ATILIM ÜNİVERSİTESİ
Kütüphane ve Dokümantasyon Müdürlüğü
Elektronik Bülteni

Sayı: Haziran/2006

EŞEKLİ KÜTÜPHANECİ ÖLMÜŞ 

Yrd. Doç. Dr. Cumhur AYDIN
Atılım Üniversitesi
Mühendislik Fakültesi öğretim üyesi
 

…………Yetmez, köylere kitap gitmesi gerekir,  kitap götürülmek zorundadır. Ne yol vardır doğru düzgün ne de iz. Araç maraç hak getire. …Kitap ulaşması, halkın aydınlatılması zorunludur. Bu ekmek, su, hava, ısınmak gibi bir gereksinimidir insanoğlunun, öyle olmalıdır. Akla, hafısalaya sığmayacak bir yöntem geliştirir bizim Mustafa Amca. Eşekler satın aldırır idareye, kadrolu merkepler. Eşeklerin sırtında sayıları yirmiyi aşan köylere kitap ulaştırır Mustafa Güzelgöz. Önce gülünür, sonra şaşırılır ama olsun bu çok önemli bir iştir ve bal gibi de başarılmıştır.

Köylüler okudukları kitapları, onbeş gün sonra eşekli kütüphaneci tekrar geldiğinde iade ederler ve yenisini alırlar. ……..

Fakir Baykurt’un geride bıraktığı son kitabında anlatılanları paylaşarak Kahve Molasındaki ilk yazılarımın birine konuk etmişim Eşekli Kütüphaneciyi. Fakir Ustacık bu kitabın son halini tamamlayamamış, ancak görüp tanımış kütüphane memuru Mustafa Beyi ve dökmüş satırlara bu Ürgüp’te geçen, sıradan gibi görünen bir yaşamın içindeki kahramanlık öyküsünü. Gelin bir kısmı benim eski satırlarımdan bir daha anımsayalım bu ‘Masal Kahramanı’ Eşekli Kütüphaneciyi.
 
Ürgüplü Mustafa Güzelgöz, 1950'lerde kütüphane memuru olarak işe alınır.  Tek odalı, üç beş kitaplı küçücük çalışma alanını, hemen tümüyle kendi gayretleri ve kovalamasıyla önce bir binaya ve derken iki katlı bir mekana büyütür. (Ürgüp’te turistik peri bacaları turunda bir nefes almak isterseniz, hala ayakta ve kütüphane olarak kullanılmakta olan bu binayı görüp, ziyaret edebilirsiniz.) Kitap sayısının arttırılması ve başta öğrenciler olmak üzere insanlar tarafından okunmaları için inanılmaz gayretler verir. Unutmayın 1950’lerdeyiz ve henüz lifestyle’lı gazeteler ‘oku’ emriyle kitapçıklar dağıtmaya başlamamış!

Yetmez, köylere kitap gitmesi gerekir,  kitap götürülmek zorundadır.
Ne yol vardır doğru düzgün ne de iz. Araç maraç hak getire. Kitap ulaşması, halkın aydınlatılması zorunludur. Bu ekmek, su, hava, ısınmak gibi bir gereksinimidir insanoğlunun, öyle olmalıdır. Akla, hafısalaya sığmayacak bir yöntem geliştirir bizim Mustafa Amca. Eşekler satın aldırır idareye, kadrolu merkepler. Eşeklerin sırtında sayıları yirmiyi aşan köylere kitap ulaştırır Mustafa Güzelgöz. Önce gülünür, sonra şaşırılır ama olsun bu çok önemli bir iştir ve bal gibi de başarılmıştır.  Köylüler okudukları kitapları, onbeş gün sonra eşekli kütüphaneci tekrar geldiğinde iade ederler ve yenisini alırlar.

Aydınlatma feneri bu garip, yiğit anadolu insanı bunlarla da yetinmez. Zamanla kapatılan, terkedilen köy halkevlerini, muhtarları ikna yoluyla onartır ve okuma odalarına dönüştürür. Özellikle kadınların bu odaları ziyareti sağlansın diye, Ürgüp dışında yaşayan hemşerilerin destekleriyle dikiş makinaları ve radyolar alınır. (1950-60'lı yıllar). Yüzyıllardır ihmal edilen, kapatılan, hor görülen kadınlarımızın aydınlanması, toplumun aydınlanmasında en önemli anahtar, en yaşamsal adım olacaktır, böyle düşünür Ürgüplü Mustafa.

Nihayet okuyan, düşünen bu toprak insanının yan yana gelip üretmesi, ürettiğini biriktirip satması, karnını doyurması da ertelenemez yaşama ödevidir. Bu deli adam, üzüm ve şarap işletmeciliği için kooperatifler kurdurur. Kimi ağızlar torba değildir ki büzülsün, otuz yıldır eşekleriyle eşek gibi çalışan Ürgüplü Mustafa’nın ‘uyanmaya başladığına’, akçeli işlere göz kırptığına yorarlar birileri bu girişimleri. Oysa ilerleyen yıllarda kendi düşün emekleri, onun alın teriyle ilk tohumları atılan hiç bir kooperatifte görev ve ortaklık almayacaktır Mustafa Amca.

İnsanlar okuyacak, insanlar üretecek, insanlar insan gibi yaşayacak! Temizlik için hamamlar açtırır, çevrenin gelişip, güzellenmesine didinir durur, bu okuma, okutma uğraşlarından arta kalan zamanlarda.

Eh, bu kadarı da fazladır artık. Sonu, bilinen son. Özellikle Türkiye'de hiç bir iyi iş cezasız kalmaz. Eşekli Kütüphaneci, görevi dışında işler yapıyor diye soruşturmaya uğrar, 50 yaşında erken emekliliğe zorlanır. Onu zorlayanlar bile, gerek işittiklerinden ve gerekse Ürgüpte, çevresinde yaratılanlardan tüm dolduruşlara ve peşin hükümlülüklerine karşın yine de öylesine etkilenirler ki, kendisi için1972'de Milli Eğitim Bakanı ve valilerin katıldığı bir ‘jübile’ düzenlenir, öyle atılır kendi yarattığı kütüphanesinden dışarı.

" HALKA KİTAP GETİRMEK, ÇÖLE SU GETİRMEKLE EŞDEĞERDİR." 

…….Bir tek kişinin azmiyle bazı şeyleri değiştirebileceğine umudumu tazelemek için bütün kötü sonuna karşın, kütüphanemden  ara sıra ‘Eşekli Kütüphaneci’yi alıp, okudum, sayfalarını çevirdim son birkaç yıldır. Anadolu insanının bu başkaldırma öyküsünün altındaki giz ve bu gizin isimsiz kahramanlarını gözümde canlandırmaya çalıştım…….

Yaşamının geri kalanını sessiz köşesinde geçirir Kütüphaneci Mustafa. " Halka kitap getirmek, çöle su getirmekle eşdeğerdir." şeklinde kendi sözleriyle yıllar yıllar boyu didinmiş, kolu kanadı kırılıp, iyice benzetilince soluksuz kalmıştır. İşin açıkçası daha çok şeyler üretebilecekken bir kenara itilmiştir,

Bir tek kişinin azmiyle bazı şeyleri değiştirebileceğine umudumu tazelemek için bütün kötü sonuna karşın, kütüphanemden  ara sıra ‘Eşekli Kütüphaneci’yi alıp, okudum, sayfalarını çevirdim son birkaç yıldır. Anadolu insanının bu başkaldırma öyküsünün altındaki giz ve bu gizin isimsiz kahramanlarını gözümde canlandırmaya çalıştım. Başta Hasan Ali Yücel ve Tonguç Hoca olmak üzere Köy Enstitüsü Mucizesini yaratanları anımsadım, Kütüphaneci Mustafa Ağabey’in çabalarına parmak ısırırken.

Bugün ne halde ve niçin bu halde olduğumuzun en kestirmeden yanıtı şüphesiz Köy Enstitülerine ve Eşekli Kütüphanecilere, yani aydınlanma ve aydınlatmacılara yaptıklarımızdan ibaret. Sanırım bu en kestirmeden ve ancak en doğru yanıt…

Amerika’ya olması gereken sevgimizin nasıl büyütüleceğini merak ederken, Başkan Bush’un ilgililere yedi dakika da olsa ayak üstü zaman ayırmasını medya ve ‘uzmanlar’ davul zurna ile kutlarken…

Bir baktım ki, birkaç gün önce gazetemde bile küçücük yer alan haber ‘Eşekli Kütüphaneci’nin 83 yaşında öldüğünü yazıyor.

Yanlış…

O, onun gibi insanlar, aydınlanma, yıllar önce öldürülmüş, bizler de seyretmiştik.

Şimdi de bir yerlerimizde kınalar, televizyon dizileriyle gülüp oynuyoruz.

Ağlanacak halimize!