ATILIM ÜNİVERSİTESİ
Kütüphane ve Dokümantasyon Müdürlüğü
Elektronik Bülteni

Sayı: Haziran/2006


Kaynak:

Düş hekimi Yalçın Ergir'den alınmıştır.   

http://www.ergir.com

ANKARA ÖZEL

 

"Piknik"  -  2 Tuna Caddesi, 1/A, Yenişehir / Ankara

 

Bir sene önceydi.

Daha sonra Çınar Yayınları’ndan çıkan “Düş Hekimi - 4” kitabımda da yer alacak “Piknik” yazısını yazmış; 1953 - 1986 yılları arasında, Ankara'nın Yenişehir semtindeki orijinal “Piknik"in, o efsane şarküteri - lokantanın, dolayısıyla bir dönemin "ne yazarsam yazayım, mutlaka çok şeylerin eksik kalacağı" öyküsünü anlatmaya çalışmıştım.

 Ve eksik kalmıştı yazım.

Dönemin ve günümüzün aynı açılardan çekilmiş fotoğraflarını eklediğim, internet ortamında dünyanın ücra köşelerine kadar ulaşmış bu yazı için ne yazık ki Piknik’in ta kendisinin fotoğraflarını, ne kurucusundan, ne okuyuculardan, ne de ülkeye döner dönmez soluğu şimdiki Piknik’te alan eski müşterilerinden bulabilmiştim.

16 Kasım 2004 akşamı Cumhuriyet Ankara’sının çınarlarından Reşat Önat, elli üç senelik eşi Aytekin Önat’ı kaybetmişti. Ama yaşam sürüyor, Reşat Amca bir tek 10 Kasım’larda kapattığı Piknik’te 18 Kasım’da da, 19 Kasım’da da müşterilerine birbirinden nefis biftekli sandviçlerini, Tanas Usta’nın “Pudinga”larını, Ankaralılara bir zamanlar kendisinin tanıştırdığı krem karamellerini hazırlamaya devam ediyordu.

Ve 2005 Nisan’ında, kızı Gülen, iflas günlerinde neler çekmiş rahmetli Aytekin Hanım’ın sandığında bir torba buluyordu.

Torbada bir hazine vardı; hiç kimselerde bulunmayan orijinal Piknik‘in fotoğrafları, paha biçilmez bir sevgi, saygı ve heyecan döneminin Bulvar fotoğrafları, hatta Atatürk’ün köpeği Fox ile olan bir fotoğrafı ilk kez günyüzüne çıkıyordu.

Ben de, bir Nisan gecesi bu hazineyi emanet alıyor; bir yandan Toulouse-Lautrec’li siyah-beyaz “Moulin Rouge” filminin müziğini dinliyor - bir yandan da değil bir sonraki kuşağa, bu kuşağa dahi anlatacağı çok şeyler olan fotoğraflara bakıyordum. Milyonlar ekranlara kilitlenmiş, plastik gelinleri, çakallı vadileri izlerken, içimde tarifsiz hisler, gözyaşlarıma hakim olamamanın mutluluğunu yaşıyordum.

 ** ** **

MF֒nün Fuat Güner’inin babası fotoğraf sanatçısı Sami Güner’in çektiği bir renkli fotoğraf duruyordu önümde. Piknik’in tabelası bana bakıyordu. 1950’li yılların sonuydu ve saat 12’ye 20 kala Bulvar’da tertemiz giyinmiş erkekler, hanımlar, çocuklar yürüyordu. Kimse omuz omuza değildi Yenişehir’deki o öğle vakti. İnsanlar caddelere taşmıyor, kağıt mendil satan çocuklar gelin arabalarının önüne atlar gibi araçların sileceklerine yapışmıyordu. Bir tane bile işportacı yoktu ortada – şehir mutluydu. Her ne kadar Bulvar’ın genişletilebilmesi için orta refüjdeki, Ankaralıların gözü gibi baktığı kestane ağaçları kesilmiş olsa bile, kaldırımdaki bin bir beyaz çiçeğiyle at kestaneleri ikindi vakti gelecek serçelerini bekliyordu.

Vatan Gazetesi’nin tabelası ilişiyordu gözüme. Hani akşam olunca "Vatan geldi yar - Vataaan geldiii yaaar" diye şarkı söylenerek Piknik Durağı’nda satılan akşam gazetesi Vatan’ın tabelası. Pazar günü, "Hadiii; maçaaaaa, maça, maça, maça" diye 19 Mayıs Stadyumu’na, belki Demirspor, belki Hacettepe, belki Güneşspor, belki de PTT maçına seyirci taşıyacak “Amerikan arabası” taksiler görülüyordu yolun sağında.

Binalar, henüz Bulvar’ı rüzgar esmez bir beton kanyona dönüştürmemişti. Güneş girebildiği için dükkanlarda güneşlikler, jaluziler gözleniyordu. Karşıda, ABC Mağazası’nın önünden geçenleri, kaldırımdaki kısa pantolonlu çocukları, Spor-Toto oynayanları, elinde çantasını gevşek bir şekilde tutabilen hanımları görebiliyordum. Binanın Bulvar’a bakan cephesi Hukukçular Cemiyeti, Tuna Caddesi’ne bakan Piknik’in tam üstü ise Gazeteciler Cemiyeti’ydi. Daha içeride Restoran Bekir, altında Sanatsevenler Derneği az ötede de Foto Behçet vardı. Hanımlar henüz “hanım” gibi, tiril tiril etekliydi. Beyler de ip gibi kravatlı, çoğu özenle inceltilmiş bıyıklı ve alabildiğine saygılıydı. 6. noter’in “6” rakamı bile sıcacıktı. Otomobilin mavisi, şeker minibüsün sarısı hep yaklaşan 1960’ların renkleriydi.

 

Bu fotoğraf Piknik’e girer girmez sağdaki sandviç bölümünde meşhur Bekir Usta (Bekir Sakalsız); öğleden sonra üçü yirmi dört geçe çekilmiş. Piknik sakin; sandviçler işten, okuldan çıkacaklara hazırlanmış bile – ama kasadan fiş alınacak önce. “Lütfen fiş alınız” yazısının hemen üzerinde, duvarda açık renkli bir saha var. Orası 27 Mayıs İhtilali’nin olduğu gün kaldırılmış bir fotoğrafın izi. Yani, Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın beyaz eldivenleriyle Piknik’e gelip, meyva suyu içtiği gün çekilmiş "Cumhurbaşkanımızın Ziyareti Hatırası" fotoğrafının izi.

 

Bu fotoğrafta, Piknik’in ilk garsonları toplu halde. Bıyık bırakmak yasak; bu yüzden fotoğraftaki bıyıklılar dokuz günlük izindeki çalışanlar. Tertemiz bakışlar Piknik’in girişinde, nelerin başında olduklarından habersiz – ortalarında genç çınar Reşat Önat.

 

 Burası da girişte soldaki şarküteri reyonu. Salamlar, sosisler, sucuklar, Tanas Usta’nın Rus Salatası, kendi imalatları patates cipsleri, mekanik Bizerba tartı, İsveç malı salam kesme makinası, arkada tekerlek kaşarlar, cirozlar, dolapta zeytin, peynir; önde masumiyet, papyon kravatı, bembeyaz ceketiyle garson Zeki Acınan ve gülen yüzü. Arkadaki ise daha sonra ağlaya ağlaya Yunanistan’a gidecek olan Tombul Niko. Müşterilerin paketleri, Trakya’da, Hacı Bekir Şekercisi’nde de gördüğüm gibi; spiral yeşil ya da kırmızılı koca rulo pamuk paket ipleriyle iki harekette - belki saniyenin onda birinde – bağlanıp, parmakla makaradan kopartılmakta.

 

Ve tabureler, sıkılacak narlar müşterilerini bekliyor. Ne Arjantin’ler içilecek, ne pamuk gibi şişler, ne tavalar gelecek, kimler - kimlere evlenme teklif edecek, aynı masalarda omuz omuza, memur, asker, polis, öğrenci, diplomat kimler gelecek - kimler geçecek. Nar suyu sıkma ise bir süre sonra elleri simsiyah boyadığı için bırakılacak.

 

Ekim 1960; 27 Mayıs İhtilali olmuş. Yani bir dönem bitmiş, bir başka dönem başlamış. Arkada karidesinden krem karameline, uçuşları için yemek servisi verdikleri Pan American Hava Yolları’nın takvimi asılmış. Kasada Reşat Önat, arkasındaki ise Bulvar’ın karşı kaldırımında - şimdiki Çocuk Esirgeme Kurumu’na ait binanın olduğu köşede - yer alan devrin unutulmaz pastanesi “Özen”in kurucusu dayı Hilmi Öz. Önde, silindir şapkalı kadınlı, balonlu Golden sakızları, Orbid sakızları, Amerikan Wrigley’s Juicy Fruit sakızları, 135 Kuruşa üçgen Nestlé Chocmel Çikolatalar, kare Nestlé çikolatalar, arkada 75 Liraya Queen Anne ve Red Label viskileri, Tamek Konserve’ler.

 

Piknik’in Tuna Caddesi’ne paralel koridoru; yıl 1954 ya da 1955. İstanbul, “Masis” imalatı masaların gölgesinden belli ki Yenişehir’de güneşli ve sakin ikindi yaşanmakta. Atatürk Orman Çiftliği birasını yudumlayan adam, bir masanın üzerinde o sırada içerde olduğunu sandığım hanımın kapıp kaçılmayacak siyah çantası. Pan American’a gidecek kocaman yiyecek sandığı, bilet satışı yapılan komşu Deniz Yolları’nı gösteren ok (O bölüm de daha sonra Piknik’e dahil olacak). Karede Carpigiani dondurma makinası henüz yer almamakta.

Bu, koridorun ortasında Piknik’e giriş ve Reşat Önat. Camda bir afiş - Gazi Orman Çiftliği’nde kimbilir kimin “Büyük Konser”i var – arkada damat edasıyla, parti – takım tutması, bıyık bırakması yasak, “hanımefendi”siz, “beyefendi”siz konuşmayan garsonlardan Hüseyin Ağabey. Bu kadar kaliteli servisin, orta sınıfa - hele kimi zaman parası çıkışmayan, hatta cebine gururu kırılmadan yol parası konulan öğrenciye - hizmet veren bir müessese olduğu düşünülürse.

 

Bu bar görüntülü bölge aslında içki içmeye ayrılmış bir bölüm değil. Fotoğrafın aksine, genelde hanımların, beylerden daha fazla rağbet ettiği, oturulup yemek yenilen bir bölüm. Sütunlar ceviz ağacı – dış budak ile sarılmış. Ağaç ustası muhacir Deli Fazıl Usta’nın işi. Ağacı fırınlama olmadığı için güneşte üç ay bekletilip, eğrilen ağaçlar - yani yarısı – atılıp, sağlam kalanların kullanıldığı bir emek – bir zevk ürünü.

  

27 Mayıs’ın hemen sonrasında, Piknik tarafından Atatürk Bulvarı’nın Çankaya yönü. Geçit yapan bütün araçlarda 27 Mayıs yazısı, yerli malı yurdun malı Sümerbank arabası, akşama da fener alayı. Ülkede yeni bir dönem ve kaptıkaçtının (pikabın) tepesine çıkıp geçidi seyreden iki çocuk; kızın beyaz eteği jiponlu, başında da şapkası. Semte adını veren ama ileride yıkılıveren güzelim Kızılay Binası ve yemyeşil, havuzlu, büfeli, beyaz banklı parkı. Özen Lokantası, geçit nedeniyle kaldımdaki masalarını toplamış; içeriden müşterileri ve çalışanları geçide bakmakta. Cadde boyu “onlarca” değil – “tek” otobüs durağı. Ne bir taksi kavgası, ne bir dersane tabelası. Pencerelerde, çoğu memur, hep aileler. Sabena Havayolları’nın tabelası, elektrikle çalışan boynuzlu troleybüs telleri.

  

Piknik’te Atatürk Bulvarı’nın Sıhhiye yönü; Bulvar’dan İzmir Caddesi’ne bağlanan yol araç trafiğine açık. Yol boyu ağaçlar, bayraklar, alkışlar; şehirde büyük bir heyecan. Üzerinde Özen Pastanesi’nin Argiri Tamburoğlu Usta'sının oturduğu, Güneş Berberi, berber Mustafa’sı, Foto Çığır’ı ile Ercan Pasajı. Pasajın birinci katında ise genç kızların rüyası Faize Sevim Moda & Gelinlik Evi, Kuaför Zeki Taşçı, az ileride de Boğaziçi Pastanesi ve bin dokuz yüz altmışlar...

 

Piknik’in kurucuları Reşat ve Vahit Önat kardeşler daha sonraki yıllarda RV Lokantası’nı kurduklarında, Sophia Loren gibi unutulmaz konuklarından birisi: televizyon dizisi “Kaçak”ın suçsuz ama aranan, sürekli Komiser Gerard’dan kaçan Kaçak Doktoru Richard Kimble (David Janssen). Kaçtıkça, her bölümün sonunda bir kez daha kurtuldukça, Türkiye’deki gönüllere derin bir oh çektiren mazlum doktor.

 

1955; soldan sağa Reşat Önat, Aytekin Önat, Gültekin Sürmeli, Metin Sürmeli ve Piknik’in beş dili ana dili gibi konuşan şef garsonu Vasil Lupi.

Yani ilk Piknik yazımdaki, Amerika'ya eğitime gidecek genç Türk subaylarının İngilizce öğrenmelerini teşvik için, Türkçe verdikleri siparişlerini almayan, siparişi Türkçe verenden ceza olarak ortaya yirmi beş kuruş atmasını isteyen ve nasıl para veren müşteriye teşekkür etmeyen garsona Reşat Önat alttan tekme atıyorsa, müşteriye teşekkür etmeyi unutan kasiyerin eline cetvelle vuran, çok keyiflendiğinde yüksek sesle Arnavutça şarkılar söyleyen ve bir gün Avustralya’ya göç eden Haymatlos (vatansız) Vasil Lupi.

 

Ve Aytekin Hanım’ın torbasından çıkan bu fotoğrafta eşi Reşat Önat, çok zor zamanları paylaştığı kızları Gülen ve Leyla Önat.

 

** ** **

Bu fotoğrafların arasında Atatürk aşığı Aytekin Hanım’ın sakladığı günyüzüne çıkmamış bir de Atatürk fotoğrafı var ki köpek besleyenin doksan dokuz köyden kovulduğu günümüzde, bir başka özel, bir başka güzel:

 Atatürk ve sevgili köpeği Fox.

 

 

Ata’nın, o Çankaya Köşkü’nde bilardo masasına atlayıp oyunları bozan,

pek çok konuğu da ısıran av köpeği Fox’la birlikte çekilmiş yegane fotoğrafı.

 ** ** **

 Bir ülkenin, bir şehrin, bir bulvarın, ellerden avuçlardan kayıp gitmiş,

çok özel, çok güzel bir döneminin tanığı Piknik’in

buruk bir şekilde ele geçmiş fotoğraflarının anlattıkları şimdilik bu kadar.

Bulvar’ın serçeleri çoktan gitti;

ama son tanıkları,

son kuşları hala aramızdalar.

Yolunuz Armada’daki Piknik’e düşerse, 1953’ten beri hala etin, sütün en iyisini seçip, her gün en kalitelisini sunmaya özen gösteren yaşlı bir beyefendi göreceksiniz.

Konuşun onunla;

ondan çok şey öğrenecek,

gelecek kuşaklara pek çok şey öğreteceksiniz...

 

(bir şanslı adam) düş hekimi yalçın ergir   http://www.ergir.com

(bir güzel ülke - bir güzel şehir) 14 Nisan 2005