ATILIM ÜNİVERSİTESİ
Kütüphane ve Dokümantasyon Müdürlüğü
Elektronik Bülteni

Sayı: Haziran/2006

DEMET YILMAZ

 

“...KÜTÜPHANEMİZ ÇOK ÖNEMLİ CİDDEN. ÇÜNKÜ BENCE, BİR ÜNİVERSİTENİN KÜTÜPHANESİ, ONUN KAPTAN KÖŞKÜDÜR. ..”

  

 

Geçtiğimiz 27 Mart – 2 Nisan tarihleri arasında Kütüphane Haftasını kutladık. Bu hafta içerisinde; bilginin kullanımı, veri tabanları ve elektronik kütüphanecilik konularında çeşitli paneller düzenlenir. Bu etkinliklerde hep kütüphaneciler konuşur, ancak kullanıcıların görüşlerine yer verilmezdi. Bizde bu noktadan hareketle üniversitemiz öğrencilerinden Eliz Hemen ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Yeliz, üniversitemizde Yüksek Onur Bursu ile okumakta ve kendi deyimi ile İngilizce’ye aşık ve bu alanda ilerlemek istiyor.

 

Kütüphanemiz Referans Kütüphanecisi Demet Yılmaz’ın gerçekleştirdiği söyleşide, kütüphanenin ve kaynakların kullanımı, öğrencilerimizin hem bizim kütüphanemize, hem de genel olarak kütüphanelere bakış açıları  konuları üzerinde duruldu.

 

Eliz Hemen ile yaptığımız söyleşinin tam metni aşağıda yer almaktadır . Kendisi ile yaptığımız röportajı da görüntülü olarak izleyebilirsiniz

Kendinizi tanıtır mısınız?

Elbette. Ben, Eliz Hemen. Üniversitemizin Fen-Edebiyat Fakültesi Mütercim-Tercümanlık Bölümü son sınıf öğrencisiyim. 1976 Ankara doğumluyum ancak, babamın işi nedeniyle bulunduğumuz Zonguldak’ın ilçesi. Ereğli’de, Ted Koleji’nde gördüm üniversiteye kadar olan öğrenimimim tümünü.

 Neden Atılım Üniversitesi ve neden bu bölüm? İdealleriniz neler?

 .....yatay geçiş ile 2. sınıfa buraya geldim ve iki senedir de okulumda Yönetmelik Yüksek Onur Burslusu olarak okumaktayım. Gördüğünüz üzere, bir de çok konuşmaktayım:) Yani uzun lafın kısası, buradayım çünkü İngilizce’ye âşığım ve bu alanda ilerlemek istiyorum, eğer olursa...”

Açıkçası, benim üniversite öğrenimim biraz karışık oldu:) Şöyle ki, ben ilk önce Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okuyordum ve bir yandan da İngilizce’mi canlı tutayım, diye Amerikan Kültür Derneği’ne gidiyordum. Oradaki hocam bir gün bana: “Eliz, yanlış bölümde okuduğunun farkında mısın?” diye sordu ve o anda kafamda şimşekler çaktı! Doğruydu hakikaten. Bir anda, ait olmadığım bir denizde haybeye kürek çektiğimi görmeye başladım ve derhal hukuku bıraktım. Tekrar sınava girdim, fakat yeni sınav sistemine göre alan dışı tercih yaptığımdan yani Sosyal Bilimler mezunu iken sonradan dilden tekrar sınava girdiğimden, çok fazla puanım kırıldı ve sadece de Mütercim-Tercümanlık okumak istediğim için anca Bilkent Üniversitesi Uygulamalı Yabancı Diller Yüksek Okulu İngilizce-Fransızca-Türkçe Mütercim-Tercümanlık Bölümü’nü tutturabildim. Orada İngilizce hazırlığı atlamıştım zaten ve bir senede de Fransızca hazırlığı bitirip bölüme geçtim. 1. sınıfı orada bitirdikten sonraysa bazı sebeplerden ötürü Bilkent’i bıraktım ve yatay geçiş ile 2. sınıfa buraya geldim ve iki senedir de okulumda Yönetmelik Yüksek Onur Burslusu olarak okumaktayım. Gördüğünüz üzere, bir de çok konuşmaktayım:) Yani uzun lafın kısası, buradayım çünkü İngilizce’ye âşığım ve bu alanda ilerlemek istiyorum, eğer olursa.

Eğitime ilk başladığınız yıllardan itibaren kütüphaneyi sık kullanır mısınız, Kütüphaneden yararlanarak araştırmalar yapmanın size ne gibi getirileri var?

“.....internete hiçbir zaman çok güvenememiş ve ısınamamışımdır nedense. Yani bir şeyi kimin, ne zaman, hangi bakış açısıyla, ne doğrulukta yazdığı; nesnel mi yoksa fazlasıyla öznel mi olduğu gibi sorular hep takılmıştır kafama. İnternet kaynakları beni pek tatmin etmemekte yani. Bir de eline bir ansiklopediyi, kitabı yani basılı bir metni alıp da onunla birebir iletişime girerek o sayfaları karıştırarak yaptığınız bir okumanın yerini asla alamaz o bilgisayar ekranında kayan yazıları takip etmeye çalışmak. En azından ben böyle hissediyorum:) Ayrıca kaynaklar da daha güvenilir tabi ki burada. Kitabı kimin, ne zaman yazdığını, hangi yayın evinin bastığını görüyorsunuz...”

 

ıkçası kütüphane, bana hep kantinden daha cazip gelmiştir. O yüzden de okulda yarım saatlik bir boş vaktim olsun, hemen kütüphaneye giden bir tip olmuşumdur ben her zaman için. Kütüphanelerden sadece sessiz bir ders çalışma ortamı sağladıkları için değil, aynı zamanda engin bir araştırma olanağı sağladıkları için de hep yararlanmışımdır. Bir kere, öncelikle bizim zamanımızda zaten bilgisayar ve internet asla bu boyutlarda kullanılmıyordu. İkincisi de ben, ne yalan söyleyeyim, internete hiçbir zaman çok güvenememiş ve ısınamamışımdır nedense. Yani bir şeyi kimin, ne zaman, hangi bakış açısıyla, ne doğrulukta yazdığı; nesnel mi yoksa fazlasıyla öznel mi olduğu gibi sorular hep takılmıştır kafama. İnternet kaynakları beni pek tatmin etmemekte yani. Bir de eline bir ansiklopediyi, kitabı yani basılı bir metni alıp da onunla birebir iletişime girerek o sayfaları karıştırarak yaptığınız bir okumanın yerini asla alamaz o bilgisayar ekranında kayan yazıları takip etmeye çalışmak. En azından ben böyle hissediyorum:) Ayrıca kaynaklar da daha güvenilir tabi ki burada. Kitabı kimin, ne zaman yazdığını, hangi yayın evinin bastığını görüyorsunuz. Benzer konularla ilgili kitapları yakın raflarda bulabiliyorsunuz. Sonra, bir de elbette işin disiplin yönü var! İnsan orada bilgiye ve bilene saygı duymayı öğreniyor bence çünkü yoktan bir eser meydana getirmek ne demekmiş; o eseri eline aldığında, onun cismine dokunduğunda anca takdir edebiliyor insan bence. Yani hem kişisel hem de toplumsal eğitim için bence kütüphaneler cidden çok önemli bir görev üstleniyor.

Kitap okumayı sever misiniz? Genelde hangi tür kitapları okumayı tercih edersiniz? Bunları bizim kütüphanemizde bulabiliyor musunuz?

“...Yani biz kadınları kadınlara anlatan her türlü kitap benim ilgi alanıma girer. Kütüphanemizde de elbette var bunlar; örneğin Pınar Kür, İnci Aral, Duygu Asena gibi yazarların eserleri var burada...”

Benim değişik bir huyum vardır; ben, kitapçıda alacağım kitabın beni kendisine çağırmasını beklerim. Yani raflar arasında dolanır; yazarlarının isimlerine, kitapların kapaklarına ve arkalarındaki yazılara bakarım. En sonunda da elime aldığım kitap, hep kadın odaklı bir kitap olur nedense. Yani biz kadınları kadınlara anlatan her türlü kitap benim ilgi alanıma girer. Kütüphanemizde de elbette var bunlar; örneğin Pınar Kür, İnci Aral, Duygu Asena gibi yazarların eserleri var burada.

Konu araştırması yaparken interneti çok fazla kullanıyor musunuz? Sizin için internet, taramalarınızda yeterli mi?

“....taradığım kaynaklara dikkat etmeye çalışıyorum elbette. Çünkü başıma geldi bir kere! Bir ödevim için yararlandığım bir internet kaynağındaki bilgiler tümüyle yanlışmış meğer ve ben de bunları sınıfta sunum yaparken kullandım...”

 

Demin de dediğim gibi, interneti yeterli ve çok güvenilir bir kaynak olarak görmüyorum. Daha çok basılı eserleri tercih ediyorum. Ama bu demek değil ki hiç internetten yararlanmıyorum. Ben de aslında gittikçe artan bir şekilde interneti kullanmaya başladım ama taradığım kaynaklara dikkat etmeye çalışıyorum elbette. Çünkü başıma geldi bir kere! Bir ödevim için yararlandığım bir internet kaynağındaki bilgiler tümüyle yanlışmış meğer ve ben de bunları sınıfta sunum yaparken kullandım. Siz düşünün artık halimi! Hocam ikaz edene kadar hep yalan yanlış konuşup durmuşum meğer. Çok mahcup olmuştum:)

 

Kütüphanemiz sizin ihtiyaçlarınıza ne kadar cevap verebiliyor? Kütüphaneden yararlanabiliyor musunuz?

Tabi ki kütüphanemizden yararlanıyorum. Yalnız, kütüphanemizin her türlü ihtiyacımıza şimdilik maalesef cevap veremediği, hepimizin malumu. Ancak, kütüphanemizin her geçen gün ne kadar ilerlediğini de hepimiz farkındayız. Örneğin; okulumuzun öğrenci elektronik posta adreslerine çok kısa aralıklarla yolladığı, sürekli yeni veri tabanlarına üye olunduğu haberleri, bunun en açık kanıtı. Kütüphanemiz çok önemli cidden çünkü bence, bir üniversitenin kütüphanesi, onun kaptan köşküdür. 

Size göre kütüphanemiz ile öğrencilerin iletişimi nasıl? Kütüphaneyi rahat kullanabiliyorlar mı? (Kendi gözlemlerinize dayanarak)

...çalışanların da kütüphanemiz ve öğrenciler gibi genç olmaları, buraya bir dinamizm getiriyor.

Bence kütüphanemiz, çalışanları ve biz öğrenciler arasında son derece güzel bir diyalog var. Bir kere müdürümüz son derece muhterem bir hanımefendi. Sonra, çalışanların da kütüphanemiz ve öğrenciler gibi genç olmaları, buraya bir dinamizm getiriyor. Ayrıca hepsi çok tatlı insanlar; bizlere yardımcı olabilmek için özveriyle çalışıyorlar. Mesela ben ne zaman baksam, ellerindeki işi hemen bırakıp öğrencilerin sordukları kitap aramalarını yaptıklarına şahit oluyorum. Sonra ben, kütüphanemizi kullanırken hiçbir zaman sıkıntı çekmedim. Her zaman için yeterli masa, sandalye ve sıcaklık olmuştur burada.

Kütüphanemizin abone olduğu elektronik kaynakları kullanıyor musunuz?

Evet bazen kullanıyorum, fakat tek derdim, daha çok çalışır durumda bilgisayar bulabilmek:)

Kütüphanemiz tarafından bölümlere yapılan kütüphaneyi tanıtım sunumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizin açınızdan yararlı oluyor mu?

Bence o sunumlar, öğrenciler için bulunmaz nimet. Çünkü ne de olsa öğrenci olarak aklınıza her geleni her an herkese soramayabiliyorsunuz. Dolayısıyla o sunumlarda, aklınıza gelen gelmeyen her türlü sorunun cevabını toplu ve detaylı bir şekilde bulabiliyorsunuz. Bu da bilgiye ilk elden ulaşmış olmak adına çok önemli bir şey elbette.

Okula ilk başladığınızda kütüphanemizi nasıl buluyordunuz? Şimdiki izlenimleriniz neler? Kuruluşundan itibaren kütüphane bir değişim içerisinde mi?

Bu benim Atılım’daki üçüncü senem. Kütüphane gibi büyük ve önemli bir yapı için bu, çok uzun bir zaman değil belki ama gene de samimi olarak kaydedilen ilerlemeleri görmek için yeterli bence. Kütüphanemizin sürekli bir değişim, yenilik ve ilerleme yolunda olduğunu fark etmemek imkansız zaten. Devamlı olarak yeni veri tabanlarına üye olunuyor ya da bunlar deneme kullanımlarına açılıyor. Bu da gösteriyor ki kütüphanemiz de üniversitemizle beraber her geçen gün büyüyor.

Genel olarak eğitim sistemini değerlendirirseniz, nasıl bir eğitim sistemine sahibiz? Ezberci eğitim mi hakim yoksa araştırmaya, kütüphane kullanmaya yönlendiriyor mu?

......hocalarımız, şu konuyu kütüphaneden araştırın da gelin, diyorlar. Yoksa kütüphanenin yolunu öğrenmeden, iki üç kitap karıştırmadan, başkasının bir konu hakkında söylediklerini kendi muhakemesinden geçirmeden üniversiteden bile mezun olup giden o kadar fazla insan var ki maalesef...

Ne yazık ki ulusal eğitim sistemimizin ezberci kalıpların dışına çıkamadığını hepimiz biliyoruz. Öğrenciye soru sorma, bir şeyleri sorgulama, test kitabından başını kaldırıp da başka kaynaklardan önündeki konuyu araştırma gibi bir deneyim yaşatıldığını ben daha hiç duymadım. Bu da tabi ki düşünemeyen, çözüm üretemeyen, kendi adına kararlar alamayan ve inisiyatif kullanamayan bireycikler güruhu olmamıza neden oluyor. Ama ben hiç olmazsa buradaki şu üniversite eğitimimizden birazcık umutluyum. En azından burada olsun, hocalarımız, şu konuyu kütüphaneden araştırın da gelin, diyorlar. Yoksa kütüphanenin yolunu öğrenmeden, iki üç kitap karıştırmadan, başkasının bir konu hakkında söylediklerini kendi muhakemesinden geçirmeden üniversiteden bile mezun olup giden o kadar fazla insan var ki maalesef...

Başka hangi kütüphanelerden yararlanıyorsunuz? Kütüphanemiz ile bir kıyaslama yapar mısınız?

Ben buranın yanında Bilkent Üniversitesi’nin kütüphanesine gidiyorum. Birkaç kereler de Hacettepe’ninkini kullanmışlığım var. Şimdi ben o kocaman üniversitelerin kütüphaneleriyle bizim kütüphanemizi karşılaştırayım ama bu, bize biraz haksızlık olur çünkü biz onların yanında daha emekleyen bebek gibi bile değiliz bence. Eski okulum diye demiyorum ama elbette ki Bilkent’inki her açıdan muhteşem bir kütüphane. Ancak bizim üniversitemiz ve kütüphanemiz de ileride onlar gibi olabilir. Yeter ki kütüphanemizi geliştirme çalışmalarıdurmaksızın ve artarak devam etsin.

 Hayalindeki kütüphane nasıl olmalı?

 

“...her bir masada ayrı bir diz üstü bilgisayar ve boş disket, CD olmalı. Kesintisiz ve yüksek hızda internet bağlantısından bahsetmiyorum bile zaten....Kütüphanenin pencerelinden ağaçlar, çiçekler görülmeli ve mola vermek için dışarı çıktığımda, kafamı dinlendirecek kuş cıvıltıları gelmeli etraftan... kütüphane 24 saat açık olmalı...”

 

Hayalimdeki kütüphanenin, bir kere, her araştırmacısı için ayrı bir masası; vestiyeri; raflı ve kilitli bir mini dolabı olmalı. Sonra, masasının yanında ufak bir su ısıtıcısı; yeteri kadar plastik bardak; onun yanında çeşitli içecekler ve kulaklıklı radyo-kaset-CD çalar olmalı. Sonra; yumuşacık, geniş ve büyük koltukları olmalı masanın. Ayrıca her bir masada ayrı bir diz üstü bilgisayar ve boş disket, CD olmalı. Kesintisiz ve yüksek hızda internet bağlantısından bahsetmiyorum bile zaten. Kütüphanenin pencerelinden ağaçlar, çiçekler görülmeli ve mola vermek için dışarı çıktığımda, kafamı dinlendirecek kuş cıvıltıları gelmeli etraftan. Kütüphanenin bir de kafeteryası olmalı, öğrenci fiyat tarifesi uygulayan. İstediğim kitabı bir aylığına bana vermeliler ve de istediğim kitaptan istediğim kadar fotokopiyi bedava çektirmeliyim. Son olarak da kütüphane 24 saat açık olmalı ve kütüphanenin şehrin muhtelif yerlerine ring şeklinde bedava otobüs servisi olmalı. Sanırım fazla hayalperestim ama olsun, siz sordunuz ben de cevapladım işte:)