphanede görevi başında iken gelen telefonla öğrenir. Telefondaki ses, Amerika’da Dünya Ülkeleri  Yaratıcılar Birinciliğini aldığını bildirir. 

Ulusal ve uluslararası basında çıkan  yazılar sayesinde kütüphaneye destek yağmaya başlar.Amerikalı bir yardım kuruluşu Ürgüp ve çevresinde yapılan çalışmaları yakından takip eder ve çalışmaları çok sempatik bulur. Modern bir vasıtayla gezici kütüphane çalışmaları gerçekleşsin diye 1960 model yeni bir Jeep hediye edilir. Hediye edilen jeep sayesinde ulaşımı Jeeple rahat olabilecek köylere gidilir. Aynı zamanda eşek, katır ve atlarla yapılan gezici kütüphane çalışmaları da devam eder. 

Çok yönlü bir kişilik olan Güzelgöz, Halkevi ve Belediye Başkanlığı da yapar ve yörede halıcılık kursları açar.   Günümüze kadar gelen meşhur Ürgüp halılarının oluşmasının temelleri o yıllarda atılır. 

Bir gün, Ankara’dan bir müfettiş gelir. Olayı Güzelgöz’den dinleyelim. 

“Hakkımda şikayet olduğunu, başka işlerle uğraşıp kendi işimi yapmadığımı, savunmamı yazmam gerektiğini söyledi. Onca verilen ödüllerden, takdirnamelerden sonra böyle bir olaya çok üzüldüm. Teslim aldığım kitap sayısını iki bin üç yüzden iki yüz bine çıkardım. Kitaplığı genişletip ikinci katı çıktık.Okur sayısını arttırdık; insaf… Bugüne kadar saklayacak hiçbir şeyim olmadı.” 

Bunun üzerine emekliliğini ister, Eşekli kütüphaneci. ….Köyde kendisine bir güzel jübile yapılır.                   

Onun bütün bu çalışmalarından Fakir Baykurt haberdar olur ve “Eşekli Kütüphaneci” isimli romanını yazmaya başlar ancak romanını tamamlayamadan 11 Ekim 1999 da Almanya’da vefat eder, kitabı tamamlamak Fakir Baykurt’un kızı  Işık Baykurt’a düşer. Ve Baykurt’un ölümünden 11 ay sonra yayınlanır. Mustafa Güzelgöz, Fakir Baykurt’la olan tanışmalarını  ve hakkında yazılan kitapla ilgili duygularını şöyle dile getiriyor.  

“Almanya’da öğretmenlik yapan bir yeğenim vardı; Necile Delicioğlu. ‘Mustafa Güzelgöz ve Eşekli Kütüphaneci’ adlı bir kitap çıkınca, bir kitap da Almanya’ya yolladım. Fakir Bayburt, bu eseri okumuş; Necile’ye , ‘Okudum, okuduğuma doyamadım;bana da bir tane göndersin’ demiş. Ardından Fakir’in Cumhuriyet gazetesinde, ‘Çağdaş Bir Masal Kahramanı’ başlıklı yazısı çıktı. Sonra Ürgüp’e gelip bize konuk oldu. Bana,’ Bu. İnsanüstü bir çalışma. Bu kadar eşeği katırı bir araya getirip de nasıl başardın bunca işi ’diye sormuştu. Fakir Bayburt,bu ülkenin ender aydın insanlarından biri. Fakir’in kitabı, ailemizi  derinden etkiledi. Torunlarıma kadar ailece okuduk. Bu roman , bizim için bir ‘ağlama’ duvarı oldu. Hanımım ‘Bey!Elli yıllık çalışman boşa gitmemiş’ deyip ağladı; ben de ağladım.”  

Her hikayenin sonu olduğu gibi biz de masalımızın sonuna geldik.  

MUSTAFA GÜZELGÖZ, Anadolu’nun aydınlanmasının isimsiz kahramanlarından biri. …  84 yaşında solunum yetmezliğine bağlı kalp rahatsızlığından 17 Şubat 2005 tarihinde aramızdan ayrıldı 

Dileğimiz,  bu gerçek hayat hikayesinin filminin de yapılması.

Belki bir gün yönetmenlerimizden birinin dikkatini çeker de filmi de yapılır.

Sayın Tayfun Talipoğlu’nun  rahmetli Güzelgözle Bam Teli Programı için yapmış olduğu söyleşinin bır kısmını buradan izleyebilirsiniz. İyi seyirler...