MAKALELER > AYDEDE & AKBABA


GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE
 


Kütüphanemize zaman zaman değerli kitap dostlarından bağışlar gelir. Kimi zaman; dostların bazıları kitaplarını bizzat kendileri getirir. Adeta çocuğunu öğretmene teslim eder gibi bağışlar kitaplarını. … Bağışlarken de kitapları tanıtır, onlar hakkında bilgiler verir, ne zaman ve nasıl aldığını aktarır.bizlere…, çayını kahvesini yudumlarken.

Artık çocuğu gibi sevdiği kitaptan ayrılmak üzeredir, bir daha onunla bir arada olamayacaktır, aynı evi paylaşamayacak, onun kokusunu duyamayacak hatta onunla birlikte aynı duyguları paylaşamayacaktır.

Bazı dostlarımızda …vefat eden büyüklerinin kitaplarını bizlere bağışlar. Onlarda, vefat eden büyüğüyle bir kez daha vedalaşır buğulu gözlerle ve kütüphaneden ayrılır

Ama önemli bir nokta vardır…. Artık bağışlayanlar, kütüphanemiz raflarında, panolarımızda, web sayfamızda, bültenimizde ve daha da önemlisi kalplerimizde yaşayacaklardır… Artık bu bilgiler yeni nesile aktarılacaktır…. Bazı dostlarımız kütüphanede bile gelip çalışma teklifinde bulunur bizlere …Elbette deriz, sizleri burada görmek bizleri mutlu eder….
Bizlerde değerli kitap dostlarıyla bu duyguları paylaşırız çayımızı kahvemizi birlikte yudumlarken.

Dostlar gider, bizler de rutin işlerimize döneriz… Kitapların damgalanması, kimden bağışlandığı ile ilgili damganın basılması, bağış tarihi notunun konması ve otomasyon programına aktarma…İşte o zaman da bizim heyecanımız başlar, kitabın basım tarihi, konusu, yazar bilgilerinin aktarımı ve o değerli kitabın elimizde olması…

Bu sayımızda, o değerli kitaplardan ikisini siz okuyucularımıza tanıtmak istedik. Bu iki değerli eser 07.08.2003 tarihinde değerli kitap dostu sayın Yasemin Erimer tarafından bağışlandı

Değerli bir yazar şöyle demiş “Yeni bir kitabı okuduğum zaman yeni bir dostla tanışmış olurum. Ama eski bir kitabı okuduğum zaman, eski dostuma yeniden kavuşmuş gibi hissederim” İşte bizde genç okuyucularımıza yeni dostlar edindirmek, tanıyanları da eski dostlarıyla buluşturmak istedik.

AYDEDE ve AKBABA
Bu iki dergi Türk mizah tarihinin ilklerinden sayılır ve özellikle AKBABA dergisi mizah dünyasının okulu niteliğindedir. Dergilerle ilgili bilgileri verirken, mizah sayfalarından da bazı karikatürleri ve reklamları da sizlerle paylaşmak istedik. Bundan böyle 5. sayımızdan itibaren dergilerdeki reklamlara ve karikatürlere daha sıkça yer vereceğiz. İnanıyoruz ki; Reklamlar ve karikatürler o dönemin ekonomisini, reklamcılık tarihini, psikolojik ve sosyolojik yapısını bizlere yansıtmaktadır.
 


AYDEDE


Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkan en etkili mizah dergisi. İlk sayısı 2 ocak 1922’de yayımlandı. Haftada iki defa çıkıyordu. Sahibi ve başyazarı İttihatçılara karşıtlığıyla tanınan, onların iktidarında çeşitli baskılar altında bırakılıp sürgüne gönderilen Refik Halit (Karay) idi. Refik Halit Mütareke döneminde, bir ara posta ve telgraf umum müdürlüğü yaptıktan sonra tekrar gazeteciliğe dönmüş ve Aydede’yi çıkarmaya başlamıştı.

Dönemin siyasal olayları içinde yoğrulan Refik Halit, İtilafçıların olumsuzluğuna da tanık olmuş, dergisinin ilk sayısında iki akımı da reddettiğini açıklamış; bunların bir devamı saydığı “milliciliği” de aynı mantıkla dışladığını kaydetmiştir. Aydede’nin, bu üç yola da hevessiz ve üçünün gidişinden de bezgin olarak, edebi, mizahi, yani nezih ve eğlenceli bir yol izleyeceğini,, ne onu ne bunu ne ötekini benimseyip, her yolun kabahatini yüzüne vuracağını belirtmiştir.

Kurtuluş Savaşı döneminde, çözüm önermeden sadece eleştiriyi hedefleyen Aydede, yazar ve çizerlerinin kaliteli olmasına karşılık, ilkesi bulunmadığı için, İstanbul’daki sınırlı bir kesim dışında genellikle tepkiyle karşılanmıştır. Milli Mücadele’yi İttihatçılıkla özdeşleştirdiği için bütün yazı ve karikatürlerinde Kemalistleri eleştirmiştir. 30 Ağustos’tan sonra gazete Mustafa Kemal’e övgü yazı ve resimleri basmıştır, ama 9 Kasım 1922’de yayımına son vermiştir.

Yazarları arasında Orhan Seyfi (Orhon), Halil Nihad (Boztepe), Fazıl Ahmed (Aykaç), Rıza Tevfik (Bölükbaşı), Osman Cemal (Kaygılı) gibi isimlere rastlanır. Karikatürist olarak, Rıfkı, Cem, Münif Fehim (Özerman), Ramiz (Gökçe) , Ratip Tahir (Burak) sayılabilir.

150’likler listesinde yer aldığı için yurtdışında yaşayan,1938’de affedilince Türkiye’ye dönen Refik Halit, Aydede’yi ikinci kez 8 Mayıs 1948’de yayımlamaya başladı. Cemal Refik, Fikret Ali , Semih Mümtaz, Melih Cevdet Anday, Fazıl Ahmed Aykaç, Ercümend Ekrem Talu gibi yazarlar ve Togo, Turhan Selçuk gibi karikatürcülerin katkısına rağmen, dergi fazla başarı sağlayamadı ve 1Ekim 1949’daki 125. sayısında kapandı.

Refik Halit, yazılarında kimi zaman “Kirpi” ve “Aydede” imzalarını kullanmıştır.



KARİKATÜRLER


Kabahat kimde?
Kadın----Kitap bu yemeğin enfes olacağını söylüyordu

Aydede
6 Kasım 1948
No. 91 -- 53

Gazeteci -- Altı kişiyi öldüren serseri canavar
Çocuk ---Babacığım imdat
Baba ---- Korkma yavrum, o canavar değil, gazete satıyor

Aydede
6 Kasım 1948
No. 91 -- 53
 

AKBABA


Akbaba’nın 3 ayrı dönemde çıkan sayılarından örnekler;
8 Ocak 1924 tarihli 10. sayı (solda)
12 Eylül 1936’daki 140. sayı (ortada)
28 Mayıs 1953’teki 63. sayı (sağda)

İstanbul’da yayımlanmış mizah dergisi ( 7 Aralık 1922- 28 Aralık 1977). Kurucuları Yusuf Ziya (Ortaç) ve Orhan Seyfi’dir. Başlangıçta haftada iki defa çıkıyordu, sonra haftalığa döndü. Orhan Seyfi’nin kısa bir süre ayrılmasıyla dergiyi tek başına çıkaran Yusuf Ziya Ortaç’ın 1967’de ölümü üzerine yönetimini oğlu Ergin Ortaç üstlenmiştir.

Akbaba , İstanbul’un işgalden, kurtuluşundan ve Osmanlı saltanatının sona erişinden sonra, yeni Türkiye’nin havasını taşıyan bir içerikle sunuldu. Ankara’ya karşı saltanatın savunuculuğunu yapmış olan Refik Halid’in (Karay) Aydede ‘sinin yerine geçti. Dolasıyla daha başından itibaren Kemalist hareketin ve Cumhuriyet Halk Fırkası’nın yanında yer aldı.

Akbaba okuyucusuna, İstanbul merkezli bir yaşamı, İstanbul yaşamının şakalarını,nüktelerini sunmuştur. Halk düzeyine inmeyip memurlar, orta halliler ve aydın kesime hitap etti. İlk sayısındaki Halil Nihad’ın “Var ise eğer şehr-i İstanbul’da maaşın” nakaratlı “Memurların Şarkısı” şiiri, hedef aldığı kesimi iyi belirler. Bu niteliğiyle yeni bir “Cumhuriyet Dönemi İstanbullusu” biçimlendirmeye çalıştı. Sütunlarında, İstanbul sanat ve kültür çevrelerinin, orta ve üst tabaka insanlarının yaşamları yer aldı. Kent, sorunları, belediye hizmetleri yoğun şekilde konu edildi. Bu yanıyla Türkiye’deki değişmeden çok, İstanbul’un değişmesinin belgeseli halindedir. Anadolu’ya da bu açıda bakar.

Siyasi eğilimi dolayısıyla rejimle birlikte hareket etmiş, birinci sayısında belirttiği gibi ne kuş ne de deve olmak iddiası güdüp “yumuşak hicvi” seçmiştir. Bu yüzden siyasi ortamın kızıştığı dönemlerde (Serbest Fırka olayını etkisi [1931-1933] ve çok partili hayata geçiş [1949-1951] kitlelerin ilgisini kaybetmiş ve yayınına ara vermiştir. Akbaba, Bãbıãli adı verilen İstanbul basın dünyasında, yeni yeteneklere bir okul görevi yaptı. Yusuf Ziya ve Orhan Seyfi’den başka pek çok ünlü yazara sütunlarını açtığı gibi, birçok yeni yetenek de orada -özellikle Yusuf Ziya’nın yönlendirmesiyle- yazarlık ya da çizerlik yaşamlarına başlamıştır.

Kaynakça; Y.Z.Ortaç, Portreler, İstanbul: 1963
Ay, Bizim Yokuş, İstanbul: 1966
 

----- Ülen Memet, gel şuradan birer çift nalın alak
Akbaba
Cilt: 3, Yıl: 41, Sayı: 73
20 Aralık 1962

İki milyarlık vergi daha konuyor
Akbaba
Cilt: 3, Yıl: 41, Sayı: 71
5 Aralık 1962
 


Yeni otomobil plakaları harfli olacak. (Gazeteler)

------Siz büyük kimyagersiniz... Bir analiz yapın da üstad, arabamızı bulalım
Akbaba
Cilt: 3, Yıl: 41, Sayı: 71
5 Aralık 1962
 


Darülacezede gazeteciler için de yer ayrıldı. (Gazeteler)


Bir ömür böyle geçti
Akbaba
Cilt: 3, Yıl: 41, Sayı: 71
5 Aralık 1962


REKLAMLAR


 




Akbaba
Cilt: 3, Yıl: 41, Sayı: 78
24 O cak 1963

 



Akbaba
Cilt: 3, Yıl: 41, Sayı: 76
10 Ocak 1963